Yeni bir Ak Parti ile yola devam

0

Türkiye, ibretlerle dolu bir seçim dönemini geride bıraktı. Kimin elinin kimin cebinde olduğu belli olmayan, ideolojilerin birbirine karıştığı, eşi benzeri görülmemiş bir "siyasi melezleşme ve kendini kaybetme psikozu"nun yaşandığı, okyanus ötesi medyadan Britanya'ya, Tel Aviv'den Berlin'e kadar herkesin müdahil olduğu bir seçim şüphesiz ibretlerle dolu…

Hele bir de, normal şartlarda ortada "Ak Parti nefreti ve Erdoğan öfkesi" gibi "geçici motivasyon kaynağı" olmasa, birbirlerine demediklerini bırakmayacakların kurduğu "ittifak" düşünüldüğünde gerçekten eşsiz bir seçim dönemi yaşadığımız muhakkak.

Ancak ne olursa olsun, son sözü sandık söyler. Halk, sandıklarda bir karne verir siyasetçilere. Propagandaya, seçim beyannamesine, liderin, iktidarın ve muhalefetin performansına not verir.

Bir de mesajlar verir…

Şüphesiz bu seçimde de seçmen birçok mesaj verdi.

Ancak bu mesajlara geçmeden önce partiler açısından genel bir değerlendirme yapmak lazım.

Karşımızda yoruma muhtaç iki sürpriz var.

İlki HDP.

Beklenen şuydu: HDP, barajı ya kıl payı aşacak, ya da kıl payı bir oranla baraj atında kalacak.

Ancak beklenen olmadı. HDP, barajın 3 puan üzerinde bir oy aldı. 2011 seçimlerinde almış olduğu yüzde 6,5 üzerine bir 6,5 daha koydu. Yani HDP, bu seçimlerde yanına bir HDP daha koydu. Oyunu yüzde 100 arttırdı.

İkinci sürpriz, Ak Parti'nin yüzde onluk oy kaybıydı.

Beklenen şuydu: Ak Parti, oy kaybedecek, ancak bu kayıp yüzde 4-5 ile sınırlı kalacak. Ak Parti yüzde 44-45 gibi bir oranla, (oy kaybetse bile) yine tek başına iktidar olacak.

Ancak beklenen olmadı. Ak Parti, yüzde 49,95'lik oy oranından yüzde 40,8 gibi bir orana düştü. Bu, sarı kart göstermesi beklenen seçmenin, (Ak Parti seçmeni demek daha doğru) "yanlışlıkla" çift sarı kart göstererek partisini bekleme odasına almasını ima ediyor.

"Yanlışlıkla" diyorum, çünkü Ak Parti seçmeni, ders verirken: "Ak Parti, ne de olsa yine tek başına iktidar olacak, ben küçük bir ders vereyim" saiki ile hareket etti. Açıkça belirtmek gerekir ki, bu tablo, "ders vermek isteyen Ak Partili seçmenlerin de beklemediği ve hatta kısmen pişman olduğu" bir tablodur.

MHP, 2011 seçimlerine kıyasla oylarını arttırdı. Ancak bu artışın, MHP'nin seçim beyannamesi, parti programı ve Bahçeli'nin performansıyla hiçbir ilgisi yok. MHP, tıpkı Öcalan'ın yakalandığı dönemde olduğu gibi "reaksiyonel oy" aldı. HDP, Batı'da göründükçe, milliyetçi refleksleri uykuda olan kitle uyandı ve bu rahatsızlığını MHP'ye oy vererek giderme yolunu seçti. Ancak bu yönelme kalıcı bir yönelme değil. Zira Türkiye "normalleştikçe" MHP'nin "reaksiyonel oy" alma kabiliyeti de sona erecek. O zaman, "bütün dünya Türk olsun" propagandasını mecburen realize edecek. Daha karşılığı olan meselelerle ilgilenecek.

