Yükselen tehlike Japon yeni

Geçen hafta dünya ekonomisinde uzun yıllardır görmediğimiz cinsten bir gelişme yaşandı. ABD ve Japonya 2011’deki büyük deprem sonrasından bu yana ilk kez el ele verip döviz piyasasına birlikte müdahale etti. Dolar/yen kuru 164’e dayanınca Japonlar önce tek başlarına yaklaşık 59 milyar dolar harcayıp kendi paralarını geri satın aldılar, yetmeyince de Washington’ı yardıma çağırıp devreye soktular. Nihayetinde kur 157’lere geriledi gerilemesine ama bu işin bittiği anlamına gelmiyor. Aksine asıl filmin fragmanını izlediğimizi düşünüyorum.

Meselenin özü aslında hepimizin çok iyi bildiği bir kuralda saklı. Yani paranın illa bir yol bulup faizin yüksek olduğu yere akmasında.

ABD’de faiz yüksek, Japonya’da düşük olunca yatırımcı yenini satıp dolara geçiyor. Japonya Merkez Bankası faizi %1’e çıkardı ki bu onlar için son 31 yılın rekoru, ama aradaki makas kapanmadıkça kimseyi ikna edemiyor. Üstüne bir de Hürmüz kaynaklı enerji maliyetleri binince, neredeyse tüm enerjisini ithal eden ülkenin faturası kabardıkça kabardı.

Tanıdık geldi değil mi?

Enerjide dışa bağımlı bir ekonomi, eriyen bir para birimi ve alım gücü düşen bir halk. Japonya’nın yaşadıkları bize hiç de uzak hikayeler değil.

ABD’nin bu kurtarma operasyonuna hatır için katıldığını düşünenler varsa yanılıyor. Japonya yen almak için kasasındaki ABD tahvillerini satmak zorunda ve Amerika’ya en çok borç veren ülkelerin başında geliyor. O tahviller toptan satışa çıkarsa ABD’nin borçlanma faizi ciddi şekilde yukarı gider ve Washington’ın zaten ağır olan borç yükü iyice ağırlaşır. Yani Bessent yen alırken aslında kendi tahvil piyasasını koruyor.

Bu tabloya bir de haftalardır dillendirdiğim yapay zekanın balonlaşması riski eklenince ABD cephesinde işlerin ne kadar ince bir dengede kurulu olduğu daha net görülüyor. Dolayısıyla da faiz yükü artan, borsası şişkinleşen ve müttefikini kurtarmak zorunda kalan bir Amerika’nın manevra alanı her geçen gün daraldığı anlaşılıyor.

Dünya açısından en kritik nokta ise carry trade tarafında saklı elbette. Japonya yıllardır küresel piyasaların ucuz para deposu görevini gördü. Yatırımcılar düşük faizle yen borçlanıp bu parayla ABD hisselerinden gelişen ülke tahvillerine, tabii bizim piyasalarımıza kadar her yerde pozisyon aldı.

Japonya’da faizler yükselir veya kur sert oynarsa bu paralar apar topar evine döner. Ağustos 2024’te beklenmedik bir faiz artışı yapmaları sonrası bunun küçük bir provasını yaşadık ve dünya borsaları birkaç günde nasıl sarsıldı hep birlikte gördük.

JPMorgan ve BNP Paribas’ın yıl sonu için 160-164 bandını telaffuz etmesi, müdahalenin yangını söndürmediğini, sadece ertelediğini gösteriyor. Bu film tekrar vizyona girdiğinde gelişen piyasalara yönelik risk iştahının da aynı kalmasını beklemek fazla iyimserlik olur.

İşin bize bakan tarafına gelince. Uzun süredir ifade etmeye çalıştığım üzere enflasyonun altında değerlenen kurumuz ve enerji bağımlılığımız zaten hassas bir denge üzerindeyken küresel tarafta yenden başlayıp tahvil piyasalarına sıçrama potansiyeli taşıyan bir türbülans hiç hoşumuza gidecek bir gelişme olmaz.

Velhasıl, dünyanın en güvenli limanlarından sayılan bir para biriminin bile bir haftada müdahaleye muhtaç hale gelebildiği bir dönemden geçiyoruz. Böyle zamanlarda tek bir varlığa, tek bir para birimine, tek bir hikayeye yaslanmanın bedeli ağır olabilir. Yastığının altını da portföyünü de tek renge boyayanların, sepetin tamamını aynı pazardan dolduranların bir kez daha düşünmesinde fayda var. Kazanmanın değil korumanın kıymetli olduğu günlerdeyiz ve korunmanın ilk şartı hiçbir enstrümana sonsuz güven duymamak…