Eskilerin sarf ettiği lakin hiç eskimeyen bir ifade ile tarif edilen insan, özü itibarıyla "medenî bi't-tab"dır; Yani insan, doğası gereği toplum halinde yaşamaktadır. Bu yaşama vasıtalarını sağlamak için de diğerlerinin yardımına, ilişkilerini düzene sokacak bütüncül değerlere, toplumu bir arada tutacak güce ve kurumlara ihtiyaç duyar. Zaten geçmişten günümüze kadar toplumsal yapı incelendiğinde; her toplum güvenliğini, düzenini ve huzurunu sağlayacak bir otoriteye ihtiyaç duyulmuştur. İşte bu ihtiyaçlardan ortaya çıkan devlet kuramı insanoğlunun inşa ettiği, daha sonra ise onu anlamak ve açıklamak için yıllar boyunca uğraştığı karmaşık bir aygıt haline gelmiştir. Aslında insanlığın kadim tarihinden itibaren ona eşlik eden devlet kurumunu anlama ve açıklama çabası nihai bir noktaya ulaşmasına rağmen, onunla alakalı tartışmaların yoğun bir şekilde devam ettiği de bir gerçektir. Belli anlayış ve kurallar silsilesi dahilinde hiyerarşik disiplini sağlayan bu kurumlar, farklı yönetim tarzları ile çeşitlilik göstermektedir. Demokrasi, Monarşi, Oligarşi vb., bahsedilen yönetiliş şekillerinden bazılarıdır. Her bir sistemin farklı uygulamaları olduğu düşünüldüğünde, toplumun ideal düzen ile yönetilmesi devletlerin bekası adına olmazsa olmaz şartlar arasındadır. Bu manada ideal devlet anlayışının yegane unsuru, insan merkezli (ademi merkeziyet) bir görüş olduğu tüm paydaşlarınca kabul görmektedir.
Demokrasilerde sandık karar verici bir organdır
Toplumların devleti yönetmek için başa getirdiği kadrolar, aslında bireylerin yaşam felsefesiyle doğru orantılıdır. Hz. Peygamberin (sav) "Nasılsanız öyle yönetilirsiniz" sözü bu açıdan önemli bir tespittir. Bu cihetle "yönetimler, toplum fikriyatının yansımalarıdır" denilebilir. Tabi zorbalık ve zulüm altında inleyen halklar, yöneticilerini despot bir uygulama yapsın diyerek desteklemezler. Bunu iddia etmek akıl ve mantık dışıdır. O halde düştükleri hazin durum kandırılmak değilse, ya kişilerin fikri bozukluğundan yada iktidar sahiplerinin sonradan yakalandığı güç sarhoşluğundan ibarettir şeklinde açıklayabiliriz. O yüzden gücün ruhuyla kendi menfaatlerini milletin bekasının üstünde görerek hareket edenler, demokrasilerde yine bireylerin kanaatine göre görevlerinden azil edilirler/edilmelidirler. Diğer bir ifadeyle demokratik sistemlerde sandık, karar verici tek organ konumundadır.
Makamları işgal edenler ateşten gömlek giyer
Manevi ölçütler içerisinde değerlendirildiğinde, yöneticilerin Allah'a (cc) hesap veremeyecekleri fiillere girişmemesi ve ebedi hayatlarının bu yönde etkileneceğini bilmeleri gerekmektedir. Bu perspektifte "her canlı ölümü tadacaktır" ilahi mesajını mezarlıklardan ziyade kurumların en görünür yerlerinde sergilenmesi düşünülebilir. İnancımıza göre kutsal sayılan adalet, kamu malı ve kul hakkı konularını da hesaba kattığımızda yöneticilik imrenilecek değil, aksine çekinilecek bir makam hüviyeti kazanır. Tabi, hakkıyla görevini idrak eden dava adamları müstesna. O sebepledir ki yönetici makamını işgal edenler, ateşten gömlek giydiğinin idrakinde olmalıdırlar. Tarihte Osmanlının altı yüz sene dünya ya başarıyla hükmetmesinin altında da bu zihniyet yatmaktadır. Fakat Yaratıcıya inanmayan veya imani noktada sapıtan bazı medeniyetlerin yıllar boyunca hükümdarlıklarını devam ettirdiği de bir vakıadır. Uzmanlar bu garip durumu, insanlar içerisinde adaleti sağlama gayretlerine ve yaptıkları tüm işlerde kişi hakkını muhafaza etmelerine bağlamıştır. İslam Tarihindeki Habeşistan Kralı Necaşi, buna verilebilecek en güzel örneklerden biridir. Takdir edersiniz ki halkıyla hem hal olmayan ve onların derdiyle dertlenmeyen yöneticilerden adaletli bir yönetim beklemek, inancı ne olursa olsun abes ile iştigal etmektir.
