Advertisement Advertisement

23 Ocak 2020

Suriye''den, Mavi Vatana...

15 Mart 2011 yılında “ey doktor(Beşşar Esad) şimdi sıra sende” yazısını duvara yazan isimler bile, Suriye’deki dramın bu noktaya geleceğini bilemeyecek olduğundan eminim. BOP çerçevesinde Ortadoğu’da sürecek en sancılı kanlı savaşın bu ilk fitili ateşleyen duvara yazılan yazı, rejimin şiddetli tepkisi ile karşılaştı.

Milyondan fazla insanın ölmesine ve 7 milyon insanın mülteci noktasına gelmesine yol açan Suriye Savaşı, en çok da Türkiye’yi etkiledi. Gerek insanların can havliyle kendine en yakın gördüğü Türkiye’ye göç etmesi ve Türkiye’nin bu insanlara kapıyı açması, gerekse Suriye’de oluşan otorite boşluğunun terör örgütlerine mevzi olması bakımından, ülkemize türlü zararları dokundu.

Türkiye, insani kaygılar ile daha önce de Irak’tan gelen Kürt mülteci kabul etmiş idi. Fakat bu kez sayı olarak ve nitelik olarak bu büyüklükte olmamıştı. Üstelik o zaman gelenlerin Avrupa’ya göç etmek gibi bir isteği de ciddi anlamda olmamıştı.

Sahaya bakınca, kendi vatandaşlarını bombalarla imha eden bir zalim yönetim var.

Tamamen insani kaygılarla bu insanlara Türkiye’nin sırtını dönmesi ne kadar insani olabilirdi? Üstelik Türkiye, Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanı olduğu dönemde sayısız defa Suriye yönetimini de uyarmıştır.

Sonuç itibariyle, Türkiye’nin yoğun gayretine rağmen bu iç savaşın başlaması önlenememiştir. Bunun kabahati Türkiye’de olabilir mi? Asla olamaz. 

Suriye iç savaşının oluşmasının yerel sebepleri olduğu gibi küresel güçlerin bazı amaçları da vardı. Bunları bilmeden Türkiye’nin duruşunu açıklayamayız. İsrail’in olmadığı bir Ortadoğu gelişmesi söz konusu olabilir mi? Üstelik, küresel jandarma ABD dış politikasının başlıca belirleyicisi olan İsrail..

Suriye savaşının hem teolojik hem stratejik hem de hegemonyacı gerekçeleri olması, bu sorunun uzunca süreceğinin en güçlü belirtisidir. Savaşın başında, Türkiye’nin tüm ısrarlarına rağmen Suriye halkını korumaya yönelik uçuşa yasak bölge ilan etmeyen bir uluslararası sistemin gizli ajandası aslında o bölgede insansızlaştırma politikasının doğal sonucudur.

Ne demek istiyorum? Şunu; Suriye’deki savaşın bir numaralı amacı Suriye’de Sünni Arap halkının göç ettirilmesi veya yok edilmesiydi. Bunda da kısmen başarılı oldular. Sayıları hızla artan bir Arap nüfus, İsrail’in arz-ı mevud yani Büyük İsrail idealine de tehdittir. Amaç hasıl oldu, Suriye boşaltıldı ama Türkiye bu planları gördüğü için 40 Milyar dolar harcamayı göze aldı. Bu insanları tekrar ülkelerine gönderebilmek için türlü askeri harekatlara girişti o bölgede.

İşin ilginç yanı şu ki, Sünni Araplar bölgeden uzaklaştırılmakla kalmadı üstelik Türkiye’ye coğrafi tehdit olacak gelişmelere tüm aktörler destek verdi. PKK terör devleti ile yapılmak istenen parçalanmış Türkiye projesi için düğmeye Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetimin referandum denemesi ile basılmıştı zaten. 

Ekonomik olarak Türkiye 2020 yılı Bütçesi yaklaşık 185 milyar dolar olan bir ülke iken işte bu insanlara gücünün üstünde masraf yapmak zorunda kalmıştır.

Efendim, açsaydı kapıları Avrupa’ya gitseydi mülteciler, demek kolay ama yarın Suriye’nin güvenliğini sağlayan bir Türkiye, oraya kimi iskan edecekti? Suriye’de üç büyük operasyon yaptı Türkiye. Bir yanda güney sınırımızdan sıkıştırılıyor bir yanda Akdenizden hapsediliyorduk. Bu harekatlar Suriye’de, Türkiye’nin yarınlarına tehdit oluşması planlarını yok etmese de ciddi bir kazanım sağlamıştır.

 İç politik kazanım sağlamaya dönük söylemler ile biz bu insanlara şu kadar masraf ettik, askerimiz ölüyor Suriyeliler plajlarda geziyor sözleri muhalefetin elbette dile getireceği argümanlar olması doğaldır.

Ama ÖSO birliklerinin de bizimle birlikte savaşması ve TSK’dan daha fazla şehit vermesi unutulmamalıdır. Şehit olan her Türk Askeri, Suriye için şehit değil, kendi ülkesi ve Milleti için canını feda etmiştir. Ruhları şad olsun.

Son olarak şunu ifade etmeliyim ki, Türkiye, Irak’ın kuzeyinde yapılan ama Suriye’de yapılmayan çekiç güç benzeri oluşumu tek başına yapma gayretinde başarılı olmuştur.

Bu jeopolitik gelişmelerin olduğu bölgemizde Ak Partinin oy kaybı olacağı riskini göze alarak yaptığı masraflar, gelecekte yapılmak istenen tehditleri bertaraf etmek amacıyladır. Bu noktada Kapıkule Sınır Kapısı açılmalı diyenlerin, ülkemizin yakın geleceğine ilişkin bölgede olan nüfus hareketlerine de kayıtsız kaldığının ve bir vizyonsuzluk söylemi olduğunu ifade etmeliyiz.

Türkiye, tarihsel-insani-jeopolitik duruşu gücünün yettiği en üst seviyede olaya müdahil olmuş, savaşın esasen kendisine açıldığını üst akıl bilinci ile dengeli hareket etmiştir. Şu da dikkatlerden kaçmamalıdır ki, Türkiye’de Suriyeli düşmalığı söylemlerini dilinden düşürmeyenler bir yanda PKK/PYD ile yakın ilişki içinde olmaları öbür yanda Türkiye’nin bölgeye müdahalesine de  içleri kan ağlayarak sessiz kalmaları ülkemiz üzerindeki gizli açık operasyonları deşifre etmiştir vesselam.

Allah’a emanet olunuz.