21 Ocak 2021

Türkiye-Katar ve Ortak Kader

Körfez bölgesinde hüküm süren yönetim ailelerinin çoğu, Katar ve Umman Sultanlığı hariç, ya akraba ya da yandaş kabilelerdendir.

Suudi Ailesi, Bahreyn’in Al Halife Ailesi, Kuveyt’in El Sabah Ailesi Arabistan’ın Kuzeydoğusundaki Necd bölgesinden ‘Al Anz’ kabilesi mensuplarıdır.

Birleşik Arap Emirlikleri’nin Altı emirliğinin her birisi bir başka telden çalar aslında. Her aile ayrı kabile ve ayrı bir meşreptendir.

Onları bir araya getiren aslında çıkar ilişkileridir. Birliktelikleri ise Baş Emirlikleri olan Abu Dabi’nin bol keseden dağıttığı paralar bitinceye kadardır.

Para bitince ne olur? Orasını Allah bilir.

El Sabah ve El Halife aileleri kuraklık nedeniyle 18. Asrın başlarında yerlerinden kopup önce Katar’a sonradan da Kuveyt’e yerleştiler.

El Halife ailesi ve El sabah ailesi Kuveyt’te nüfuz kavgasına tutuştular. El Halife ailesi Kuveyt’i terk etmek zorunda kaldı. Katar’ın Zıbara bölgesine döndü, buradan da 1783 yılında Bahreyn’e yerleşti. Bir süre sonra da yönetimi ele geçirdi.

Bu Kabilelerin Katar’a göçleri sırasında Al Tani ailesi Katar’ın önemli bir bölümünde söz sahibiydi. Al Tani ile Katar serüvenleri sırasında ve sonrasında hep kavgalara, sürtüşmelere ve savaşlara girdiler.

Al Tani ailesi Osmanlı ile olan dostluğunu kullandı ve böylece dengeleri değiştirdi. Akraba aileler Katar’da umduklarını bulamadılar. 

Körfez ülkeleri ile Katar arasındaki anlaşmazlığın asıl kaynağı da budur.

Al Tani ailesiyle ilişkilerinde Osmanlıdan kalma bir hesabın rövanşını alma arzusu vardır hep.

Bu süreçte yaşanan iki önemli sahne var:

Azmettirenler ve arabulucular batılılar, yardıma koşan ve sonucu belirleyenler ise Türklerdir.

İlk sürtüşme 1867 yılında Suudi Ailesinin Osmanlı ile ters düşüp Riyad bölgesine yerleştiği yıllara rastlar.

Al Tani ailesinin lideri Muhammed Bin Tani ile Suudi ailesinin yerel Lideri Faysal Bin Türki arasında ‘Müseymir’ savaşı patlak verir.

Bu savaşta Bahreyn yönetim ailesi lideri Muhammed Bin Halife de Suudi ailesinin yanında yer alır.

Aradan bir yıl geçer, İngilizlerin Körfez işgal birlikleri Komiseri Albay Louis Billy araya girer ve savaş biter.

Al Tani ailesi Osmanlıdan dış saldırılara karşı himaye talep eder. Osmanlı güvencesi Al Tani’yi akraba kabilelerin saldırılarından kurtarır. Katar’ın diğer bölümleri de Al Tani’nin kontrolüne geçer ve Doha kenti tam bu dönemde kurulur.

Katar’ın tek hâkimi artık Al Tani ailesidir.

Bu sürtüşmenin ikinci sahnesi de pek farklı değildir.

İkinci sahnenin başlangıç tarihi de 2017’nin yaz aylarındadır. 

ABD Başkanı Trump ilk dış gezisini Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’a yaptı. İmzalanan 350 Milyar Dolarlık silah anlaşmasının amacı bu ziyaretin ardından sızdırılan istihbarat raporlarıyla ortaya çıkar. Suudi Arabistan’ın dudak uçuklatan bu silah alımıyla aslında Trump’ın gözünü boyayarak susturmak istediği ancak gelişmelerden sonra anlaşılır.

Amaçlanan şey, ortak askeri bir harekât ile Katar’ı işgal etmektir.

Plana göre Suudi Arabistan BAE’ni de yanına alarak Güney ve Batı cephelerinden eş zamanlı askeri bir çıkarma ile başkent Doha’ya kadar ilerlemeyi kurgularlar.

ABD Savunma Bakanı Rex Tillerson aldığı istihbarat bilgisi üzerine bu işgalin ABD’nin Katar’daki üslerini tehlikeye sokacağını düşünür, telefon trafiği başlatır ve bu işgal planı ortalığa dökülür.

Böylece işgal planı tutmaz.

Suudi Arabistan, BAE; Bahreyn ve Mısır’ın Katara ambargo kararı bu olaylardan sadece haftalar sonrasındadır.

Al Tani ailesinin Türkiye Cumhuriyeti hükümetinden destek istemesi, Millet Meclisinden askeri destek kararının yıldırım hızıyla geçmesi ve Türkiye-Katar arasındaki hava köprüsü, işgal ihtimallerini tamamen ortadan kaldırması, tekerrür eden tarihin dikkatleri pek çekmeyen ilginç cilvelerindendir.

Türkiye’nin seri müdahalesi, ambargonun yol açtığı açıkların telafi edilmesi; ayrıca Avrupa, Amerika dâhil etkin ülkelerin ambargoya tepkisiz kalması ve derken..

Ambargo planları da tutmadı.

Ve Körfez, önemli bir dönemeçte buldu kendisini.

Amerika’daki yeni yönetiminin önceki gibi olmayacağı açık ortadadır.

Bu dönemde 350 Milyarlık silah anlaşmaları gölgesinde kalan dosyaların aydınlığa çıkacağına, İran kartının masaya geleceğine, İran ile nükleer anlaşmanın yeniden aktif edileceğine, ambargoları hafifletileceğine kesin gözüyle bakılıyor.

Suriye’deki askeri varlığı, Iraktaki halk desteği, Lübnan’daki silahlı Hizbullah’ı ve Yemen’deki taraftarları ile Arap Körfezini çevreleyen İran Hilali,  ‘Pers İmparatorluğu Ay’ına evirilirse Körfezlilerin hali ne olur? 

Yüz milyarlarca dolarlık silah anlaşmaları, buna paralel gizli hesaplarda biriken devasa sermayeye karşılık giderek fakirleşen Körfez halkları arasındaki olası kargaşa tehlikesi kapıdadır.

Körfez kabileleri, Batı güdümüne, İsrail’i kayıran politikalara,  Türkiye’ye karşı düşmanca tutumlara tepki gösteriyor, gelişen ve parlayan Türkiye’nin cazibesine kapılıyor.

Türkiye’nin Suriye’de; Rusya’ya, İran’a, Amerika’ya, Fransa’ya ve de bir dizi terör örgütüne rağmen yaptıkları, Libya’da yaşanan benzer manzaralar, bölge dengelerini Türkiye lehine değiştirdi.

Ve ardından gelen Karabağ zaferi..

Körfez halklarının gözünde Türkiye’yi, vaz geçilmez bir alternatif haline getirdi.

Körfezin Katar ile barışması beyhude değildir;

Yeni dönemin yol haritasının adıdır, Körfezin yeni stratejisinin ana başlığıdır.

Türkiye’nin bölge gücü olma yolunda önemli bir kilometre taşıdır.