Yol Uzun, Düşman Hileli, Dostlar Cahil… ve Bitmeyen İmtihan

Sıffin’e doğru ilerlerken Hz. Ali’nin dilinden dökülen o sarsıcı cümle, sadece bir dönemin değil, bütün zamanların özeti gibidir:

“Yol uzun, düşman hileli, dostlar cahil.”

Bu söz, bir savaşın öncesinde söylenmiş basit bir tespit değildir. Bu, insanlık tarihinin değişmeyen denklemidir. Dün Sıffin Savaşı’nda yaşanan bu gerçeklik, bugün farklı coğrafyalarda, farklı aktörlerle ama aynı ruh hâliyle yeniden karşımızda duruyor.

Bugün dünyanın gözleri önünde yeni bir tablo çiziliyor. Güç dengeleri yeniden kurulurken, bazı ülkeler yalnızlaştırılıyor, kuşatılıyor ve baskı altına alınıyor. Bu noktada İran’ın durumu dikkat çekici bir örnek olarak karşımıza çıkıyor. Ortadoğu'yu kan gölüne çeviren, körfez ülkelerindeki liderleri birer muhtar gibi kullanan terör şebekesi ABD ve Müslümanları öldürmeyi görev bilen terörist İsrail gibi küresel ve bölgesel güçlerle karşı karşıya gelen bir ülkenin, çoğu zaman yalnız bırakılması, aslında daha büyük bir gerçeği gözler önüne seriyor: Ümmetin dağınıklığı.

Kur’an-ı Kerim bu tür durumlarda sadece dış düşmana değil, iç zafiyete de dikkat çeker. “Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın…” (Enfâl, 60) ayeti, sadece askeri hazırlığı değil, aynı zamanda stratejik bilinç ve birlik ruhunu da emreder. Ancak kuvvetin asıl anlamı, kalplerin birleşmesidir. Nitekim bir başka ayette, “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanmayın.” (Âl-i İmrân, 103) buyurularak asıl tehlikenin bölünmüşlük olduğu açıkça ortaya konur.

Bugün sayılarımız kalabalık, imkânlarımız geniş, coğrafyamız büyük… Ama buna rağmen etkisiziz. Çünkü birlik yok. Çünkü ortak bir duruş yok. Çünkü herkes kendi küçük hesabının peşinde.

Bu durumu Hz. Muhammed (s.a.v.) asırlar önce şöyle haber vermiştir:

“Yakında milletler, yemek yiyenlerin çanağa üşüştükleri gibi sizin üzerinize üşüşecekler.”

Sahabeler sordu: “O gün sayımız az mı olacak?”

Efendimiz buyurdu: “Hayır, aksine çok olacaksınız; fakat selin üzerindeki köpük gibi olacaksınız…” (Ebû Dâvûd)

Bugün bu hadis, adeta gözlerimizin önünde gerçekleşmektedir. Kalabalık ama dağınık, güçlü ama etkisiz, konuşan ama harekete geçmeyen bir topluluk…

İran meselesi, sadece bir devletin mücadelesi olarak okunamaz. Bu, ümmetin iç kırılmalarının, mezhep ayrılıklarının, siyasi hesaplarının ve en önemlisi ortak bir bilinçten yoksun oluşunun bir sonucudur. Kimisi ideolojik bakar, kimisi mezhebi pencereden değerlendirir, kimisi çıkarlarını önceleyerek susar. Ama hakikat çoğu zaman bu tartışmaların arasında kaybolur.

Kur’an bu noktada çok net bir çizgi çizer:

“Zulmedenlere meyletmeyin, yoksa size ateş dokunur.” (Hûd, 113)

Bugün mesele sadece zulme destek olmak değil, zulüm karşısında susmanın bile normalleşmiş olmasıdır. Sessizlik, zamanla alışkanlığa; alışkanlık ise zamanla meşruiyete dönüşmektedir.

Ve işte burada Hz. Ali’nin o sözü yeniden yankılanır:

“Düşman hileli…”

Evet, bugün savaşlar sadece cephede değil; medyada, diplomaside, ekonomide ve algı üzerinden yürütülüyor. Hakikat eğilip bükülüyor, gerçekler perde arkasına itiliyor. Ancak bütün bu karmaşanın içinde asıl acı olan şudur:

“Dostlar cahil…”

Bu cehalet, sadece bilgi eksikliği değildir. Bu; hakikati görmemek, gördüğü hâlde susmak, susmayı tercih etmek ve zamanla buna alışmaktır. Asıl kırılma noktası da burasıdır.

Bugün ümmetin en büyük problemi, düşmanın gücü değil; dostun sessizliğidir.

Oysa çözüm yine vahyin rehberliğinde saklıdır:

“Eğer siz Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.” (Muhammed, 7)

Bu yardım; sadece sloganlarla değil, adaletle, bilinçle ve cesaretle olur. Hakikatin yanında durmakla olur. Bedel ödemeyi göze almakla olur.

Bugün yapılması gereken şey; körü körüne taraf olmak değil, hakkın tarafında durmaktır. Çünkü tarih, zulme karşı sessiz kalanları da en az zalimler kadar yargılar.

Ve yine o sarsıcı cümleyle bitirelim:

Yol uzun… çünkü mücadele bitmedi.

Düşman hileli… çünkü hakikat her zaman hedefte.

Ama en büyük tehlike hâlâ aynı:

Dostlar uyanmadıkça, hiçbir şey değişmeyecek.