26 Eylül 2021

Tehlike Çanları!

Son zamanlarda, Türkiye’de milletin işsizlikten kırıldığı, sefaletin kol gezdiği, yoksulluğun patladığı, öğrencilere ev, yurt bulunamadığı gibi tezviratlarla ortalığı karıştırıyorlar.

Gençler yurtdışına özendiriliyor.

Bu şamataları yapanların kahir ekseriyeti yurt dışına adım atmış değiller.

Yurt dışındaki hayat şartları hakkında bilgileri kulaktan dolma ve de çarpıtma. Dezenformasyon ve fabrikasyonla insanları kandırıyorlar.

Yurt dışında 2-3 bin Euro aylık geliri işitenlerin ayakları yerden kesiliyor.

Oysa, burada 50 kuruşa aldığınız küçük şişe suyun yurt dışında 2-3 Euro, yani 20-30 lira olduğu da söylenmelidir.

En ilkel, en hurda, kimsenin oturmaya tenezzül etmeyeceği, köhne evlerin aylık kirasının 500 Euro’dan, yani 5 bin TL’den başladığını da bilmeniz gerekir.

Ayda 2.000-2.500 Euro geliri olanların geçinebilmek için bu parayı kuruşuna kadar harcamak zorunda kaldıkları da bilinmelidir.

Türkiye’nin Özal’la başlayarak, Erdoğan’la devam eden hızlı kalkınma mevsimine girdiği, hayat şartlarının aşama kaydettiği tartışılmaz bir gerçektir.

Söylediklerim, Türkiye’nin refah içinde yüzdüğü anlamına gelmiyor. Elbette alınması gereken daha çok yol var, birçok da sorun var.

Benim endişem şudur:

Türkiye’nin ne zaman iki yakası bir araya yaklaşsa, ne zaman belini doğrultmaya başlasa bel altı vurularak tökezletiliyor, tekrar fakir ülkeler ligine gönderiliyoruz.

1908 öncesi Abdülhamid döneminin muhalefetinin sloganı “Hürriyet, Adalet, Müsavat” idi. Yani özgürlük, adalet, eşitlik...

Abdülhamid’in, gençleri Sarayburnu’ndan denize attırdığı dedikodusu yayılıyordu.

“Meşrutiyet isteriz” şamatasıyla yeri göğü inlettiler, Abdülhamid’in iktidar olduğu o 30 yıl ülkeyi sıtmada tuttular.

Sonunda Abdülhamid’i devirdiler.

Ancak ülkenin başı göğe ermedi.

“Meşrutiyet isteriz” yaygaracıları daha ilk sınavlarında “Meşrutiyet”ten sınıfta kaldılar. I. Dünya Savaşı’na ülkeyi sokarlarken, o Meşrutiyet Meclis’inin onayına bile başvurmadılar.

Padişah Abdülhamid, devrilirken onlara; “Yönetemeyeceksiniz!” demişti.

Yönetemediler.

Türk İmparatorluğunu tarihe gömdüler, ülkeyi işgale uğrattılar. Sınırları üç kıtada olan ülkeden, elimizde Orta Anadolu’da üç vilayet bıraktılar.

Sonuçta da, pişkin pişkin Ankara’ya gelip, yeni devlete çöreklendiler.

Aynı çevreler Menderes’e de dirlik vermedi.

Menderes’in, ülkenin başbakanının yakasına yapışıp silkeleyerek özgürlük istediler. Menderes’in öğrencileri kıyma makinelerine gönderdiği yalanını yaydılar.

O yalanları, ne yazık ki millete yutturdular.

Sonuçta Menderes’i de yediler.

Esas dertleri, 1950’de kaybettikleri iktidara ve rantiyeye yeniden konmaktı.

1960 darbesiyle iktidara yeniden kondular, muratlarına erdiler.

Ancak kaybeden Türkiye oldu.

Menderes devrilirken milli gelirimiz 560 dolarken darbenin hemen ertesinde 190 dolara düştük. Türkiye’yi çökerttiler. 1970’lere kadar bir daha 500 dolarları göremedik.

Türkiye’nin 10 yılını çaldılar, heba ettiler.

1970’lerde Türkiye’yi Sovyet yapma sevdasına tutuldular. 10 yıl, Türkiye’yi anarşizme, terörizme boğdular. Meğer o günlerde Sovyetlerin kendisi, bir dilim ekmeğe muhtaçmış. 1980’e geldiğimizde, bu uğurda 5 bin üniversite öğrencisini öldürmüşler, Türkiye’yi had safhada kutuplaştırmışlardı. Yoksulluk diz boyuydu.

Bu kesimin diğer kanadı, 12 Eylül darbesi ile güya ortalığı yatıştırırken, içerde PKK gailesine yol açıp dışarda Yunanistan’ı NATO’ya döndürerek, Türkiye’nin başına çifte bela sardılar.

Özal, darbecileri ustalıkla diskalifiye edip millete biraz nefes aldırmaya başlamışken, Özal’ı öldürüp iktidara ve ranta tekrar kuruldular.

28 Şubat, iktidarlarını pekiştirme, dizginleri daha da ele geçirme hamleleriydi.

Ve, yine yaktılar Türkiye’yi.

1997-2002 arasında Türkiye’nin 120 milyar dolarını, dış ortaklarına ve akıl hocalarına şutladılar.

PKK’larının ülkeye maliyeti, 2010 itibariyle,400 milyar doları geçmişti.

PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan, Dev-Genç’in yönetim kurulunda bunların ortaklarıydı.

Hani, bugünlerde ortaklarımızla iktidara geleceğiz diyorlar ya...

Osmanlı’yı tarihe gömmüş olmaları bir tarafa, Türkiye’ye musallat olmasalardı, bugün 30 bin dolarlar seviyesinde milli gelire sahip olacaktık.

Aynı zümreler, aynı teranelerle, aynı sloganlarla yine iş üzereler.

Uzak kaldıkları iktidar nimetlerine tekrar çöreklenip, tekrar talan edecekler.

Muazzam bir propaganda makinesine, profesyonel elemanlara, yıkma tecrübesine, komitacılık geleneğine sahipler. Avrupa’nın, ABD’nin rüzgarlarıyla yelkenlerini şişiriyorlar.

Çok hırslandılar, çok öfkeliler, çok gözleri döndü.

Ey millet;

Artık, sen bilirsin!..

 
Advertisement Advertisement Advertisement