TDV Kurban

11 Haziran 2021

Türkiye'de İslamofobya/Başörtüye Karşı Nefret Suçu

4 sene evvel Quebec Camii terör saldırısı yaşanmış Kanada’da geçtiğimiz günlerde yine bir İslamofobik saldırı, Müslümanlara yönelik nefret suçu işlendi. Aileden tek kurtulan 9 yaşındaki çocuk olan 5 kişilik bir aile, sadece Müslüman oldukları için hedef alındı. Dünyadan gelen bu İslamofobya haberlerine üzülürken hemen peşi sıra İstanbul Nişantaşı Mıstık Parkı’nda yaşanan hadise ülkemizde de İslâm karşıtlığının diri bir sorun olduğunu gözler önüne bir kez daha serdi.

Bir kez daha diyorum; zira daha evvel de bir toplu taşıma aracında başörtüsü çekilerek darp edilen başörtülü bir lise öğrencisine, bir başka olayda Beşiktaş’ta yolda yürürken bir hemcinsi tarafından, yine Karaköy’de iki kız kardeşimiz sadece “başörtülü” kimlikleri hedef alınarak saldırılmıştı. Bu hadise de sadece bir yenisi; mağdurun mesleğinden dolayı TMMOB, İTÜ gibi kurumların açıklama yapması kıymetli ise de meslek kimliği vurgusu çok yapmak maruz kalınan şiddetin kime yapılırsa yapılsın kabûl edilemez olduğu gerçeğini perdelemeye de evrilmemeli. Nitekim saldırgan zaten “mimar, akademisyen” kimliklerini bilerek değil, salt başörtülü görünür kimliğinden dolayı ve temel haklarda “eşit” görmeyerek tahkir ederek fütursuzca başka bir semte gitmesini salık verme cüreti gösterebiliyor! Sırf başörtüsünden dolayı sözlü ve fiziksel saldırıda bulunan saldırgan “Ne işin var Nişantaşı’nda, git Gaziosmanpaşa’ya” diyerek kendince bir de mahalle tahakkümünde bulunuyor. Vakıalar değişse de özünde nükseden durum aynı; mütehakkim azınlık bir kitlenin sözde elitist sözlerle kendince had bildirme rutinleri…

Bazı zihinlerde başörtü nefreti, ayrımcı bakış hâlâ faal. Köhne bulsak da 28 Şubatçı nefret, bu insanlıktan nasipsizlik bitesi değil. Toplumsal barışı bozan, başörtüsü, hüviyeti, inancı nedeniyle nefret suçuna muhatap kalınan bu tip olaylarda sadece hakaret suçu değil –ki bu hadisede saldırgan darp da ediyor-, “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme" suçu da var. Ancak genelde bu tip davalarda hakaret, basit yaralama gibi suçlardan değerlendirilip TCK m. 216 üzerinden irdelenmiyor. Ülkemizde işlenen bu nefret suçları İnsan Hakları Eylem Planı’nda yer bularak insan onurunu hedef alan, birlikte yaşama barışını bozan nefret suçları ayrıca düzenlenecek olması elzem, önemli ve olumlu.

Bu içte ve dıştaki İslâm düşmanı saldırılar münferit eylemler değil; düpedüz 28 Şubatçı zihniyet, İslamofobya, bir yönüyle beyaz üstüncülük ve kullanılan sorumsuz söylemler de bu tip nefret suçlarını teşvik ettiği gibi daha caydırıcı cezalar olmaması kadar tepkisizlik de geçit verebiliyor. O yüzden böylesi ayrıştırıcı zihinleri, kamu vicdanında da yargılamak gerek. Bu Kanada’daki hadisenin yalnızca bir başka görünümü olan, nefret ve kadına karşı şiddet suçlarını içeren hadisede toplumun her kesiminin itidal sahibi isimlerince hak için ses verilmesi, telin edilmesi, tepki verilmesi toplumsal mutabakatın tesisi için önemli. O nedenle yetkililerden, siyasîlere, farklı ideolojilerdeki her çeşit meslek gruplarından insanların yek ses olup buna karşı duruş sergilemesi, ses vermesi bu karanlık zihnin yaptığı müessif olayın aydınlık ve umud veren yanı oldu.

Elbette ilk net duruş sergileyen KADEM olurken, yine beyaz feminizmin yansımalarıyla sessiz kalmayı seçen ya da sonradan cılız ses verilirken mağdurun sadece kadın kimliğini vurgulayan kadın sivil hareketleri de oldu. Oysa “kadın” kimliğinden dolayı şiddete uğramak nasıl bir olgu ise bu hadisede olduğu gibi “başörtülü” kimliğin hedef alınmasına karşın bunu anmamak, setretmek, telin metinlerinde başörtülü kimliğinden dolayı hedef oluşu belirtmemek yahut gizlemek de bir başka şiddet görünümü değil mi idi? Bu da başörtülü kadının katmerli yaşadığı hak mahrumiyetlerinin ve çetin mücadelesinin serencamı, temsilî bir başka yönü.

 

 

 

 
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement