Gündem

YOZGAT’TA ZAMAN: Sûretteki ve Sîretteki Tarih

S. Burhanettin Kapusuzoğlu, Yozgat doğumlu bir araştırmacı-yazar olup tarih, kültür ve halk bilimi alanında derin bir birikime sahiptir. Daha önce yayınlanan ve şehir kitapları arasında özel bir yere sahip olan Bozoknağme’nin (2015 yılı şehir kitapları dalında TYB ve ESKADER ödüllü) yazarı Kapusuzoğlu, birçok köyü ziyaret ederek sözlü kültür, anılar ve yerel hafıza üzerinden derlemeler yapmış; Yozgat’ın entelektüel, sosyal ve kültürel yapısını sahici bir dille kayıt altına almıştır.

Yozgat’ta Zaman, tarihi Bozok bölgesinde Yozgat’ın tarihî, kültürel ve medenî birikimini hem sûret yani dış görünüş-tarihî olaylar, eserler, coğrafya ve hem de sîret yani öz, ruh, insan ve hayatın akışı bağlamında ele alan özgün bir şehir monografisidir. Haliyle bu kitap, Yozgat’ın Selçuklulardan Danişmendlilere, Dulkadırlılardan Osmanlı’ya uzanan geçmişini ve bu geçmişin günümüze yansıyan izlerini okuyucuya aktarmayı hedefler.

Daha önce Yozgat’a dair önemli eserlere imza atan yazar, tarihî süreçte Osmanlı Cihan Devletine bir sadrazam yani imparatorluk başbakanı yetiştirmiş Bozok Sancağı’ndaÇapanoğulları tarafından kurularak bir âyan başşehri oluşu, mimarî eserleri, Millî Mücadele dönemindeki fedakârlıkları, doğal güzellikleri ve kültürel dokusuna dair bir anlatım sunar. Özellikle Bozok yaylası, Çamlık gibi özellikli mekânlar üzerinden Yozgat’ın tabiatla iç içe geçmiş yaşam tarzı ve ruhu okuyucuya aktarılır.

Kitap, sadece kronolojik tarih aktarımı yapmaz. Yozgat’ın medeniyet mirasını, yaşanan hayatları, şehirle kurulan aidiyet bağını ve kültürel izlerini değerlendiren bir perspektifle kaleme alınmıştır. Bu yüzden hem tarih meraklılarına hem de kültür gezgini okura hitap eder.

Bir şehri tanımak, sadece onun caddelerinde yürümek değil; o şehrin hafızasına misafir olmak, sessizce dile gelen hitabını duymak ve insanının sîretindeki gizli manayı keşfetmektir. Titiz araştırmacı ve yazar S. Burhanettin Kapusuzoğlu, Ötüken Neşriyat etiketiyle okurla buluşan "Yozgat’ta Zaman" adlı eserinde, bir şehri sadece coğrafî bir mekân olarak değil, yaşayan bir "şahsiyet" olarak karşımıza çıkarıyor.

Üslûbu ile dikkat çeken Kapusuzoğlu, Yozgat’ı iki temel zeminde; sûret ve sîretbaşlıkları altında iki cepheli bir keşfe çıkarıyor. Sûretteki tarih; Bozok Sancağı’nınkuruluşundan Selçuklu, Danişmendli, Dulkadırlı ve Osmanlı dönemlerine uzanan siyasî ve idarî geçmişi; Çapanoğlu eseri Büyük Cami’nden Saat Kulesi’ne uzanan mimarî ihtişamı ve arşiv belgelerindeki Yozgat’ı kapsıyor. Sîretteki tarih; şehrin binalarını aşan; "Yozgat Efendisi"nin vakur duruşunda, Bozok yaylasının sert ama mertlik aşılayan havasında, BaltıÖzü’nün, Eğri Öz’ün ve koca Kanak’ın dingin akışında ve mahalle kültürünün o incelmiş ahlakında saklı "ruhu" temsil ediyor.

Kitapta, şehrin siyasî, idarî ve kültürel tarihine dair açıklayıcı anlatımlar; Bozok Sancağı, Osmanlı dönemi Yozgat’ı, mimarî eserlerin ve fotoğrafik hafızanın önemine vurgu yaparak ele alınır. Yozgat’ın insanlarını, sosyal yaşantısını, tabiat ile olan ilişkisinin manevî yanını, kültürel pratiklerini ve toplumsal hafızadaki izlerini özümsemiş anlatımlar sunar.

Kitabın en kıymetli hazinelerinden biri, Sultan II. Abdülhamid Han döneminde Yıldız Albümleri için çektirilmiş nadir fotoğraflardır. Kapusuzoğlu’nun şahsi arşiviyle zenginleşen bu görsel miras, okuru 19. yüzyılın sonundaki o disiplinli, estetik ve vakur âyan başkentine doğru bir zaman yolculuğuna çıkarıyor. İdadî mektebinden hükümet konaklarına kadar her kare, Yozgat’ın bir imparatorluk kalesi olarak nasıl nakış işlendiğini gözler önüne seriyor.

Bu çalışma, kuru kronolojiden ibaret bir şehir tarihi kitabı değildir. Kapusuzoğlu, köy köy gezerek derlediği sözlü kültür verilerini, Millî Mücadele’deki fedakârlıkları ve bozkırın tabiatla iç içe geçmiş yaşam tarzını bir araya getiriyor.

Yazarın deyimiyle "kökü mazide olan âti" bir gençlik için bu kitap, modernleşmenin grileşen havasında arasında kaybolan aidiyet bağlarını yeniden tesis eden bir pusula niteliğindedir.

Yozgat’ta Zaman, derinlikli araştırma sonucu Selçuklu’dan bugüne Yozgat’ın medeniyet birikimini bütüncül bir bakışla sunar. Kültürel şuur çerçevesinde, "Yozgat Efendisi" gibi yerel karakterlerin üzerinden Anadolu insanının ahlakî kodlarını inceler.

Yozgat’ta Zaman, sadece Yozgatlılar için değil; Anadolu’nun ruhunu, bir şehrin nasıl ihya ve ihya olduğunu ve beldelerin nasıl bir terbiyeye dönüştüğünü anlamak isteyen her kültür gezgini için vazgeçilmez bir başvuru kaynağı. Çünkü şehir, içinde yaşayanların ruhuyla kaimdir. Sûret değişse de sîret baki kalmalıdır.

S. Burhanettin Kapusuzoğlu, Yozgat’ta Zaman ile okuru sadece merkezî bir şehir turuna çıkarmıyor; Bozok’un huzur veren hafızasına götürüyor. Yazarın bir halk bilimci titizliğiyle köylerden, yaşlı çınarların hafızasından ve tozlu aile arşivlerinden derlediği bilgiler, eseri "masa başında yazılmış bir tarih kitabı" olmaktan çıkarıp, nefes alan bir "yaşayan tarih" belgesine dönüştürüyor.

Kitap, Yozgat’ın sadece Osmanlı dönemi ihtişamını değil, Millî Mücadele yıllarındaki kritik rolünü ve sergilediği fedakârlıkları da satır aralarına nakşediyor. Yazar, "vatan" kavramının bu topraklarda nasıl ete kemiğe büründüğünü anlatırken; toprağın nasıl kültüre, kültürün nasıl bir "şehir ahlakına" dönüştüğünü çarpıcı bir dille özetliyor. Özellikle, Millî Mücadele derinde Yozgat’ta çıkarılan isyana dair çok önemli bilgiler veriyor ve ezber bozuyor.

Eser, bunlarla birlikte estetik bir zarafet peşindedir de. Fotoğraflar, birer nostalji aracı değil, aynı zamanda birer mimarî ve sosyolojik ders niteliğinde. Yazar, bu fotoğraflar üzerinden bugün kaybettiğimizi nazarı dikkate veriyor. Sivil mimarinin görkemini, taş işçiliğindeki zarafeti, ahşabın sıcaklığını, kıyafetleri, mahalle kurgusundaki insanî ölçeği vevakur düzeni yeniden hatırlatıyor. Bu yönüyle kitap, bugünün "modern ama kimliksiz" şehirleşme anlayışına karşı sessiz bir protesto ve kadim olanın yeniden keşfi için bir davettir.Şu var ki kitap, bir şehir monografisinden fazlasıdır.

Yazar Kapusuzoğlu; arşiv belgelerini sözlü tarihle harmanlayarak, Yozgat’ı coğrafya adı olmaktan çıkarıp bir duyuş ve yaşayış tarzı olarak tescilliyor.

Yozgat’ta Zaman, sıradan bir şehir rehberinden öteye geçen bir eserdir. Yozgat’ın tarihini sadece olaylar üzerinden değil, yaşanan hayatlar, mekânlar ve kültürel hafıza üzerinden derinlemesine okuma imkânı sağlar.

Yozgat’ta Zaman, tarih meraklılarının yanı sıra yerel kültür çalışmalarına ve Anadolu şehirleri üzerine yazılmış entelektüel eser arayanlara da hitap eder. Her şey Sürmeli letafetinde ve tadındadır. Kültür-hafıza, tarih ve toplum ilişkisini bir arada tartışan zengin bir kültür araştırmasıdır.

Okuyucuya Yozgat’ın derin geçmişini görsel bir hikâye gibi aktaran bu eser, Anadolu şehirlerinden tarihsel anlamda nasıl söz edilebileceğine dair güzel bir örnektir. Sadece geçmişin muhasebesini yapmıyor, aynı zamanda geleceğin şehirlerini inşa edecek olan genç nesillere bir ruh kökü sunuyor.

Okuyucu, kitabı bitirdiğinde sadece Yozgat’ın tarihini öğrenmiş olmuyor; aynı zamanda şehre nasıl aidiyetle bağlanılacağını, mirasın nasıl onurla taşınacağını ve zamanın şehrin sîretinde nasıl ebedîleştiğini idrak ediyor. Ötüken Neşriyat’ın titiz baskısıyla sunulan bu 312 sayfalık eser, Anadolu şehirleri üzerine yapılacak çalışmalar için yeni bir model teklif ediyor.

KİTAPTAN EKLER:

ÖNSÖZ

Türk kültür ve medeniyetinin derin izlerini taşıyan kadim coğrafyamızın nadide şehirlerinden olan Yozgat; Selçuklu ve Osmanlı asırlarından kalan tarihî mirası, eşsiz tabiatı ve zengin kültürel birikimi ile Anadolu’nun kalbinde müstesna bir yere sahiptir. Yalnızca Bozok mülkündeki bir şehir olarak değil, bir medeniyet hazinesi olarak da anılmayı hak eden bu topraklar, yüzyıllar boyunca tarih, kültür ve sanatın merkezlerinden biri olmuştur.

Yozgat, Selçuklular, Danişmendliler, Dulkadırlılar ve Osmanlı imparatorluk zamanlarından Cumhuriyet’in kuruluşuna dek her safhada var olmuş ve adı hep hayırla ve hatırla anılmıştır. Ara ara dertlere giriftar olsa da Türkiye’nin kalpgâhında yer almanın yükümlülüklerini hakkıyla yerine getirmiştir. Hele ki Millî Mücadele yıllarında vatanperver insanlarının fedakârlıklarıyla tarih sahnesinde mümtaz bir yer edinmiştir.

Osmanlı döneminde Bozok Sancağı’nın merkezinde bir âyân başşehri olan Yozgat, Anadolu’nun önemli idarî ve ticarî merkezlerinden biri olmuştur. Bu tarihî sürecin hasılası Yozgat’ın mimarî dokusunda ve gelenekli hayat tarzında belirgin bir şekilde gözlemlenmektedir. Selçuklular, Dulkadırlılar ve Osmanlı dönemlerine ait kaleler, camiler, tekkeler, türbeler, kervansaraylar, hanlar ve arastalar tüm sancakta ve Yozgat’ta tarihsel mirasın bugüne ulaşan izleri olarak vilayetin ve merkez şehrin kimliğine katkıda bulunmaktadır.

Yozgat’ın tarihî ve kültürel zenginliklerine fısıldayan Bozok Yaylası’nın serin esintisi, Soğluk Dağı’nın/Çamlık’ın huzur veren sessizliği bu toprakların harikalarındandır. Tabiatın ve kültürün iç içe geçtiği Yozgat, gezip görenlerin hâfızalarından silinmeyen bir güzellik sunar. Burada yaşamış olan her bir neslin dokunuşu, bu şehrin manevî zenginliğini artırmış ve bir kültür zenginliği oluşturmuştur.

Yozgat, heybetli Anadolu bozkırında saklı, kendi iç dünyasında derin hikâyeler barındıran bahtlı bir şehirdir. Suskunluk libasını giyerek kendini saklayan hakikatli bilgeleri; gözlerden uzak, medeniyetin hızlı ritminden haberdar olarak kendine has bir gönül huzuru ile etraflarına ışıklar salar. Bu topraklarda insanlar, zamanın ağır ve sessiz akışında yolculuk eder; tabiat, insan ve mekân arasında saklı, kendine has bir idrakle hayat inşâ ve ihyâ ederler.

Dağların arasında, Şah Kartalların ve turnaların pervaz vurduğu hür maviliğin altında adeta mülkün mânâ karargâhıdır Yozgat. Baltı Özü’nün iki yakasında hâkim olan sessizlik, çoğu zaman insana kendi iç sesini dinlemeyi öğütler; dünyanın geniş bir o kadar da derin şerhini yapar.

Yozgat'ın kemâl nasiplisi insanları, bozkırın sadeliğinde, tevazunun merhamet ve mehabet sofrasında rızıklanır ve öylece feyzini alır.

Yozgat, zengin kültürel yapısını sanatla harmanlayarak kendine has sanat geleneğini oluşturmuştur. Bu şehrin sokaklarında usûlünce konuşan geçmişin hatıraları, tarih defterinin sayfaları ile beraber sakinlerinin gönüllerine de işlemiştir.

Sultan II. Abdülhamid Han’dan yadigâr fotoğraflar, bahse konu bu tarih defterinin esasen talih defteri de olduğunu ışmar etmektedir.

Zamanın dondurularak saklanan her bir parçanın, yakın ya da uzak geleceğe sessiz şahitler olarak bırakılması demek olan fotoğraflar ise esasen tâlih olan işbu tarih birikimini idrak nazarlarımıza vermekle neler söylüyor neler. Hele ki Sultan II. Abdülhamid Han’ın Yıldız Sarayı’ndan gönderdiği fotoğrafçılara çektirip baktığı Yozgat, kıyafetlerden binalara kadar küllenmiş hatıralar arasında, yatağına kırgın akan bir ırmak olarak Kanak ve Delice ile dert bölüşmektedir.

Sultan II. Abdülhamid Han, Osmanlı Türk modernleşmesinde özel bir yere sahiptir. Otuz üç yıllık idaresinde eğitim, kültür, sağlık, ulaşım ve bayındırlık reformları ile derin bir nefes aldırmış, yeniden umut yeşertmiştir. Bu bakımdan Sultan II. Abdülhamid Han’a, fotoğraflardan gördüğü Yozgat’ta, hürmet fevkalâde büyüktür.

Mekteb-i Sultânî olan Yozgat Lisesi, Askerlik Şubesi, Cephanelik, Hamidiye Çeşmesi, Saat Kulesi yahut Saathane ve Yozgat Mevlevîhânesi bugün de duran hünkâr armağanlarıdır. Bu cümleden olmak üzere, büyük Sultan’ın çektirip baktığı fotoğraflar, muazzam bir hazine hükmündeki Yozgat sandığının içinde saklı bir yâdigâr-ı hümayundur…

İşte elinizdeki bu eser, Yozgat’ın zengin tarihî ve kültürel dokusunu gelecek nesillere aktarmak ve bu eşsiz güzelliklerle donanmış memleketin kıymetini yeniden hatırlatmak amacını gütmektedir. Eser, geçmişin izlerini bugüne ulaştırırken, aynı zamanda geleceğin gelenekle beraber bilinçli bir şekilde inşâsına katkıda bulunma çabasıdır.

Yozgat, yalnızca bir şehir değil, görklü Anadolu hikâyesinin özetidir de. Elinizde tuttuğunuz bu kitap, bu hikâyeye düşülmüş bir şerhtir ve onu her yönüyle idrak etmek isteyenler için bir rehber olma niteliğine taliptir.

Bir şehri sevmek, onu bilmek, tanımak ve anlamaktan geçer. Bu eser, Yozgat’ı anlamaya bir davettir ve bu kadim şehri gelecek nesillere anlatma çabasının mütevazı bir adımıdır. Temennimiz odur ki, Yozgat’ın tarihî ve kültürel zenginlikleri bu eser vasıtasıyla daha geniş kitlelere ulaşır ve Yozgat, Anadolu’nun kalbindeki o hazine değerini daha güçlü bir şekilde hissettirir.

Yozgat’ın özelliklerine, güzelliklerine ve derinliklerine doğru yol bulacağımız bu eserde, her bir sayfanın okuyucuya farklı bir dünyanın kapısını aralayacağına inanıyorum.

SONUÇ

Tarih meşherinde müstesna bir mevkide duran Bozok mülkü ve Yozgat şehri, yalnızca geçmişin tozlu zaman perdesinden bakılan bir ihtişam değil, yüzü istikbâle dönük günümüzde de barındırdığı kıymetli cevherlerle önemli bir değere sahiptir. Her bir taşında ve köşesinde taşıdığı hatıralar ile Anadolu’nun ruhunu aksettiren bir sır aynasıdır. Bütün varlığı ile kâmil bir insanlık idealinin talimhânesidir. Derin köklerin muhafaza edildiği bir marifet sandığıdır. Bu sebepledir ki, böylesi bir kıymetdar hazineye bekçilik yapmaktan öteye geçerek; bildirmek, idrak ettirmek ve sevdirmek adına, bu değer hükmünü gelecek nesillere aktarmak müşterek vazifesi amirdir… daima…

Bozok elinin, şairin “Cânân eli” dediği Yozgat’ın başı dumanlı Çamlık’ının ve koca Soğluk Dağı’nın huzur dolu sessizliğine karışınca bir efsunkâr nağme mest eder insanı. Tarihin ve talihin sırlandığı türbelerinden edebiyatına, mûsıkîsinden gündelik hayatın sade ritmine kadar her unsuru ile Yozgat, derin hâfızanın sade bir temsilidir.

Gözden taşra tutulamayacak kesinlik şudur: Hâfıza, yalnızca geçmişin hatıralarını değil, aynı zamanda geleceğin ümit aşısını da sînesinde taşır.

İşte bu eser, o ümidin ve hatıranın canlı tutulma mesaisinde sadece küçük bir nokta olma niyazındadır. Çünkü bir milletin kimliği, yaşadığı toprağın hatıralarına ne denli sahip çıktığıyla yakından alâkalıdır.

Şüphesiz ki, Yozgat’ı anlatmak bir kitabın sınırlı sayfalarına sığacak değildir. Fakat onun destanlar çağından beri devam edip gelen hikâyesini yazmaya çalışmak bir o kadar mühimdir. Her devrin kendi ikliminde yoğrulmuş bu kadim diyar, hem bir tarih muallimi hem de bir medeniyet kılavuzu olarak daima yüksek bir ilham kaynağıdır. Bu kaynaktan beslenen “Yozgat’ta Zaman”ın satırlarında, Yozgat’ın dünden bugüne söylenen uzun hikâyesine şahitlik ederken, şehrin sadece coğrafî bir mekân olmadığı, aynı zamanda mânâlı bir âlem olduğu bir nebze de olsa gösterilmeye çalışılmıştır.

Hünkâr’ın nazar ettiği Yozgat’ta Zaman, bir Sürmeli safâ ve muhabbetin ilmek ilmek işlediği mehabetli bir vefâdır. Yozgat’ın tarih ve kültür zenginliklerine, mimarlık abidelerine bilme ve anlama makamında yapılmış bir davettir. Çünkü Yozgat’taki her değer ve eser, mülkün ruhuna tahsis edilmiş birer semboldür. Bu sembollerin her biri anlam tuğlaları ile örülmüş âhenk burçları ile tahkim edilmiş varoluş hisarıdır.

Satırlardan sadırlara doğru bir hakikat yolculuğu olma niyetindeki bu eser, nefes alan tarihin ve her köşede saklı duran hikâyelerin keşfine doğru sadece bir adımdır. Yozgat’ın hikâyesi Anadolu’nun, Türkiye’nin hikâyesidir.

“Yozgat’ta Zaman,” Hak Erenleri’nin gözlediği Bozok’a ve Yozgat’a dair bir sevdanın ikrarıdır ve memleketi anlamaya gönül verenlere bir selâmdır…