Yönetici ve idareci arasındaki fark
İdareciler açısından bakıldığında, yönetici hakkında geçerli olan bu manevi kıstasların tamamının dikkate alması bir zorunluluktur. Yeri gelmişken yönetici ve idareci arasındaki farkı değinmeden geçmeyelim. Her yönetici bir idareci gibi teknik konulara vakıf olmayabilir. Lakin yönettiği kurumun misyon, vizyon ve hedeflerini doğru bir şekilde ortaya koyan ve o doğrultuda ilerlemeyi tesis etmesi gereken kişi, yöneticidir. Yani yönetici, söyledikleri ve yaptıklarıyla kurumunu ve çalışanlarını yeni yönlere sevk edebilen, olumlu ya da olumsuz yönde değiştiren veya geliştiren mercidir. İdareci ise mevcut durumu muhafaza etmekle yükümlü, risk almayan ve sadece görev tanımındaki unsurları icra etmekle mükellef bir değerdir. Diğer bir ifadeyle özetlemek gerekirse; yönetici yapar, idareci ise yürütür.
Gelişen teknoloji ile değişen sosyolojik yapı
Burada kesin olarak belirtmeliyiz ki; insan olmaları hasebiyle her yönetici ve idareci, bir şekilde görevini sonlandıracaktır. Onlardan geriye ise yalnızca, kendilerini hatırlatan eserleri kalacaktır. Hattı zatında; Mehmet Akif'in dediği gibi: "Baki olan gök kubbede hoş bir sada bırakmak" prensibini gereği insan arkasında bıraktıkları ile anılmaktadır. Bu anlayışla evrensel değerleri ve ahlaki hamideleri içselleştiren yönetici ve idareciler, ideal sistemik zeminde yüzde elli oranında avantajlı konuma gelirler. Geri kalan yüzde ellilik ikinci kısım ise bilgi, beceri ve liyakat ölçüsünde tamamlanır. Lakin 21. Yüzyılın bilişim dünyasında yaşamamız, sözünü ettiğimiz ikinci dilime "yenilikçilik" vasfını da eklemeyi zorunlu kılmıştır. Çünkü bugün yeniliklere ayak uyduranların, aynı zamanda vizyon sahibi kişiler olduğu bir realite kabul edilmektedir. Gelinen noktada başarı; gelişen teknolojiye, değişen sosyolojik yapıya ve bununla gelen öncelikli gereksinimlere ayak uydurmak kadar, yönetici ve idarecilerin özü kaybetmeden bu yöndeki kişisel inovasyonuna da endekslidir. Şahsını ve temsil ettiği korumu bahsettiğimiz inovasyon sürecinden mahrum bırakan makamlardan, verimli hizmet beklemek çağımızda mümkün görülmemektedir. Devamlılığı da sınırlıdır.
Evrensel değerler ve ahlaki edinimler
Anlayacağınız üzere, yönetişim faaliyetlerini iki ayaklı bir yapı şeklinde tasavvur edersek, bu dayanaklardaki her hangi bir eksiklik denge pozisyonunu bozacaktır. İdeal sistemi bir bütün olarak değerlendirip spesifik bir çözümleme getirdiğimizde, yukarıda değindiğimiz ikinci yüzde ellilik ayağı var eden (bilgi, beceri, liyakat ve inovasyon) değerlerin, belli eğitim ve öğretim süreciyle kazanılabileceği saptanmıştır. Fakat birinci yüzde ellilik dayanak (evrensel değerler ve ahlaki edinimler) bu sürece dahil değildir. Kaldı ki bu hususlar kişinin manevi dünyasıyla alakalıdır ve kıymetini ilelebet kaybetmeyecek kuvvelerdir.
Bu açıdan Nizamülmülk, yönetici vasfındaki hükümdar ve devlet adamlarına, tecrübelerini aktardığı Siyasetname eserinde oldukça önemli tavsiyelerde bulunmuştur. Devlet yönetimi hakkında bilgilendirmelerin konu alındığı bu eser, siyasetle uğraşanlar nezdinde, kıyasla tüm yönetim kadrolarına kılavuzluk yapabilecek bir cevherdir. Buna göre eseri özetlersek;
- Yönetici hiçbir zaman memurlarının durumundan gafil olmamalı, devamlı kontrol etmeli, mutlaka bir müfettiş göndermelidir. Şayet zulüm ve hıyanet zuhur ederse, memuriyetten derhal almalıdır.
- Yönetici, idare ettiklerine asla zulmetmemeli bilakis adaletle hükmetmelidir.
- Hükümdar, memleketi yıkmaya çalışan, haram iş işleyen, devlet sırrını açıklayan ve kalbiyle düşmanlık eden suçları ve suçluları bağışlamamalıdır.
- Yönetici, dünyanın dört bir köşesine elçiler göndermeli. Ülkesinin içinde ve dışında meşru yolları kullanarak aktif haber alma merkezleri kurmalıdır.
- Yönetici, maaşların ve yollukların vaktinde ödenmesine dikkat etmelidir.
- Devlet işlerini ehline danışarak yürütmeli, kendi başına iş görmemeli; herkesin, inancını açıkça yaşayabileceği bir ortam tesis etmelidir.
- Yönetici, zevk u sefadan uzak durmalı, devlet kaynaklarını kullanırken kılı kırk yarmalıdır.
