Dolar (USD)
33.02
Euro (EUR)
35.95
Gram Altın
2548.70
BIST 100
11156.2
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

11 Ağustos 2020

Tedbir(sizliğ)in kültürel kökenleri

Zaman ilerledikçe koronavirüsün şakasının olmadığı her kesimden insanlar tarafından dile getiriliyor. Belki ilk başlarda birçok insan için “anonim” olma niteliğini koruyan (yani kendi ailesi ve akrabasına bulaşmamış) durum, çevreden hasta olanları ve vakıaları duydukça “çemberin daraldığı”nı somut olarak göstermeye başladı.

Fakat tüm bunlara ve farklı bürokratik ve otorite kurumlarının uyarılarına hatta kimi zaman çaresizlikle karışık ricalarına rağmen toplum niçin dikkat etmemekte ısrar ediyor? Bu yazıda, bu sorunun daha çok konjonktürel değil, derinden gelen kültürel sebeplerini analiz etmeye çalışacağım.

Bunun en temel sebebi, toplumda bireysel sorumlulukların gelişmemesidir. Toplumumuz büyük oranda “anonim” ve “kolektif” nitelikleriyle yaşamaya alışmıştır. Bu durum kısa ve uzun vadede toplumda yaşayan her bir ferdin kendi sorumluluğunu üstlenen, diğerine karşı sorumluluklarını yerine getirmeyi bir borç olarak gören bir mentalite kurmamış olduğunu göstermektedir. Yani “maske takmadığım zaman, bende muhtemel hastalığı diğerine bulaştırma riski büyüyecektir” diye bir düşünceyi kendisi bağımsız olarak üretmiyor. Zaten bu durum, bir kültür oluşturduğu için birçok halledemediğimiz sorunun temelinde yatıyor ve bu kültür çok derinlerde işleyen kuvvetli bir etkiye sahiptir.

Bu anonimlik ve kolektiflik ile bireyselliğin gelişmemesi, bir yandan insanların negatif örneklikler üretme konusunda birbirlerini teşvik etmeleri, diğer yandan Aliya İzzetbegoviç’in tabiriyle “mükellefiyet değil muafiyetler” üretmelerini sonuçlamaktadır. Meselâ; “maske takanın korkak olduğu”nu ima eden söylemler ile arkadaşlar ve akrabaların birbirlerine “bu kadar abartmayın” şeklindeki farklı mesajları bir anonim tavır üretmekte ve tedbirlerin uygulanması noktasında negatif örnekler oluşturmaktadır.

Bu anonimlik ve kolektifliğin şu kültürel arkaplanla da yakından ilintisi bulunmaktadır. Dikkat edilirse bugünlerde otorite ve yetkililer daha çok düğün, nişan, nikah, cenaze gibi etkinlikler konusunda insanları uyarmakta ve yasaklar getirmektedirler. Özellikle törelerin çok kuvvetli olduğu bölgelerde, bu tür etkinliklere katılım o kültürde “bir karşılık” ve hatta daha da ileride “aile onuru” gibi görüldüğünden yapılan çağrılar sonuç vermiyor. Öte yandan törelerin çok kuvvetli olmadığı bölgelerde de “karşılıklılık” anlayışı (Gitmezsek bize laf ederler ve ihtiyacımız olduğunda yanımızda insan bulamayız düşüncesi gibi) işlemeye devam ettiğinden sorunlu görüntüler süreklilik kazanmaktadır.

İsmet Özel, geçmişteki birçok yazılarında toplumumuzdaki cari anlayışı ifade etmek üzere, “elle gelen düğün bayram” ifadesini çok kullanmaktadır. Bu anlayış, yanlış tevekkülle birleştiğinde “bize bir şey olmaz” düşüncesi insanların davranışlarına hakim olmaya başlamaktadır. Bu anlayış, karşılıklı anonim teşviklerle negatif örneklerin arttığı, hatta giderek normalleştirildiği bir durumun oluşmasını sonuçlamaktadır.

Diğer yandan bireyselliğin gelişememesi ve anonimlik arasındaki gerilim, mükellefiyet şuurunu üstlenmiş insanlardan ziyade muafiyetler oluşmak üzere işlemiştir. Bu da toplum içinde sürekli mükellefiyetlerinin farkındalığı ile hareket eden değil, muafiyetlerine yaslanan tavırları beslemektedir. Bunun yansıması ise, maske takmanın mükellefiyetinden ise, otoriteden nefes aldığı her boşlukta kendine muafiyetler yaratan bir zihniyeti beslemesi olmuştur.

Toplumda derinden yer etmiş bu kültürellik, virüsle etkin bir mücadelenin önünde ciddi bir engel oluşturmaktadır. Temel sorun; bu veya bir başka sorunla mücadelede öncelikle bireysel sorumluluğun öne çıkarılmasıdır. Otoritenin külli yasaklarına gerek kalmadan, bu sorumlulukla sorunlar halledilebilir. Yeter ki insanlar bu sorumluluk ve ciddiyet konusunda farkındalık geliştirsinler.

 
VF kat sağ