Yiğit'e veda

Akademik hayatın en gururlu anı, amfilerde, koridorlarda emeklerine ve büyümelerine şahitlik ettiğiniz gençlerin hayata atılışını izlemektir. Kürsüden onlara bakarken, her birinin gözlerindeki ışık geleceğe dair umutlarımızı tazeler. Ancak bu hafta yüreğimize, tarifi imkânsız, simsiyah bir kor düştü. Pırıl pırıl, hayat dolu, güler yüzlü, neşeli öğrencim Yiğit Şan, mezuniyet cübbesini giymeye, hayallerine sarılmaya hazırlanırken, geçtiğimiz hafta sonu Büyükçekmece’de meydana gelen o feci trafik kazasında aramızdan koparılıp alındı.

Kelimeler boğazımda düğümleniyor. Mezuniyet heyecanını paylaşmayı beklerken, bugün arkasından bir veda yazısı yazıyor olmak bir eğitimci için sarsıcı bir imtihan. Ama bu sessiz kalabileceğimiz, acımızı sadece içimize gömüp geçiştirebileceğimiz bir yas değil. Çünkü Yiğit’in gidişi, ardında karanlıkta kalmaması gereken çok büyük soru işaretleri bıraktı. Yiğit’in arkadaşlarının ve acılı ailesinin feryadı, göz ardı edilemeyecek kadar büyük bir şüpheye işaret ediyor: Bir araç aniden ve dikkatsizce şerit değiştirerek bu faciaya sebebiyet verdi mi? Bu iddiaların peşini bırakmamak, olayın tüm şeffaflığıyla aydınlatılmasını talep etmek, Yiğit’e ve geride kalan ailesine karşı en büyük vicdan borcumuzdur.

Bu acı vesileyle, yollarımızda kanayan bir başka yaraya, trafikteki görünmez bir savaşa da dikkat çekmek zorundayız. Ne acıdır ki trafikte bir şeridi sinyal vermeden, aynaya bakmadan aniden değiştirmeyi alışkanlık haline getiren, altındaki tonlarca ağırlıktaki araçlara güvenip yolları sadece kendi mülkü sanan bir vurdumduymazlıkla her gün karşılaşıyoruz. Ve bu vurdumduymazlığın kurbanları ne yazık ki motosiklet sürücüleri, yayalar, kısacası hepimiz oluyoruz.

Şunu artık zihinlerimize kazımak zorundayız: Motosikletleri fark edin! İki tekerlek üzerinde yol alan o insanlar birer "kaporta" taşımıyor; bedenleriyle, canlarıyla o yoldalar. Bir sürücü için sadece bir saniyelik bir acele, bir anlık aynaya bakmama tembelliği ya da verilmeyen bir sinyal; bir başkasının hayatının son bulması, bir ailenin ocağının sönmesi anlamına geliyor. Kurallar bir lütuf değil; birbirimizin canına saygı duymanın, insan olmanın en temel şartıdır.

Yiğit, geride gözü yaşlı ve yüreği paramparça bir aile, acılı dostlar bıraktı. Arkadaşlarının acıyla paylaştığı görseldeki o çığlık hepimizin ortak talebidir: Trafikte aynaya bakmayan, sinyal vermeyen, kuralları hiçe sayan sürücülerin yarattığı bu tehlike, bu vurdumduymazlık artık son bulsun. Başka canlar yanmasın diye bu olayın üstündeki sis perdesi aralansın, tüm gerçekler gün yüzüne çıkarılsın.

Mekânın cennet olsun Yiğit... Seni, o gülen yüzünü, neşeni ve sempatini her zaman özlemle anacağız. Genç yaşta aramızdan ayrılan öğrencim Yiğit ŞAN’a tekrar Allah'tan rahmet, ailesine ve arkadaşlarına sabırlar dilerim.