14 Nisan 2021

Ramazan ve Korona

Bazı insanlar ve şeyler gibi bazı günler de diğerlerinden biraz daha önemlidir. Bazı insanlar gibi, bazı günler de vazgeçilmezdir ve hem bireysel hem de toplumsal hayat o günleri heyecanla bekler, gelince de mutlu olur. Yakınlık derecesine göre insanları, mekanları ve nesneleri nasıl sınıflandırıyor, bazılarına diğerlerinden fazla değer atfediyorsak zamanın belli noktalarına da özel bir işaret koyuyor, önem veriyor, onları diğer süreçlerden ayırıyoruz. Hafta başlarını, hafta sonlarını, dini ve milli bayramları, doğum ve ölüm tarihlerini hep diğer günlerden ayırarak özel bir yere yerleştirdiğimiz zaman dilimleridir. Oruç tutma ayı ve bayrama ulaştıran vesile olarak ramazanın da İslam coğrafyası için önemi bu özel atfedişten kaynaklanır.

Ramazan hayatı geriden seyretme ayıdır. İçine girilenin, parçası olunanın, mesafe kaybedilerek kaybolunanın dışına çıkıp kendini ve baktığını yeniden seyredebilmenin imkanıdır. Yokluğu düşünerek varlığı, ölümü düşünerek hayatı olduğundan daha belirgin kılmanın aynasıdır bu ay. Yoksulun zengin gibi, zenginin yoksul gibi hissettiği bir festivaldir. Açları tokluğa, tokları açlığa çağıran, aça tokluk hissini, toka da açlık hissini veren ve bunu incitmeden yapan ramazan, kelimenin gerçek anlamıyla bir bedeni dinlendirme, zihni durulaştırma ve ruhu arıtma ayıdır. Daha yaklaşırken geride bırakılan yorgunluğa nispet, insanlarda yeni bir telaş, bu telaşa karışan yeni bir heyecan ve tazelenme enerjisi getirir. Ramazan alışverişi, ilk sahur, ilk oruç, ilk iftar hep önceyi şimdiden ayıran kesin bir dönemeci anlatır ki bütün bunlar, insan ile dış dünya arasındaki ilişkinin yeniden biçimlenmesi, geride kalanın sorgulanarak ileride olanın tutuşturulması anlamında tende de zihinde de ruhta da belli düzeyde bir hafifliği işaret eder. Ramazan vesilesiyle, aynı inanç mensupları o güne kadar kendilerine özgü güncel yaşamının dışına çıkarak kolektif bir güncel hayat kurgusuna göre yaşamaya başlarlar; uzaktaki dostlarını hatırlar, onların dertleriyle dertlenirler. Dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın ramazan ayı boyunca bütün Müslümanlar zamanı aynı şekilde planlar ve plana uygun biçimde düşünür, yaşar. 

Yenilenmeyen, ölür. Hayat, yeniliğin uçlarında yeşerir. Her saniye yok olan ve ölmüş dokularından yeni tomurcuklar göğerten bir döngüdür o. Duranı geride bırakır, eylemeyi reddedeni oyun dışı ilan eder. Ramazan işte bu eyleyişin en parlak ayıdır. Arabaların yıllık bakımları gibi, bedenin rutin “çek up”ı işlevi görür ramazan. Aynı zamanda zihne doluşan istikamet kaybı müzahrefatını atmanın, yıl boyu onun etrafına palazlanan kötülük iltihabını sökmenin ve kanı temizlemenin buyurgan vesilesidir. Buyurgandır, çünkü insan gevşek, ihmalkar bir varlıktır. Buyurgandır çünkü bir yeri ağrımadığı sürece hastaneye gitmeyi reddeden bir içgüdü farkında olunmadan onda kanser hücrelerini çoğaltabilmektedir. Zihnin ve ruhun kanserleşmesi ihtimaline bir müdahaledir bu yönüyle ramazan. Bir fren, bir otokontrol, bir duraktır. Hız tutkusunun her an felakete götürebileceği ruhlar için yavaşlamanın, coşkunun unutturduğu frene bir süreliğine dokunmanın, dalan zihnin yeniden toparlanmasının, sürekli hareket etmekten kaynaklı yorgunluğu bir kahve içimliğine de olsa dinlenmeye çağırmanın adıdır.

Yazık ki bu sene biraz buruk geldi ramazan. Yazık ki her zamanki coşkuyu göremeyeceğiz sokaklarımızda. Yazık ki ilk sahur hazırlığında sokaklarımız dolmayacak, ışıklarımız geceyi gündüze çevirecek parlaklığa ulaşamayacak. Çünkü koronavirüs var. Çünkü koronavirüs sadece ramazan ayını değil, yaklaşık bir yıldır gecemizi ve gündüzümüzü darmadağın ederek bizi geleneksel bağlamdan koparıp yeni bir yaşam tarzına sürüklüyor ve bunu zorbalıkla yapıyor. Ramazanın sağlık dayatması ile koronanın hastalık dayatması arasında sıkışan bir ramazan olacak bu. Ramazan bizi içeriden ve dışarıdan ataletten kurtarmaya gayret gösterirken korona içeriden ve dışarıdan hastalığa çağıracak. Birincisinin sağlığa zorladığı, ikincisinin ile hastalığı dayattığı tuhaf süreçlerden birinin yarattığı kırgınlığı yaşıyoruz bu yüzden hepimiz.  Dileyelim ki hayat nasıl ölüme, doğru nasıl yanlışa, hak nasıl haksızlığa, ışık nasıl karanlığa galebe çalıyorsa ramazan ayı da koronavirüse galebe çalsın ve bu bela insanlığın başını ağrıtma işlevini yitirsin, biraz ders almış olarak insanlık kaldığı yerden, kendi yolunda akmaya devam etsin.

Bununla birlikte, dilekler gerçeklerin hep gerisinde kalıyor. Zorbalığın, kötülüğün hegemonya kurduğu tüm süreçlerde olduğu gibi hayaller hayal kırıklıklarına, doğrular da yanlışlara boyun eğiyor, yeniliyor. Ama belki de ramazanın binlerce yıldır sahip olduğu o diriltici nefes ciğerlerimizde yuvalanan illeti söküp atmanın en önemli vesilesine dönüşür, bizi düşündüğüyle yetinen olmaktan çıkarır, kötülük karşısındaki kilitlenen vicdanımızı açar, söylemlerimiz ile eylemlerimiz arasında açılan mesafeyi kapatır, bizi kendimize getirir. Uyuşukluktan kurtulmak için yüze çalınan bir serin suyun yaptığını yapar bize. Kim bilir, belki de, samimiyetin bütün öteki duyguları silikleştiren büyüsü kalbimizin derinliklerinden yükselen buhar olarak dışarıdan gelen hastalığı aciz bırakır, onu yenilgiye uğratır, bedenin kurtulması, ruhun aydınlanışına de vesile olur. Kim bilir ramazan belki kendi şifası, kendi aşısıyla gelir, burnumuzdan içeri gireni kalbimizden içeri giren alt eder, yener. Ruhumuzun bağışıklık sistemi bedenimizinkinden daha güçlü değil çünkü…

 
Advertisement
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement