19 Nisan 2021

​Nefret Ateşi

‘Adriyatik’ten Çin seddine’ Türk coğrafyası kelimesi bizim duygularımızı okşasa da Müslüman deyince akıllarına Türk’ten başka bir şey gelmeyen haçlı kafanın nefret ateşini harlıyor.  Müslüman ve Türk halklarının haklarını gasp etmek için akla ziyan projeler üretiyorlar.

İslam Coğrafyasının kalbine, İsrail işgal devletini oturtan sinsi aklın, Ermenistan ve Yunanistan gibi Türkiye’den toprak talep eden işgal devletlerinin arkasında kayıtsız şartsız durmasının sebebi de, PKK-FETÖ terör örgütlerine destek de Müslüman Türk’e karşı duyulan nefretin ürünüdür. Sykes-Pikot sinsi planından, Papa’nın pul üzerindeki gayrı meşru haritasına, kimsenin sahiplenemediği  Doğu Akdeniz  Sevilla haritasına kadar batının Türk’e ve Türkiye’ye yaklaşımının somut delilleri.

Ukrayna Krizi bizi ne kadar ilgilendiriyorsa, AB’nin siyasi, ABD-İsrail’in askeri desteğiyle Ege ve Akdeniz’de karşımıza çıkartılan Yunanistan saldırganlığı da, Azerbaycan’ın huzuru da, Libya, Mısır, Körfez’deki gelişmeler de, Pakistan-Hindistan çekişmesi de Uygurlar, Tatarlar, Afganistanlılar, Suriyeliler de bizi o kadar ilgilendiriyor.

Dünya gözünü Ukrayna-Karadeniz üzerinde Rus-ABD gerilimine dikmişken, Putin’in kalkıp da Ukrayna’nın Donbas-Rusya sınırını kapatması durumunda Srebrenitsa katliamının tekrarlanacağı uyarısı boşuna değil.

Slovenya Başbakanı, Janes Jansa’nın AB yetkililerine gönderdiği yazıcısı ve kaynağı belli olmayan yeni bir plana göre, Balkanlar’da Türkiye ile yakın ilişki kurduğu gerekçesiyle Bosna-Hersek’in cezalandırılma sürecine girildiği görülüyor. AB’nin karanlık mahfillerinde üretilen yeni plana göre, Bosna toprakları Sırp-Arnavut ve Hırvatlara peşkeş çekilerek geriye kalan bir avuç Boşnak, Türkiye ile AB arasında tercih yapmaya zorlanmak isteniyor.

Bu yazıya göre, Kosova Arnavutluk’a bağlanacak, Bosna Hersek içindeki Sırp Cumhuriyeti Sırbistan’a ilhak edilecek, Hırvatların yaşadığı bölgeler ise Hırvatistan’a verilecek. Türkiye ile münasebetleri iyi olanlar ise radikal İslamcı olarak nitelendirilerek dışlanacak. Adriyatik’ten Çin seddine algısını yıkmak için Hırvatlar çoktan harekete geçti. Finansı Çin’den, siyasi desteği ise AB’den gelen bir köprü yapımı planı ile Bosna Hersek’in deniz bağlantıları kesiliyor. Türk aleyhtarlığında Çin’in, AB’den, Rusya’nın ABD’den farklarının olmadığı bilinciyle politikalarımızı üretmemiz gerekiyor.

Tıpkı, Ruslar’ın Kırım’ı ilhak etmesinden sonra Kerc boğazına yaptıkları köprü ile Azak Denizi’nde Ukrayna’yı hapsetmesi gibi. Muhtemel bir Ukrayna-Rus çatışması, Türkiye-Rus çatışmasına kapı aralar. Çünkü Ukrayna’dan kopartılan bölgeler Türk bölgeleridir. Kırım, Tatarların merkezi olduğu gibi Donbass bölgesi de Kazakların merkezi idi. Yıllar yılı Ruslaştırılmak istenen bu bölge Ukrayna ekonomisinin kalbi olarak görüldüğü için ne Ruslar ne de Ukraynalılar tarafından bırakılabilir. Yapılacak en akıllı iş ise, Türkiye’nin arabuluculuğunda barışın sağlanarak, ABD’nin bu bölgeye sokulmaması olacaktır.

Karadeniz’e gemi göndereceğini açıkladıktan sonra karşısına dikilecek Rus donanması karşısında tırsan bir ABD’nin bölgede kargaşa çıkartarak dengeleri sarsmaktan başka bir derdi olmasa gerek. Ruslara gemi gönderemedim yaptırımlardan al söylemi de ABD politikasının çürüklüğünden başka bir şeyi göstermiyor.

Siyasi desteği AB’den askeri desteği de ABD-İsrail ekseninden aldığını inkar etmeyen Yunanistan Dışişleri Bakanı Dendias’ın Sevilla haritası üzerinden Ankara’da yaptığı terbiyesizliğin, Yunanistan çıkarlarıyla hiçbir ilgisi yok. Bütün limanlarını ve askeri üsslerini, ABD-Çin-Rusya ile paylaşan ekonomide Almanya’ya mahkum, silah alımlarıyla Fransa’nın kucağına oturmuş bir Yunanistan’ın bağımsız hareket etme şansı sıfırdır. Yunanistan’da toplumsal baskılanma siyasi bölünmeyi doğuracaktır. O yüzden Makedonya ve Batı Trakya üzerinde zulümlerini artırıyorlar.

Şeytani aklın geçtiğimiz hafta dile getirdiği bir başka korku da güya Türkiye-Pakistan ile işbirliği yaparak nükleer güç haline gelecek yalanının pompalanması. Bilindiği gibi nükleer başlıkların yüzde 93’ü ABD ve Rusya’da bulunuyor. Geriye kalan yüzde 7’si ise, İngiltere, Fransa, Çin, İsrail, Pakistan, Kuzey Kore’de bulunuyor. İngiltere’nin mevcut 180 nükleer başlığını 260’a çıkarmasını açıklamasından rahatsız olmayanların, İran’ın uranyumu %60 zenginleştirmesine tepki göstermesi de (Nükleer silah için en az %90 üzeri zenginleştirilmesi gerekiyor) Türkiye’yi nükleer tehdit olarak göstermeye çalışmasındaki amaç da Türk-İslam nefretinden başka bir şey değil. ABD’nin İran’a nükleer yaklaşımını yumuşatmasının ardından Suudi Arabistan ile İran’ın Irak’ta el altından görüşmeleri ortaya çıktı.

Fransa önderliğinde AB ülkelerinde, Müslümanlara ve camilere yapılan sözde hukuki saldırıların geri planında da Kıbrıs’ta kapatılmak istenen hafızlık kurslarının arkasında da batının korkularından körüklenen Türk’e karşı nefret ateşinin yakılması vardır. Gavur gavurluğunu yapacaktır, bizim endişemiz içerde gavurun kılıcını kuşananların Laiklik gibi muallak kavramlar üzerinden Milli değerlere saldırılarıyla kaos ortamı oluşturmalarıdır. Türkiye’de oluşturulacak kaos ortamı, Fas’tan-Çin’e, Adriyatik’ten Çin seddine kadar yürüttüğümüz mücadelenin sekteye uğraması anlamına gelir. Bu yüzden İslam dünyasının umudu Türkiye’de, Erdoğan’dadır. Batının nefret ateşini Türkiye söndürerek, insanlık için dünyayı bir gül bahçesine çevirebilir.

 

Vesselam….

 
Advertisement Advertisement