- Bu dünya, hükümdarların amel defteridir. İyi olurlarsa iyilikle, kötü olurlarsa kötülükle anılırlar.
- Haksız yere kan dökülmesine mani olmak ve asayişi sağlamak yöneticilerin üzerine farzdır.
- Devlet mallarını korumak, hazine ve ambarın doluluğunu ya da boşluğunu ölçmek, bunlara düşmanların ve art niyetlilerin zarar vermesini önlemek de vazifelerindendir.
- Yönetici, Peygamber Efendimiz'in (sav) buyurduğu gibi, "İşlerin hayırlısı orta yolu takip etmektir" düsturunu gözetmelidir.
- Yönetici, yapacağı her işte Allah'ın rızasını gözetmeli, O'nun emrine boyun eğerek, bu yolda kuluna hizmet etmelidir.
İşte yukarıda kısaca alıntılarını paylaştığımız maddeler yüzyıllar önce serf edilse de, zamanımızda da tazeliğini yitirmemiştir. Ana sınırların tespit edildiği bu klikleri birer başlık varsayarsak, yönetici ve idareci bazında bu başlıkların altının doldurulması da elzem hale gelir. Bu bağlamda gerçekleştirilen objektif araştırmalar neticesinde; Yönetici: Samimi, adaletli, sorumluluk sahibi, hakperest, pratik, okur-yazar, eleştiriye açık, empatik, çözüm odaklı, planlı, alçak gönüllü, kişiye ederi kadar değer veren, şefkatli ve en önemlisi de yerine geçecek kişiyi yetiştiren özellikte olmalıdır. İdareci: Görevlerini bilen, işi yaptıran, önyargısız, halden anlayan, sevecen, teknik bilgiye haiz, saygılı, açık ve disiplinli kişilerden seçilmelidir.
Yönetici ve idarecilerin hata yapma riski hep vardır
Günümüzün "Köy" haline gelen globalleşen dünyasında, farklı ilişkiler ve ihtiraslar söz konusu olduğunda, bu çeşit bir yönetim anlayışı sergilemek oldukça zordur. Ama temel kıstaslar bildirtildiği gibi imkansız da değildir. Doğal olarak yönetici ve idareciler insan oldukları hasebiyle her canlı gibi hata yapabilme özelliğine sahiptirler. Nihayetinde hatasız insan bulmak imkansızdır. Burada ölçü alınacak husus, hatadan dönerek kendilerine öz eleştiri yapabilmeleri ve işlenen cürümdeki kasıttır. Bu minvalde kurumların yönetici ve idareci kadrolara tahsis ettiği bazı imkanlara, dışardan haset etmek yanlış bir tutum olacaktır. Çünkü çağımızda manevi değerlerin ikinci plana atıldığı ve kapital ölçülerin hüküm sürdüğü düşünülürse, maddi tatmin seviyesinde olmayan yönetici ve idarecilerin gayrı ahlaki tutumlara düşebileceği ihtimaller dairesindedir. Lakin sağlanan her türlü olanağa rağmen yine de nahoş davranışlarda bulunanların ahlaki eksikliği böylece ispatlanmış olur. Bu tarz kişilerden de hizmet beklemek "kurda kuzu emanet etmekle" eşdeğerdedir. Görüleceği üzere yine aynı noktaya gelmiş bulunuyoruz. Her ne kariyere ve referansa sahip olursa olsun yönetici ve idarecilerimizi sadece bilgili ve liyakatli değil, aynı zamanda dinini yaşayan, hizmet dertlisi kimselerden seçmek gerekmektedir. Ayrıca bu makamları hakkıyla doldurmaya namzet neferlerin de önlerinin açılması sağlıklı bir senkronizasyonu sağlayacak ve başarının uzun vadeye yayılmasını tesis edecek bir diğer faktördür.
Menfaatler uğruna sorumluluğunu aksatanlar
O hal de zamanımızda, samimi yöneticilerimizin sudan sebeplerle zarar görmesine karşı tavır sergilemek gerekliliği bir kez daha hasıl olmuştur. Samimiyetin neredeyse mum ışığıyla arandığı teknoloji döneminde, bu tarz değerlere sahip çıkmak toplumsal bir görevdir. Unutmayalım! Omurgalı bir duruş sergilemek onlar kadar bizlerin de yükümlülüğündedir. Ufak menfaatleri kısıtlandığı için kurumlarındaki görevlerini yerine getirmeyen veyahut ta aksatan kişiler, manen ve hukuken sorumludurlar. Her kes aklını başına almalı, yaptığı her işi en güzel şekilde yerine getirmenin hazzıyla bunun bir ibadet hükmünde olduğunu kavramak durumundadır. Sonuçta tüm insanlar konumuna bakmaksızın Allah (cc) hesap verecektir. Yine de emparyalist mantıkla içimizden geldiği gibi nefsi çıkarlarımızın peşinde koşmaya devam edersek gelen gideni aratır/aratacaktır. Ve emin olun asıl o zaman acınacak hale düşeriz. İşte o vakit kıyameti bekleyin.
Vesselam…