Zehirli kupa ve kesik kanatlar

Siz hiç sizi kurtarmaya çalışan bir "uyarıyı" susturdunuz mu?

Çoğumuz, iş hayatında veya toplumsal meselelerde önümüze çıkan engelleri birer "düşman" gibi görürüz. Oysa bazen o engel, bizi zehirli bir sondan koruyan yegâne kalkandır.

Binbir Gece Masalları'nın tozlu sayfaları arasında kalmış, az bilinen ama "karar alma mekanizmaları" üzerine ders niteliğinde bir hikâye var: Şah Sindbad'ın Şahini.

Bugün bu hikâyeyi masaya yatırıyoruz. Çünkü 2026 dünyasında veri, petrol kadar değerli; ama o veriyi (uyarıyı) doğru okumak, hayatta kalmanın tek yolu.

Eski Fars şahlarından Şah Sindbad, ava ve eğlenceye düşkün bir hükümdardı. En kıymetli hazinesi ise yanından hiç ayırmadığı, kendi eliyle beslediği sadık şahiniydi.

Bir gün çölde, kavurucu sıcağın altında avlanırken Şah ve atı susuzluktan bitap düştü. Şah, bir ağacın gövdesinden yağ gibi koyu bir suyun damladığını gördü. Deri eldivenlerini taktı, boynundaki altın tası çıkardı ve sabırla damlayan suyu biriktirdi.

Tam suyu içecekken, şahini kanat çırparak tası devirdi. Şah sinirlendi, tası tekrar doldurdu. Şahin tekrar devirdi. Üçüncü kez doldurduğunda, şahin yine suyu döktü.

Şahın sabrı taştı. "Allah belanı versin uğursuz kuş!" diyerek kılıcını çekti ve şahinin kanatlarını oracıkta kesti.

Kuş, can çekişirken başıyla yukarıyı işaret etti. Şah başını kaldırıp ağaca baktığında ne gördü dersiniz? Ağacın tepesinde dev bir yılan vardı ve suya karışan o "koyu sıvı", aslında yılanın ağzından akan zehirdi.

Şah, hayatını kurtaran dostunu, sırf anlık arzusuna (su içmeye) engel olduğu için öldürmüştü. Pişmanlık fayda etmedi; şahin, Şah'ın kolunda son nefesini verdi.

Bu trajik anlatı, sadece bir masal değil; modern yönetim ve iletişim körlüğünün bir röntgenidir.

Şah, "suyun dökülmesini" bir aksilik olarak gördü, bir "veri" olarak değil. İş hayatında veya ekonomide karşımıza çıkan pürüzler (aksayan projeler, düşen borsa, uyarı veren endeksler) aslında bizi "zehirli bir yatırımdan" koruyan şahinler olabilir. Sabırsızlık, vizyonu kör eder.

Şahin konuşamıyordu, sadece eylem yapabiliyordu. Şah ise eylemi "ihanet" sandı. Eleştiri, bazen en sadık dosttur. Size "Yapma!" diyen sesleri (muhasebeciniz, eşiniz, verileriniz) susturmadan önce, "Neyi görüyor da ben görmüyorum?"diye sorun.

Çünkü kanat bir kez kesildiğinde, pişmanlık onu geri getirmez. Öfkeyle alınan kararların maliyeti, çoğu zaman sermayeden değil, "itibardan" ve "gelecekten" yer.

Şah Sindbad, zehri su sandı. Şahini ise gerçeği görüyordu.

Bugün bir durun ve düşünün: Hayatınızda veya işinizde sürekli "tası deviren", işlerinize çomak sokuyormuş gibi görünen o kişi veya mekanizma kim? Belki de o, sizi ağacın tepesindeki yılandan korumaya çalışıyordur.

Kanatları kesmeden önce, yukarı bakın.

Unutmayın; gerçek bilgelik tası doldurmakta değil, o tasın içinde ne olduğunu sorgulamaktadır.