21 Ekim 2020

Şehre tutulan Ayna

 Kadim zamanlardan bize kalan bir söz var. Sözün sahibi Niyaz-i Mısrî şöyle der:

"İnsan, önünden varlıkların geçtiği bir ayna gibidir"

Pekiinsan adlı aynanın önünden hangi varlıklar geçmiştir? Bu sorunun cevabını bulabilmek için insan adlı aynayı seyyar hale getirip varlıkları da bir şehir olarak düşünmemiz gerekecektir. Hal böyle olunca insan ayna, şehirler de varlıklara teşbih edilebilir.

  Şimdi söyleyelim. Şehirlerin önünden geçen insan denilen ayna, bize ne tür akisler bırakır.

“Şehrin tarihî dokusu, şehrin ruhu, şehrin geçmişteki izleri, şehirle bütünleşmiş tarihî şahsiyetleri, şehrin velileri; şehirdeki camiler, mescitler, kervansaraylar, kütüphaneler,  kısaca o şehirde marka değeri olan her şey insan denilen aynada bize aksedebilir. 

Şehirlere ayna tutuyorsa insan, bilmelidir ki şehirlerin de aynasında kendini görecektir.  Şehirle insan aynasını bilen, bunun terazisini tutan biri daha var. 16. Asırda yaşamış şair Ümmî Sinan, şehirle insanın aynasına şöyle bir terazi tutarmış: 

 “Gül alırlar gül satarlar

Gülden terazi tutarlar

Gülü gül ile tartarlar

Çarşı pazarı güldür gül.”

Diyordu. Gül seyrinde şehre varanların gül seyrinde göreceği erdem terazisi bu değil midir?  Şehirlere ayna tutan şairlerin başında hiç şüphesiz hikmet şairi Yusuf Nâbi gelir. Onun Konya’ya vardığında kaleme aldığı şiirinde Mevlana vardır.

Virinceeşheb-i ma’nâya cilve-i tahkik

Hudâbilür kim olur hem-inân-ı Mevlâna

(Mana küheylanı hakikat tecellisini verince Allah bilir ki Mevlana’nın dizgindaşı olur)

Şair Nâbi, öğrencisi Rami Mehmet Paşa’yı övdüğü kasidesinde şöyle bir ayna tutar.

 Ma’nî’yi nüsha-yi ahlak Mehemmed paşa

Ki iderâyîne-yi reyine hurşîd kasem

(Ahlak kitabının nüshası Rami Mehmet Paşa ki güneş düşüncesinin aynasına yani zekânın parlak olduğuna yemin eder.)

 Müslümanların şehirleri klasik zamanlarda tutulan insan aynası hep tekâmüle doğrudur. O çağlardan günümüze en kesif noktalardan kareler sunulmaktadır. Onların şehirlere tuttuğu ayna bugün vardır. Ama çoğu zaman aynanın tutulduğu zamanki mekânlar yoktur. Misal olarak Şair Nâbî, Halep’te iken bir çeşme yaptırmıştır. Kendisi için bir ev yaptırmıştı. Hayriyye ve Hayrabad'ıburada yazmıştı. Kitapları, sözleri, şiirleri bize ulaştı. İçinde geçtiği şehirleri şiirleriyle anlattı. Bütün bunlara ayna tuttu. Sözüm odur ki şimdi Halep’te onun ne evi kaldı ne de yaptırdığı çeşmesi bize ulaşabildi.

 Şair Nâbi’ye ve şiirine bu gözle bakarsak gelecekte, düşünce hayatımız ve duygu dünyamızda da lezzet alacağımızı düşünüyorum. Mesela kendisi de bir şair olan A.Hamdi Tanpınar,  klasik şairlerin aynasıyla değil Evliya Çelebi’nin aynasıyla şehre bakmayı tercih etmiştir:

 “Seyahatlerine doğruluğuna şüphe ettirecek derecede latif ve mizahî bir rüya ile başlayan Evliya Çelebi’nin rüyalarına ne kadar inanabiliriz? Bunu pek bilemem. Zaten ben Evliya Çelebi’yi tenkit etmek için değil, ona inanmak için okurum. Ve bu yüzden de daima kârlı çıkarım.” Der.