Bilindiği gibi Cumhurbaşkanı, "ben çözüm süreci kaldırılmıştır demedim, şu aşamada buzdolabına konulmuştur dedim. İşler yoluna giderse, süreç yeniden gündeme gelir" demişti secimden önce.
Ve bu hükümeti kuracak olan Ak Parti'nin görüşüdür elbette. Zaten başka türlüsü de düşünülemez. Ne Ak Parti'nin 13 yıllık iktidar geçmişi ne de Türkiye'nin toplumsal ve tarihsel gerçekliği ile örtüşemez çözüm sürecini ilanihaye durdurmak.
Onun için çözüm süreci öncelikle buzdolabından çıkarılmalıdır. Ancak geçmişte yürütülen çözüm süreci çalışmalarının iki temel handikabı vardı.
Birincisi muhatablıksorunu, ikincisi ise içerik ve çerçeve sorunu.
Daha açık ifadeyle: çözüm sürecini yürütmekte olan hükümetin muhatabı kimdi, bu net olarak belli değildi. Yani Kandil mi, İmralı mı yoksa HDP mi yoksa bunların üçü mü? Eğer bu üç grup ise bunlar arasındaki hiyerarşi veya koordinasyonun şekli neydi?
Hükümetin süreçte yaşadığı temel sıkıntı muhatab konunda net olmayan tabloydu. Ve sürecin tıkanma noktasına gelmesindeki nedenlerden biri de buydu.
İyi niyetle başlatılmış süreç sulandırılmış ve sonunda da buharlaştırılmıştır.
Aslında Yeni Anayasa çalışmalarında da bütün partilerin katılımı ve uzlaşısıyla yapmaya çalışmak konusunda da benzer bir strateji izlendiği için muhalefet partilerinin uzlaşmaz tutumları Anayasa çalışmalarını sulandırmıştır.
O nedenle hem Yeni Anayasa yapımında hem de çözüm sürecinde doğru yöntem kendi Anayasasını ve kendi çözüm sürecini net bir şekilde ortaya koymak ve kamuoyunda tartışmasını sağlamaktır.
Elbette bunu "ben yaptım oldu" gibi bir oldu bittiye getirmek değil ilgili bütün paydaşların duyarlılıkları göz önünde bulundurmalıdır.
Halktan kopuk olan hiçbir çözüm süreci de Anayasa da karşılık bulmayacaktır.
Ak Parti bize göre iki kriteri göz önünde bulundurmalıdır çözüm sürecinde. Birincisi evrensel hukuk ve etik ilkelere uygunluk, ikincisi de halktaki karşılığı.
Böyle bir durumda yani evrensel hukuk ve etik ilkelere uygunlukta da halktaki karşılığını görmede de daha sorunsuz bir süreç yürütmesi mümkündür. "Halk muhatablığı" yöntemi Kürt halkının sosyal dokusuna daha uygun bir çözüm süreci oluşturma şansı verecektir hükümete.
Böyle bir durumda HDP'nin pür seküler yaşam anlayışı ile Zizek'in sandığı kadar seküler olmayan Kürt halkının "muhafazakar" ve "dindar" yaşam tarzı arasındaki fark da çözüm sürecinde ıskalanmamış olacaktır.
Belki HDP veya diğer siyasal partilerin katkısı ihmal edilmiştir diye düşünülebilir. Hayır, demokrasilerde siyasal partilerin yasamaya katkılarının yeri parlamentodur.
Peki halk muhatablığı nasıl işleyecektir? Halkın nabzını tutmanın yolu çok zor değildir aslında.
Öncelikle evrensel hukuk ve insan hakları çerçevesi ihmal edilmeden ve halkın tarihsel ve sosyolojik dokusu göz önünde bulundurularak çözüm şekillendirilmelidir.
Daha sonra da halkın nabzı yerel STK'lar, kanaat önderleri, bölgenin aydınları, sanatçıları ve din adamları üzerinden tespit edilmelidir. Ayrıca alan araştırmaları ile halkın ne tür bir çözüm istediği doğru saptanıp öyle yürütülmelidir.
Yeni çözüm sürecinde HDP'nin muhatab alınması yine "HDP bağımsız karar alıyor mu?" ve "Çözüm süreci halkın değerleriyle örtüşen bir paradigmaya sahip midir?" sorularını yeniden gündeme getireceği için "halk muhatablığı" yöntemi denenmelidir mutlaka.