Bu medeniyet, şirin gözüküp canavarlığını gizledi. Hürriyet dedi, bağımsızlık dedi; kitleleri köleleştirip gerçek özgürlüğü ellerinden aldı. Teknolojiyi zirveye taşıdı ama insani vasıfları aynı kalitede yüceltemedi. İnsan haklarından dem vururken, insanların huzurlu bir ev ve iş sahibi olmalarının önünü kesti. En belalı mafya düzeninden daha beter bir faiz sistemiyle ilikleri emdi; cebinde parası olmayanı "insan" yerine koymadı.
Kendi bekası için çocuk sahibi olmayı özendirirken; bizim kadınımızı, kızımızı sokak köpeklerine "analık" etmeye mahkûm etti. Köpek öptüğü ağzıyla, bin yıllık mukaddes değerlerimize küfrettirdi. Anayı, babayı bir kenara itip insanı köpeğin nazına oyuncak eden, onu keyfi için gezdiren bir yapı inşa etti. İnsanımızı manen soysuzlaştırdığı yetmiyormuş gibi, "mama lobisiyle" de cebindeki son kuruşa göz dikti.
Toplumsal ve Kurumsal Yozlaşma
Bu medeniyet, çalışma ahlakının ruhunu kuruttu: Amiri ve memuru şımarık ve merhametsiz birer figüre; çalışanı ise görevine karşı tembel ve saygısız bir karaktere bürüdü. Belediyeciliği halka hizmet gayesinden tamamen kopararak; ehliyetsiz ve liyakatsiz elleri makam sahibi yaptı. Toplumun yerel yönetimlerden beklediği adaleti, şahsi ikbal ve sığ bir anlayışa feda etti.
Küresel Zulüm ve İslam Karşıtlığı
Bu medeniyet, İslam’ın mukaddesatına sövüp Müslümanlara zulmetmeyi bir yöntem haline getirdi. Ortadoğu başta olmak üzere tüm mazlum coğrafyaları kan gölüne çevirdi. Sadece "Allah birdir, şeriki yoktur" diyenlere karşı ölçüsüz bir kin kustu. Çocukları bombalamaktan, kadınlara dehşeti yaşatmaktan, savunmasız babaların üzerine kurşun yağdırmaktan vahşi bir haz aldı. Ambulansların, hastanelerin, okulların ve ibadethanelerin yerle bir edilmesine; çaresizlerin feryadına kör ve sağır kesildi. Yardıma uzanan elleri ise acımasızca kırdı.
Bize "sokağa çöp atma, hayvanlara merhametli ol, yemek yerken ağzını şapırdatma" diye nezaket dersi verenler; Epstein adalarında minik kız çocuklarını cinsel emellerine alet edip, o şapırdatan ağızlarıyla vahşice katlettiler. Sokağa çöp değil, ruhun en ağır iğrençliklerini fırlattılar. Çevreyi temiz tutun derken; medyanın, sinemanın ve sosyal mecraların ekranlarına yalanın, iftiranın ve algı operasyonlarının en zehirlisini boca ettiler. Bizi kirlettiler, hem de çok kirlettiler...
Hakkını teslim edelim: Batı, bir arı misali çalıştı; insanlığın ileri teknolojiyi tanımasına vesile oldu. Lakin ahlaksızlığı ve zulmü hükümran kılan hamleleri çok daha baskın çıktı. Bu karanlık, ürettikleri teknolojinin bile önüne geçerek zaten çürük olan temellerini tarumar etti.
Yeni bir medeniyet inşa edip onu yeniden tanımlamak elzemdir. Herkesin hakkına saygılı, gerçek bir inanç özgürlüğünün hüküm sürdüğü; insanı aşağılamayan, rant peşinde koşmayan bir siyaset anlayışı şarttır. Güzel ahlak, eşit adalet ve tertemiz bir sanat iklimi kurulmalıdır.
Şimdi soracaksınız: "Bunu nasıl tesis edeceğiz?"
Cevap basit: 1400 sene evvel Kur’an ile kurulan o büyük medeniyete bakınız. Orada kimsenin inanç özgürlüğüne müdahale edilmedi, kimsenin malına el konulmadı, hiçbir namusa el uzatılmadı. Eğer dönüp orayı örnek alırsak, yeniden bir Asr-ı Saadet kurabiliriz. Buna sadece Müslümanların değil, tüm insanlığın ihtiyacı var.
Nitekim bu hakikati Üstad Bediüzzaman, medeniyetin sefahatiyle Kur’an’ın hikmeti arasındaki farkı ortaya koyarken şu veciz sözlerle mühürler: "Zaaf-ı dine sebep olan Avrupa medeniyet-i sefihanesi yırtılmaya yüz tuttuğu bir zamanda ve medeniyet-i Kur'an'ın zuhura yakın geldiği bir anda, lâkaydane ve ihmalkârane müsbet bir iş görülmez. Menfîce, tahripkârane iş ise bu kadar rahnelere maruz kalan İslâm zaten muhtaç değildir."
"Avrupa'nın medeniyeti, fazilet ve hüda üstüne te’sis edilmediğinden, belki heves ve heva, rekabet ve tahakküm üzerine bina edildiğinden şimdiye kadar, medeniyetin seyyiatı hasenatına galebe edip, ihtilalci komitelerle kurtlaşmış bir ağaç hükmüne girdiği cihetle Asya medeniyetinin galebesine kuvvetli bir medâr bir delil hükmündedir ve az vakitte galebe edecektir.”
“Ve bu zamanda ilâ-yı kelimetullah maddeten terakkiye mütevakkıftır. Medeniyet-i hakikiyeye girmekle ilâ-yı kelimetullah edebiliriz.”
“Bizim muradımız, medeniyetin mehasini ve beşere menfaati bulunan iyiliklerdir. Medeniyetin günahları, seyyieleri (kötülükleri) değil.”