Advertisement Advertisement

10 Mart 2020

Niçin Suriye''deyiz...

Devletimizin en üst düzey bir bürokratlarından biri olan ve benim de görüşlerini çok önemsediğim bir büyüğümüzden gelen açıklama yazısını yayınlama gereği elzemdi.
Bilgilerinize efendim...

Dünyadaki tüm devletlerin, insanlığa karşı; saldırı, zulüm, katliam tehlikesiyle karşı karşıya kalmış sivil ve masum insanları korumak  yükümlülüğü vardır. Uluslararası bir çok sözleşmeyle bu teyit edilmiştir.

Her devletin, kendi varlığına ve bütünlüğüne yönelik saldırıya karşı koymak hak ve yükümlülüğünün bulunduğu da, izahtan vareste bir konudur.

Türkiye etrafı güllerle çevrilmiş, gözleri ona barış ve sevgiyle bakan, dost ülke ve örgütlerle çevrili bir ülke değildir.

Aksine bir taraftan Sevr iştahı yarım kalmış emperyalist ülkeler, diğer taraftan onların beslemesi terör örgütlerinin gizli açık saldırıları altındadir.

Emperyalist ülkelerin,
tarihsel "Şark Sorunu" ya da "Türk Sorunu" nu çözme(!) arzusunun bittiğini düşünmek, Atatürk'ün deyimiyle gaflet içinde bulunmaktır.
Ne işi vardı Avrupa'nın öbür ucundaki İngiliz'in, Fransızın, İtalyan'ın tetikçileri Yunan ile birlikte Anadolu"da, Çanakkale"de.

Modern dönemin yeni yöntemi, vekalet savaşlarıdır. Bu yöntem, doğrudan savaşmak yerine, süreci uzun vadeye yayarak, terör örgütlerini kullanmak suretiyle bir ülkeyi asimetrik saldırılarla güçsüz düşürüp, sonra hedefe ulaşmayı içerir.

Pkk-Ypg, Dhkp-C, Deaş, Fetö, Hizbullah, Tikko vs. aktif olarak ülkemize sürekli saldırı halindeki örgütlerdir.
Dünyanın en fazla sayıda örgütün saldırısına maruz kalan ülkesi, Türkiye'dir. Neden acaba?

Bu örgütlerden önemli kısmının, lojistik destek ve kaynağını oluşturan ülkelerin başında Suriye gelmektedir.

Suriye'de son yıllarda yaşanan her olay, doğrudan Ülkemizin ve insanlarımızın milli güvenliğini tehlikeye atmış, yaşamını olumsuz anlamda doğrudan etkilemiş, Ülkemizin geleceğine ilişkin endişelere yol açmıştır.

Bu olaylara baktığımızda;

İlk olarak Suriye yönetimi bir taraftan, Suriyenin bir kısmını işgal eden Pkk/Ypg bir taraftan, Deaş diğer taraftan; kendilerine muhalif gördükleri sivil masum kitleleri, saldırılar, işkenceler, bombalamalar ve öldürme eylemleriyle topraklarından koparmış, 4 milyon insan Türkiye'ye sığınmıştır. Türkiye, yıllardır bu olayın sebep olduğu olumsuzlukları yaşamaktadır.

İkinci olarak; Pkk/Ypg işgali altındaki Suriye topraklarından, operasyonlarımızla arındırılıncaya kadar, Türkiye'ye yoğun terör saldırıları planlanmış ve gerçekleştirilmiştir. Halen hakim oldukları bölgede bu çaba içindedirler.

Üçüncü olarak; İdlip bölgesinde yoğunlaştığı şekilde, kendi halkını bombalama ve öldürme eylemlerine devam eden Rusya destekli Suriye yönetimi, yaklaşık 2 milyon insanı daha Türkiye'ye doğru sürmeye başlamıştır.

Bu da yetmemiş, barışçıl amaçlarla orada bulunan askerlerimize doğrudan saldırma cüreti göstermiştir.

Ülkemiz, savaş, sıcak çatışma ve can kaybının tercihimiz olmadığını, defalarca açıklamıştır.
Türkiye'nin tüm diplomatik girişimlerine karşı hiç bir şey değişmemiştir.

Türkiye kendi varlığını ve toprak bütünlüğünü korumak için, bir taraftan bu örgütlerin en büyükleri olan Amerikan-İsrail yapımı Ypg/Pkk, Deaş ile diğer taraftan Rus destekli Suriye yönetimi ile mücadele etmektedir.

Ypg/Pkk nın, topraklarını işgaline ses çıkarmayan onunla çatışmayan, önünden kaçan Suriye yönetimi, ülkelerinden kaçan insanların barınması ve korunması için uğraşan, bu amaçla onlara ciddi anlamda kaynak ayıran ve fiili olarak koruyan sahadaki Türkiye'ye karşı aslan(!) kesilmiştir.

Devletini, bütünlüğünü, insanlarının can güvenliğini sağlamak ve sivil masum insanları korumak, sebepsiz savaş yapmak değildir.

Suriye yönetimine de, Pkk/Ypg ye karşı da gereğini yapmak Türkiye'nin uluslararası hukuktan, tarihten, insan hakları sözleşmesinden, vicdani ilkelerden kaynaklanan hakkı ve yükümlülüğüdür.

Bugün, tüm bu olaylara karşı gerekli cevabı vermeyen bir Türkiye'de, yarın bağımsızlıktan, Cumhuriyetten, egemen bir devletten bahsedilemeyeceği açıktır.

"Yurtta sulh cihanda sulh ilkesi" saldıran, yumruk atan, tekme atan, hatta silah çekene karşı öbür yanağını dönmek değildir.

Atatürk'ün bu ilkesini bu şekilde yorumlamak, "Gençliğe Hitabe"sindeki;
" İşte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk İstiklal ve Cumhuriyetini kurtarmaktır.
Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur" sözlerini anlamamış olmak demektir.

Dün Çanakkaleyi niçin savunduysak, Kurtuluş Savaşını niçin gerçekleştirdiysek , Kıbrıs Barış Harekatına niçin ihtiyaç duyduysak, bugün de Afrin, Cerablus, Barış Pınarı Harekatlarını ve içinde bulunduğumuz  İdlip Savaşını onun için vermekteyiz.

En az kayıpla en kısa sürede  bitirmek üzere Allah Ordumuzu muzaffer kılsın. ..