18 Ekim 2020

Torpaqların azad olub

Azerbaycan’ın, Ermenistan’dan, “torpakların azad etmekçün harbini” heyecanla takip ediyoruz.

Harp sebebiyle Azeriler, sıklıkla ekranlarımızdalar.

Azerilerin dillerini anlamakta hiç zorluk çekmiyorum.

Bizim “Türkçe değil” diye dilimizden kovduğumuz, kelimeler, orada günlük dolaşımdalar.

Bizim nesiller, Azerbaycan Türklerini, tama yakın anlasalar da, yeni nesillerin şimdiden zorlandıklarından, yıllar içinde hemen hiç anlayamayacaklarından eminim.

Çok yakında dil farklılaşması sebebiyle “İki devlet-Bir millet” olmaktan çıkıp, “İki devlet-İki millet” olacağız.

Bu başarısından(!) dolayı “Türk Dil Kurumu”nu tebrik ediyorum!

Durumu bilseler, Ermeniler, Türk Dil Kurumu’nun efsanevi üyelerinden “Agop Dilaçar”ın devasa bir heykelini Erivan’da bir meydana dikerlerdi.

Bu başarıda Ecevit, Agop’ tan bir gömlek ileridedir. Ecevit bir heykelden ziyadesini hak eder.

Günlük bir Azerbaycan Gazetesinde, (Rəsmi Dövlət Qazətin- Azərbaycan), rastladığım, Türk Dil Kurumu’nun, yıllar içinde, hayatımızdan çıkardığı, “Türkçe değil” diye üzerlerini çizdiği, dilimizden kovduğu kelimelerden, ilk gözüme çarpanlardan bazıları:

Mektep, muvafık, cevap, sebep, nefer, malumat, fevkalade, muharebe, harp, beynelmilel, azat, müdafaa, nazırlık, istikamet, hayat, hücum, mesele, vaziyet, alâka, şayia, hakikat, müracaat, sulhperver, mukayese, serhat, beyanat, serlevha, iddia, tecavüzkâr, hatırlamak, nümayiş, neşr, müzakere, müellif. 

Liste sayfalarca uzatabilir.

Bu kelimeler, Türkiye ile Azerbaycan’ı bağlayan sinir sistemlerinin, haberleşme ağlarının liflerdir. İmha edilen her kelime kesilen bir liftir.

Bu kelimeler 30-50 yıl öncesinin Türkiye gazetelerinde de, şimdiki Azerbaycan gazetelerindeki sıklıkta kullanılmaktaydılar.

İsteyenler arşivlere göz atabilirler.

Uzun yıllardır, derinden derine işleyen bir plan ile yerlerini ”Uydurukça-Ecevitçe”lere bıraktılar.

 İngiliz-Fransız-Alman-İtalyanlar on binlerce ortak kelime kullanırlar. Ama bu ortak kelimeler sebebiyle hiç bir İngiliz Fransız olmaz, Alman da İngiliz olmaz.

Ama, nasıl oluyorsa, biz Arap oluyoruz.

Hayır!

O kelimeler bizi bilhassa “Türk” yapıyor.

Türklerin umumunun kullandığı her kelime “Türk”tür.

1.000 yıl kaybetmediğimiz Türklüğümüzü “Uydurukça-Ecevitçe”yle kaybetmek üzereyiz.

 Uydurukça bizi daha Türkleştirecekti.

 Maalesef, ‘Türk Dünyası’ndan kopardı.

Arap nefreti ile çıkılan yolun sonunda, Araplardan ziyade “Türk Dünyası”ndan koptuk.

Uydurukça sebebiyle, artık, biz Orta-Asya Türklerini, Orta Asya Türkleri de bizi anlayamıyorlar.

100 yıl evvel, Doğu Türkistan’ın öbür ucuna kadar, Türk Dünyası’nın lisanı nerdeyse birdi.

Alfabemiz de birdi.

Bizim uydurukça kelimeler Azerbaycan’da hiç bilinmez, kullanılmaz, hiç de duyulmuş değillerdir.

O zaman;

Ya, Azerbaycanlılar, “Öztürk” değillerdir, ya da, uydurukça “Öztürkçe” değildir!

Azerbaycanlıların “Öztürk”lüğü tartışılamayacağına göre, bizim “uydurukça-Ecevitçe”nin “Öztürkçe” olmadığı kesindir.

Durum Özbekistan için de aynıdır.

Dil maceramız, harf maceramızı andırmaktadır.

Harf maceramız hakkında, rahmetli Erol Güngör, Cemil Meriç’ten naklen şöyle serzenişte bulunur;

Bütün ömrü Türk kültürüne ve Türk Medeniyetine küfretmekle geçmiş Ahmet Ağayef (Ağaoğlu)’nu, Cemil Meriç’in kaleminden okuduğunuz zaman sadece onun gibi üzülür ve “Zavallı Ağayef, zavallı Türk Milliyetçiliğ” dersiniz. 

Başları sıkışınca Türkiye’ye iltica eden, fakat gördükleri iltifat nispetinde anamıza söven bazı “Türkçü” Dış Türklerimizin bize son hediyesi Latin Harfleri olmuştur.

Rusya, kendi idaresindeki Türklere zorla Latin alfabesini kabul ettirince, bu “Türkçü” allamelerimiz Türk hükümetini “aramızdaki irtibat kesilmesin” diye aynı yönde davranmaya teşvik ettiler. Zavallı Ağayef, acaba Rusya bu oyunu oynadıktan sonra, derhal Latin alfabesini bırakıp Kiril harflerini kabul ettiği zaman ne yapmıştı?

Herhalde bu defa da Kiril alfabesini alalım diye devlet reisine müracaat etmemiştir.

(Erol Güngör, Sosyal Meseleler ve Aydınlar, sh. 159 Ötüken Yayınları, 1998).

Türk Dünyası ile “Ortak Alfabe”mizin imhasının, hazin hikayesinin bilinmeyen bir yönü, işte böyledir.

Türk Dünyasının 1.000 yıllık ortak yazısı böyle yok edilmiştir.

“Ecevitçe-Uydurukça”nın, “Türklerin Dil Birliği”ni yok etmesine ramak kalmıştır.

Tam bu noktada, Fransız oryantalist Louis Massignon’un söyledikleri içinizi burkuyor:

“Müslümanların her şeylerini tahrip ettik. Felsefeleri, dinleri mahvoldu. Derin bir boşluğa düştüler.”

Herhalde, Necip Fazıl sağ olsaydı kollarını makas gibi açarak;

“Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!” diye, bir kez daha haykırırdı.