Yenilmezlik düzeninin çöküşü

Bu makalemde “Orta Doğu” kavramını bilinçli olarak kullanmıyorum. Çünkü bu ifade, bu coğrafyanın tarihini ve ruhunu değil, dışarıdan dayatılmış bir harita dilini temsil eder. Bizim için burası bir “bölge” değil, ümmet coğrafyasıdır.

Bu coğrafya üzerinde kurulan her cümle artık eski ezberlerle kurulamaz. Tarih bir kez daha yazılmaktadır. Bu kez yazılan şey nettir yenilmezlik miti yıkılmıştır. Uzun yıllardır ümmet coğrafyasına dayatılan en büyük put, “dokunulamaz güç” fikriydi.

Bu put sadece askerî kapasiteyle değil, medya, siyaset, diplomasi ve korku düzeniyle inşa edildi. Bu put yıkılmıştır. “İsrail’e karşı koyulamaz” cümlesi artık bir gerçek değil, çökmüş bir propagandadır. Hiçbir teknoloji mutlak değildir. Hiçbir savunma sistemi kusursuz değildir. Hiçbir güç dokunulmaz değildir. Bu hakikat yeniden ortaya çıkmıştır.

Gelişmiş silah sistemleri etrafında kurulan “mutlak güvenlik” anlatısı çökmüştür. Hava savunma sistemleri üzerinden inşa edilen “Demir Kubbe” algısı yıkılmıştır. ABD savaş gemilerine atfedilen “vurulmazlık” ve “ulaşılamazlık” efsanesi kırılmış, savaş gemileri artık dokunulmazlık sembolü olmaktan çıkmıştır. Ayrıca sadece sistemler değil, onların ürettiği psikolojik üstünlük de çözülmüştür. Bugün açık bir gerçek vardır. Hiçbir merkez güvenli değildir.

Hiçbir güç ulaşılmaz değildir. Hiçbir yapı dokunulmaz değildir. Psikolojik üstünlük el değiştirmiştir. Bu yorum değil, sahada oluşan gerçektir. Uzun yıllar boyunca Tel Aviv ve çevresi “dokunulmaz merkez” olarak sunuluyordu. Bu algı kırılmıştır.

Güvenlik hissi zayıflamış, korku düzeni tersine dönmüştür. Bu kırılmanın en somut göstergesi, sadece savunma sistemleri değil sahadaki hedeflerin de ulaşılabilir hale gelmesidir. “Demir Kubbe” etrafında kurulan mutlak koruma algısı sarsılmıştır. Yenilmezlik putu yıkılmıştır. İran’ın geliştirdiği direnç ve karşı koyma kapasitesi bu dönüşümün merkezinde yer almaktadır. Ancak mesele tek bir ülke değil, kırılan güç denklemidir. Soruyorum. Bir güç gerçekten yenilmez mi, yoksa sadece öyle mi gösterildi? Cevap sahada verilmiştir. Gösterilen şey dağılmıştır. Artık hiçbir şey eskisi gibi değildir. Korku kırılmıştır. Bu kırılma geri döndürülemez bir eşiktir. Körfez merkezli güvenlik düzeni de bu yüzden sarsılmıştır.

Dış güçlere yaslanan güvenlik mimarisi mutlak koruma sağlayamamıştır. Hiçbir üs mutlak güvenlik değildir. Hiçbir koruma sistemi mutlak kalkan değildir. Hiçbir askerî varlık mutlak güç değildir. “Üçüncü Dünya Savaşı” söylemi de çökmüştür. Çünkü büyük güçler kontrolsüz bir yıkımı göze alamamaktadır.

Çünkü artık herkes şunu bilmektedir: Savaş, çöküştür. İran, sahadaki baskıya rağmen caydırıcılığını korumuş ve bunu diplomatik alana taşımıştır. Diplomasi, güçsüzlüğün değil, sahadaki denklemin devamıdır. İsrail ve hamisi ABD açısından tablo nettir.

Mutlaklık iddiası kırılmıştır. Psikolojik üstünlük kaybedilmiştir. Algı çözülmüştür. Gerçek açığa çıkmıştır. Hiçbir güç sonsuz değildir. Hiçbir düzen kalıcı değildir. Hiçbir korku ebedi değildir. Bugün ümmet coğrafyasında yaşanan şey bir çatışma değil, bir paradigma kırılmasıdır. Kırılan şey sadece Demir Kubbe değildir. Kırılan şey sadece savaş gemileri değildir. Kırılan şey sadece üsler değildir.

Kırılan şey bütünüyle algıdır. Yenilmezlik yoktur. Sadece inşa edilmiş bir illüzyon vardır. O illüzyon yıkılmıştır. Hazreti İbrahim’in putları kırması gibi, bugün de kırılan şey taş değil, zihinlerdeki korkudur. İktidar yalnızca güçlerin el değiştirmesi değildir.

Vurulan sadece askerî yapılar değildir, vurulan aynı zamanda zihinlerde kurulan işgal düzenidir. Savaş gemileri vurulmuştur, ancak ondan önce zihinlere yerleştirilen korku imparatorluğu sarsılmıştır. Yıllardır inşa edilen devasa yenilmezlik putu kırılmaktadır.

Mesele yalnızca teknoloji değildir, mesele, bu gücün insan zihninde oluşturduğu teslimiyet halidir. Allah’a iman eden, ilim ve hikmetle bunu birleştirdiğinde zaferin yalnızca sayıların değil iradenin sonucu olduğunu görür. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Nice az topluluklar çok topluluklara galip gelmiştir. Bu hakikat Bedir’de görülmüştür, Bugün de farklı biçimlerde yeniden tecelli etmektedir. Mesele sadece güç dengesi değil, iman, irade ve direniş meselesidir.