Zamana direnen ses: Şiir yalnızca şiir

İlk meşalesi 1992 yılında yakılan bir edebiyat bülteni, yılların içinden süzülerek, bazen gürleyerek bazen de derin bir sükûta bürünerek günümüze ulaştı. Dile kolay; otuz yılı aşan bir serüvenden bahsediyoruz. Şahsen 2007-2008 yıllarında bu gecenin hem hazırlık mutfağında hem de kürsüde şiir okuyan bir şairi olarak bulunmaktan her zaman gurur duydum. Ancak edebiyatın bu köklü geleneği, 2011 yılından sonra on dört yıllık bir "susku devri"ne girdi. Fakat şiirin sesi hiçbir zaman tamamen dinmez; sadece yankılanacağı en doğru zamanı bekler. Bu yıl, o beklenen an geldi ve yirmi ikinci şiir gecesiyle şiir, yeniden "merhaba" dedi.

Bu yılın davetli listesinde ismimi görmek, sadece kişisel bir mutluluk değil, aynı zamanda aidiyet duyduğum bu şiir hareketinin ne kadar vefalı olduğunun bir nişanesiydi. 2011’de o sessizlik başladığında, kalemi elime alıp "bu gelenek sürmeli" diye haykıran, şiirin "sessiz yığınların sesi" olması gerektiğini savunan biri olarak orada bulunmak, bir nevi sözün nöbetini devralmaktı.

Toparlanın ve Gidiyoruz!

Şair İsmet Özel’in o meşhur "Toparlanın Gitmiyoruz" dizelerine nazire yaparcasına; dostlarımız bu kez "Toparlanın ve Gidiyoruz" diyerek yola çıktılar. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden büyüğümüz M. Nezir Eryarsoy, kelimelerin kudretine ve şiirin bu toprakların hamurundan ayrılmayacağına inanarak hazırlama komitesine başkanlık etti. Bir yanda eski MGV-AGD geleneğinin o sarsılmaz ruhu, diğer yanda Cihannüma’nın estetik dokunuşu... Mahmut Demirel, Ramazan Ceyhan, Necip Fazıl Poyraz, Fatih Evran ve Edebiyat Bülteni Genel Yayın Yönetmeni Muhammed Burhan’ın gayretleri; Birikim ve Yönder Eğitim Kurumları’nın desteğiyle birleşti. Esenler Belediyesi de "Şiir Yalnızca Şiir" mottosunu bir yıldız gibi parlatmak için elini taşın altına koydu.

Gecenin eksiksiz tamamlanmasında, kendisi de bu geleneğin içinden gelen İstanbul İl Millî Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür’ün çabası ve teknik desteği yadsınamazdı. Hatta müjdesini de şimdiden verdi: "Yılda bir kez bu buluşma yetmez, Ağustos ayında Boğaziçi şiir akşamlarında Kabataş Lisesi’nin bahçesinde buluşalım".

Eski Dostlar, Yeni Hatıralar

Şiir gecesi, sadece mısraların yarıştığı bir yer değil, yılların ayırdığı kalplerin buluştuğu bir liman oldu benim için. Uzun zamandır yüz yüze gelemediğimiz kadim dostlarla hasret giderdik. Telefon ekranlarından sesini eksik etmeyen eğitimci sendika başkanımız Erol Ermiş ile kucaklaştık. Yine Milat gazetemizin çalışkan yazarı ve Ankara temsilcisi Özlem Doğan ile ruberu tanıştık. Üniversitede arkadaşlarım Mehmet Değmez, Lokman Tokgöz ve Sabri İnan'ı da gördüm. Hasret giderdik.

Ve tabii ki yazar Zeki Bulduk ağabeyimiz... Hatıralarımız Tahran’ın tozlu yollarına kadar uzanıyor. O vakitler Tahran’da görev yaparken, sırf o orada diye Acem diyarına gitmişliğim vardı; o şimdi Afganistan yollarındayken yeniden buluştuk. Sağ olsun, "Sevgili Mayakovski Tahran Mektupları" kitabını adıma imzalayıp getirmiş; bu ince nezaketi ve vefasıyla gönlümü bir kez daha fethetti. Onun bu kitabından ilham alarak yazdığım Cihanın Öte Yakası adlı kitabımı en kısa zamanda ona imzalı göndereceğim.

Şairin Suyu ve Kerameti

Gece tam bir "vefa abidesi" gibiydi. Şiirin beyaz saçlı ağabeyleri Şeref Akbaba, Nurettin Durman ve Adem Turan; genç şairlere rehberlik etmek için oradaydılar. Nurettin Durman’ın paylaştığı Sezai Karakoç hatırası, salonun iklimini bir anda değiştirdi. Üstadın "Çayımız iyi değil, sana su vereyim" diyerek ikram ettiği o bir bardak suyun tadını hala unutamadığını anlatan Durman, şairin elinden içilen suyun kerametini bizlere yeniden hatırlattı.

Kürsüden Güven Adıgüzel’den Tuba Kaplan’a, Harun Yakarer’den Ayla Aydemir’e kadar pek çok dostla şiirin o büyülü dünyasına daldık. Yavuz Bülent Bakiler’den Hüsrev Hatemi’ye kadar ustaların sesleri kulaklarımızda yankılandı. Milli Eğitim Bakan Yardımcımız Ömer Faruk Yelkenci’nin bestelenen şiiriyle musikiye doyduk; Mehmet Baran Bey’in kuruluş yıllarına dair anlattıklarıyla mazinin tozlu sayfalarını araladık.

Sözün Özü

Gecenin sonunda elimizde kalan sadece plaketler veya çekilen toplu fotoğraflar değildi. Elimizde kalan; şiirin sadece kelimelerden ibaret olmadığı, bir duruş, bir kimlik ve hepsinden önemlisi sarsılmaz bir "vefa" olduğu gerçeğiydi. "Şiir Yalnızca Şiir" diyerek çıktığımız bu yol, belli ki yeni duraklarla büyümeye devam edecek.

Şiirle kalın...