YAZARLAR

Tüm Yazıları Cihad Artan

Yol arkadaşı

11.01.2019 00:01

 

90’lı yılların İstanbul’unu çoğunuz hatırlarsınız. Çoğunuz diyorum, çünkü gençlerin bunu bilmemesi kadar, “Hafıza-ı beşer nisyan ile maluldür” diye de bir realite mevcut. Lakin bilmemek öğrenmemeye mani olmadığı gibi unutmakta tekerrür etmemesi için bir bahane olarak görülemez. Bu durumda hiçbir ÇIKAR GÖZETMEKSİZİN doğru bir çözümleme yapmak, ilerisi adına HAYATİ bir önem taşımaktadır. O sebeple 90’ların İstanbul’u denilince, hemen aklımıza SUSUZLUK, KİRLİLİK, YOKLUK ve ZORLUK geldiği herkesin malumu. Beceriksizlik mi, imkânsızlık mı yahut bir zihniyet meselesi mi bilinmez ama krater gölünü andıran çukurların, sinsice avını beklediği günleri kim unutabilir ki? Ya devamlı kesilen elektriklerin mecbur bıraktığı gaz lambalarını… Patlayan çöplüklerin şehre bıraktığı hezeyanı…

Evet, gerçekten de böyleydi. Belki yeni jenerasyon abarttığımı düşünebilir. Fakat tarihi vesikalar, “en çok yaşayan bilir” düsturunun şahitleri olarak fazla söze hacet bırakmıyor. Peki, sadece bu kadar mıydı? Elbette ki değildi. Sokağın sessizliğini, köşede günlerce alınmayan ÇÖPLERİN hışırtısı bozardı mesela. İnsanların yarım saatlik yolculuğu, yarım günlük yorgunlukla tamamladığını yüzlerinden anlardık. Güneşin, vaktinde alınamayan maaşların üzerine doğduğunu da en çok babalarımız bilirdi. Gözü MUSLUKTA, kulakları mahalleye gelecek su tankerinin klaksonunda olan annelerimizin cefası ise cabası…

Hayat gerçekte de çok zordu Doksanlı yılların İstanbul’unda. Ne günümüzün geniş ve bakımlı yoları vardı o dönem, ne yeraltı metrosu, ne de katı atık merkezleri… Bırakınız şehrin en ücra köşelerine su veya doğalgaz hattı götürmeyi, atıksuların arıtılarak geri dönüşüme kazandırılması hayal mesabesinde sayılırdı. O da ne ki devasa büyüklükteki MİLLET BAHÇELERİNİN yerinde yeller esiyor, rengârenk çiçeklerin boy gösterdiği parklar bile, ancak belli merkezleri süslüyordu dersek yeridir. Tabi birkaç mekân dışında neredeyse nefes alacak yer bulamayan insanların, oralara ailece gideceği toplu taşıma vasıtası bulabilmesi de ayrı bir konu. Tehlikeli boyutlara ulaşan HAVA KİRLİLİĞİ, Haliç’in burunları sızlatan KESKİN KOKUSU ve tarihimizin yaşayan figürleri olan eski yapıların BAKIMSIZLIĞI ise hafızalardaki yerini hala koruyor.

Derken bir ADAM çıktı meydana. İstanbul aşığı olduğu kadar, Türkiye aşkıyla tutuştuğunu bu dem daha fazla anladığımız bir LİDER. Tüm olumsuzlukları olumluya çevirecek bir kadroyla liyakat, ehliyet, ahlak ve sadakatin ne idüğünü ispatlayan, azmi ve samimiyeti sayesinde de her türlü zorluğun üstesinden gelmeyi başaran bir BAŞKAN. İstanbul’un tüm kimliklerine hizmet götüren, ötekileştirmeyen ve hakkı gözeten tarzıyla da bizden biri olan RECEP TAYYİP ERDOĞAN… O gün bu gündür, İstanbul’da sayısız proje ve eserlere imza atıldığı muhakkaktır. Yoksa 90’lara nazaran kıyas kaldırmaz bir ivme yakalandığını kim inkâr edebilirdi ki?

Bu bağlamda yaklaşan 31 Mart seçimlerinin de, gelişen dünya ve değişen gereksinimler dolayısıyla, yine AYNI VİZYONUN yeni eserler inşa etmesine imkân sağlayacağı şüphesizdir. Sn. Erdoğan’ın “Hayatta en büyük zenginlik dost biriktirmektir. Bu yolda Rabbim bize Binali Bey gibi sağlam dostluklar nasip etti” dediği kıymetli bir DEVLET ADAMININ, bu iş için seçilmesi ise oldukça önemli. Nitekim yaptıkları yapacaklarının teminatı olan Sn. Yıldırım’ın, bilgisi ve becerisinden ziyade alçak gönüllülüğü, sempatikliği, babacanlığı, güvenilirliği, ciddiyeti, duygusallığı, vefası, dahası İSTANBUL SEVDASI, İstanbul’a farklı bir çehre (eser) kazandıracak iradeyi kendinde barındırması açısından tartışılmaz. Keza Sn. Binali Bey’in dile getirdiği; “Kadıköy'ün de sorunlarını çözeceğim, Sultanbeyli'nin de sorunlarını çözeceğim. Pendikliye de Beşiktaşlıya da hesap vereceğim... Üsküdar'ın derdi de benim derdim, Bakırköy'ün derdi de benim derdim. Beyoğlu'nun isteği benim için talimat, Sarıyer'in isteği de benim için aynı şekilde emir” sözlerini, ancak bir GÖNÜL BELEDİYECİLİĞİYLE izah etmek mümkün.

Son tahlilde karar, elbette ki siz İstanbullulara ait. Bilenler bilmeyenlere anlatsın…   

Vesselam…

Akdamar tüm ihtişamıyla ziyaretçilerini ağırlıyor

40 yıllık savaşın acısı müzede sergileniyor

Kolombiya'da göstericiler ve polis arasında arbede

Washington'da yaşayan Türklerden protesto

Ailesiyle tartıştı evini yaktı

Türk vatandaşı kimdir? Gazeteci Uğur Mumcu'dan dinleyin

Teknolojinin geldiği son nokta! 5G üzerinden kazı yaptı

Almanya'nın Münih kentindeki bir kepçe operatörü 5G bağlantısı üzerinden, Güney Kore'deki bir iş sahasında kazı yapıyor.

Marmara Denizi'nin rengi değişti

Marmara Denizi'nin Tekirdağ sahilinde plankton çoğalmasıyla deniz suyu renginde oluşan turunculuk devam ediyor.

Savunma sanayinin yeni yıldızı: SONGAR

Milli savunmada gelişme devam ederken, Türk savunma sanayi şirketi Asis Elektronik ve Bilişim Sistemleri A.Ş. üzerine makineli tüfek monte edilmiş uzaktan kumandalı insansız hava aracı (İHA) geliştirdi

Çirkefliğin böylesi

İstanbul Havalimanı'nda seferini bekleyen bir yolcu, uçağının rötar yapması üzerine özel şirket personeli kadına ağzı alınmayacak sözlerle hakaret etti.