CHP açısından işler hiç iyi görünmüyor. Hatta denilebilir ki, seçimlerin tek kaybedeni CHP'dir. Zira her ne kadar oylarında bir düşüş gözlense de, Ak Parti yüzde 40,8'le yine birinci parti olmuştur. Ama bunun karşısında 13 yıllık bir iktidar seçmeninden hiçbir şekilde oy alamayan, dahası kendi seçmenini bile kaybeden bir CHP var karşımızda. Tablo şu: İktidar oy kaybediyor, muhalefet partileri bu oylardan küçük dilimler alıyor. Ancak CHP avucu açık bir şekilde öylece bekliyor. Bu dilimden zerre kadar bir pay alamıyor. Eldekini de diğer muhalefet partilerine kaptırıyor. Bu tablo, CHP açısından açık bir hezimettir.

Seçmenin mesajına gelince…

Bu seçimlerde en büyük mesaj Ak Parti'ye verilmiştir. Bu çok açık ve nettir.

Bu mesajlar şöyle sıralanabilir:

1-Biz senden vazgeçmedik, "bizi görmeni" istedik.

2-Motivasyonu bizim gibi "dava şuuru" olmayan, bize sonradan eklemlenen kitleyi derhal partiden uzaklaştır. Aramızda "duvar" olmasına izin verme. Unutma, onlar "sel"dir, biz ise "kum"uz.

3-Sana "sanal ayna" tutan ve insanlık halinin bir gereği olarak zaman zaman yaptığın yanlışları görmeni engelleyen, seni hep "yakışıklı" gösteren "medya"ya çeki düzen ver. Sana, seni ne yaparsan yap hep "çirkin" gösteren veya ne yaparsan yap hep "yakışıklı" gösteren bir ayna değil, "seni sana olduğu gibi gösteren, yanıltmayan aynalar lazım", bu senin hayrınadır. Zira eğer varsa gömleğinde yanlış düğümlenen bir ilik, ancak bu yanıltmayan aynalara bakarak düzeltebilirsin kendini. Diğer aynalar, sana bu fırsatı hiçbir zaman vermez. Nitekim vermedi de…

Kürtler açısından:

1-Çözüm Süreci'nde, demokratikleşmede, hak ve özgürlük meselelerinde gayet iyisin. Bölgede ciddi yatırımlar yaptın, dilimi, kimliğimi yaşamamı sağladın. Ancak, bunları Kürtlere anlatamadın. Veya anlatmakta zayıf kaldın. Yaptıklarınla söylediklerin arasında uçurum var. Çok şey yapıyorsun, az şey anlatıyorsun.

2-Gösterdiğin adaylar, HDP'nin hegemonik propagandası karşısında çok cılız kaldı. Bütün icraatı, özgürleşmeyi, demokratikleşmeyi yapan sensin. Ama karşında hiçbir şey yapmamasına rağmen sadece propaganda üzerinden çok yüksek oy alan bir parti var. Bunun üzerinde biraz kafa yormalı, Kürt adaylar açısından söylemi güçlü, Kürt açılımına hakim, gerçek dava adamlarıyla yola devam etmelisin.

Evet, seçimler bitti.

Sonuçlar Ak Parti açısından bir yenilgi değil, aksine bir "fırsat"tır.

Bu fırsat,Ak Parti'nin kendisini yenileme fırsatıdır.

Öte yandan, bu oy düşüşünü Ahmet Davutoğlu veya Recep Tayyip Erdoğan'a fatura etmek isteyenlerin yanılacağını da şimdiden not düşmek gerekir. Zira bu düşüş ne Davutoğlu ne de Erdoğan ile ilintilidir.

Bu düşüş "kurumsal bir düşüştür". Doğrudan "Ak Parti kurumu" ile ilgilidir.

Son Not:

Ak Parti, kesinlikle MHP ile bir koalisyon kurmamalıdır. Geçmişte Erbakan'ın MHP ile yaptığı koalisyon sonrası ne olduğunu unutmamalıdır.

Yapılacak şey şudur:

Koalisyona bu kadar iştah kabartan, bunun için yapmadık şey bırakmayan muhalefet partilerine "koalisyon kurma fırsatı" vermelidir.

Bu, 3 ya da en fazla 4 ay sonra "mecburi erken seçim" demektir.

İşte o zaman Ak Parti, tıpkı 2002'deki gibi, yeniden tek başına iktidar olur.

13 yıl Ak Parti'yi tek başına iktidarda tutan seçmen, Yenilenmiş bir Ak Parti'yi en fazla 3-4 ay tek başına muhalefette tutar.

İşte o zaman sonrası, Yeni Türkiye'nin İkinci Yarısına Devamdır