Size bu konudan önce, hayatın disiplinini özetleyen bir askerlik misaliyle başlamak istiyorum.
Askerlikte nöbet yerine giden bir asker, görev süresini tamamladığında, arkasından gelen kişi nöbeti devralmazsa askerlik nizamına karşı ağır bir suç işlemiş olur. Demek ki herkesin nöbetini nizamlı bir şekilde, vakti geldiğinde devralması şarttır ki ordunun ve sistemin işleyişi aksamadan devam etsin. Aksi takdirde bu durum kaosa, düzensizliğe ve nizamın bozulmasına sebep olur; kaçınan kişi de bunun hesabını vermekle yüzleşir.
İşte evliliği ve aile kurmayı da tıpkı bu nöbet değişimi gibi düşünmeliyiz. Anne ve babalarımız kendi zamanlarında üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirdiler, nöbetlerini tuttular ve sırayı bizlere devrettiler. Bizler de zamanı geldiğinde evlenip çoluk çocuk sahibi olarak bu mübarek nöbeti devralmak; Allah'a, ailemize, milletimize ve insanlığa karşı vazifemizi yerine getirmek durumundayız.
Eğer evlilikten ve aile olmaktan kaçınırsak sadece kendi hayatımızı değil; toplumun, devletimizin ve milletimizin geleceğini de zaafa uğratmış oluruz.
Korku Değil, Tevekkül
Günümüzde rızık ve geçim kaygısı, gençlerin bu kutlu nöbeti devralmasını ertelemesindeki en büyük etkenlerden biri. Fakat unutmamak gerekir ki, iyi niyetle ve helâl bir yuva kurmak amacıyla atılan her adımda Allah'ın yardımı ve bereketi vardır. Cenâb-ı Hak, Rûm Suresi'nin 21. ayet-i kerimesinde şöyle buyurmaktadır: "Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için kendi cinsinizden eşler yaratması ve aranızda sevgi ve merhamet var etmesi de O'nun ayetlerindendir."
Yine Nûr Suresi'nin 32. ayet-i kerimesinde ise evlilik hususunda endişe eden gönüllere şu müjde verilmektedir: "İçinizden bekâr olanları ve kölelerinizden, câriyelerinizden salih olanları evlendirin. Eğer onlar fakir iseler Allah onları lütfuyla zenginleştirir. Allah'ın lütfu geniştir, O her şeyi hakkıyla bilendir."
Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm) de gençlere hitaben şöyle buyurmuştur: "Ey gençler topluluğu! Sizden kimin evlenmeye gücü yeterse evlensin. Çünkü evlilik gözü haramdan daha çok korur ve iffeti muhafaza eder." (Buhârî, Nikâh, 3; Müslim, Nikâh, 1)
Evlilik, iki insanın yükünü ikiye katlamak değil; hayatın yükünü paylaşarak hafifletmektir. Rızkı veren maaş değil, sebepler değil; bütün sebeplerin üstünde Rezzâk-ı Hakikî olan Allah'tır. Nice insanlar vardır ki evlendikten sonra hiç ummadıkları bereket kapılarının açıldığına bizzat şahit olmuşlardır.
İki Kişilik Bir Hayat, Birlikte Büyüyen Bir Olgunluk
Evlilik sadece bir imza değil; karakterin olgunlaştığı, sabrın, fedakârlığın ve gerçek sevginin öğrenildiği bir mekteptir. Genç yaşta kurulan yuvalar, çiftlerin birlikte büyümesine, zorlukları birlikte aşarak sarsılmaz bir bağ kurmasına vesile olur.
Evlat Sahibi Olmak: Geleceğe Nöbetçi Yetiştirmek
Bir evlat sahibi olmak, insanın bu dünyada tadabileceği en katıksız sevgilerden biridir. Çocuk; bir evin neşesi, anne ve babanın dünyadaki en tatlı imtihanı, aynı zamanda ahiret hesabına tükenmeyen bir sadaka-i câriyeye vesile olabilecek en büyük nimetlerden biridir.
Genç yaşta evlat sahibi olmak, hem onlarla güçlü bir arkadaşlık bağı kurmayı sağlar hem de bu millete ve bu vatana nöbeti yarın güvenle devredeceğimiz hayırlı nesiller yetiştirmenin önünü açar.
Gençliğe Çağrı
Hayatı ve sorumlulukları ertelemek, mükemmel şartların oluşmasını beklemekle vakit kaybetmektir. Oysa mükemmel şartlar hiçbir zaman kendiliğinden oluşmaz. Doğru bir niyet, samimi bir dua ve helâl bir adımla kurulan yuvalar, kendi huzurunu zamanla inşa eder.
Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri'nin ifade ettiği gibi: "Şu dâr-ı dünya, meydan-ı imtihandır ve dâr-ı hizmettir; lezzet ve ücret ve mükâfat yeri değildir."
Biz bu dünyaya sadece rahat etmek için değil, vazifemizi yerine getirmek için gönderildik. Aile kurmak, hayırlı nesiller yetiştirmek ve insanlığa faydalı evlatlar bırakmak da bu ulvî vazifenin en mühim parçalarındandır.
Anne ve babalarımız bu mukaddes emaneti bize teslim etti. Şimdi sıra bizdedir. Biz de bu kutlu nöbeti devralıp, bizden sonrakilere imanlı, ahlâklı, çalışkan ve vatanını seven nesiller yetiştirerek teslim etmeliyiz.
Milletler yalnız sınırlarında nöbet tutan askerlerle değil, evlerinde nöbet tutan anne ve babalarla da ayakta kalırlar.