Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti (282)

Zekeriya Sertel’e göre, Yalman

Ahmet Emin Yalman hakkında, Zekeriya Sertel de, eşinden pek geri kalmıyor, Hatırladıklarım isimli hâtırâtında, onun aleyhinde bulunuyor ve onu düzenbazlıkla ithâm ediyor…

Amerikan mandacılığı hareketinin başını Hâlide Edip çektiği, hattâ bu maksadla bir teşkîlât da kurduğu hâlde, ona kadirşinâslık gösterip bu hareketini, onun “romantik, siyâsetten anlamaz, temiz ve namuslu bir kadın sıfatıyle iyi niyetli olmasına” hamlettiği hâlde, herhangi bir têvîle mürâcaât etmeden, Yalman’ın da bu mandacılık hareketinin içinde yer aldığını kaydediyor… (Sertel Zekeriya 2001: 82)

Kezâ, onun îzâhatıyle, Yalman, 1925’te (ve daha evvelinde), “Vatan gazetesinde imalı yazılarla Mustafa Kemal’in diktatörlük kurmak istediğini anlatmaya çalışıyordu”. Bu iğneli makaleleri hazmedemiyen “Tek Adam”, têdîb maksadıyle, başka gazetecilerle berâber onu da Diyârbekir İstiklâl Mahkemesi’ne sevk̆ettirmiş, Yalman, bu hâdisede de seciyesizlik göstermişti:

“Ahmet Emin, daha yoldayken, Adana’dan, Mustafa Kemal’e telgraf göndererek yalvarmaya başlamıştı. Affedilirse, bir daha gazetecilik yapmayacağına söz veriyordu…” (Sertel Zekeriya, Hatırladıklarım, 2001: 112, 123)

Z. Sertel, bu sûretle Ahmed Emin’in cemâziyelevvelinden bahsederek onun hakkında okura menfî bir kanâat telk̆în ettikden sonra, Hâtırât’ının Tan gazetesiyle al̃âkalı Faslında, onu düzenbaz bir ortak, korkak ve menfâat uğrunda kılıktan kılığa giren bir şahsıyet olarak tanıtıyor…

(Vatan, 17.7.1957, s. 4)

Münâfık seciye!

Menderes Hük̃ûmetlerinde Başvekîl Muâvinliği, Çalışma ve Ticâret Vekîllikleri gibi vazîfeler deruhde eden Samet Ağaoğlu yazıyor:

“…1950’den sonra Yalman Demokrat iktidarın akıl hocalığı rolünde. Başta rahmetli Menderes, partinin ve iktidarın ileri gelenlerine durmadan yol gösteriyor, ta dış politikaya kadar. Bazı devletlerin Ankara’daki elçilerine Menderes’ten sonra kimlerin Başbakan olabileceği üzerinde tahminler yapı-yor. Zaman oluyor Bakanlar Kurulu’nun adeta koltuksuz bir üyesidir, zaman oluyor şu veya bu sebeple, şu ve bu çevreden gelen şikâyetlerin kusurunu Menderes’in yakın arkadaşlarına yüklüyor, Menderes’i onların yanlış yollara götürdüğünden yakınıyor. Bir gün bakıyoruz: meselâ Milliyetçiler Der-neği’nden [bu çalışmamızda tafsilâtlıca bahis mevzûu ettiğimiz Türk Milliyet-çiler Derneği’nden] şikâyetçidir, bir gün bakıyoruz: meselâ, falan bakanı bu derneğin himayecileri olarak göstermekte. Uzatmayalım, nihayet 27 Mayıs geliyor. Darbecilerin yakın dostudur Yalman. Daha sözde Adalet Divanı de-nilen ihtilâl mahkemesi işe başlamadan Yalman’ın gazetesinde asılacak olan-ların, içlerinde ben de varım, isimleri yazılıyor, resimleri çıkıyor. Mahkemeler başlıyor, Ahmet Emin Yalman dinleyiciler arasında, dudaklarında gülümseme, yüzlerimize bakıyor.” (Samet Ağaoğlu, “Tanıdığım Gazeteciler”, Dünya, 9 Mart 1977, s. 2)

Rahmetli Şehîd Başvekîl, “Allah beni Ahmet Emin’le dost olmaktan korusun!” niyâzında bulunmuştu! (Bu sözü bizzât Yalman naklediyor: Vatan, 31.3.1951) Ne kadar haklı imiş!

***

Tan’da Sertel – Yalman ortaklığı

Son Posta gazetesinden ayrıldığımız zaman, yeni bir gazete çıkarmayı düşünüyorduk. İstiklâl Mahkemesi’ne giderken, korkarak, bir daha gazetecilik yapmayacağına yemin eden Ahmet Emin Yalman da bir yolunu bulup kendisini Atatürk’e affettirmişti. O da Babıâli’de bir gazete çıkarma olanağı araştırıyordu. Kader [???] bizi buluşturdu. Gazeteyi beraber çıkarmaya karar verdik. O sırada İstanbul’da yayınlanan Tan gazetesi, satılığa çıkarılmıştı. İş Bankası’nca özel sermayeyi savunmak için kurulan bu gazete, halk tarafından beğenilmemiş, başarısızlığa uğramıştı. Ziyanla çalışıyordu. Banka zararlı bir iş görmektense, gazeteyi ve matbaayı satmayı daha kârlı bulmuştu. Bu fırsatı kaçırmak istemedik. Tan gazetesini bütün tesisleriyle, hatta bütün teşkilâtıyla, olduğu gibi satın aldık. [1936… “Yeni idare altında ilk sayı, 1 Ağustos 1936’da çıktı.” (Yalman 1970: III/225). Bu pasajda, Zekeriya Sertel’in, Tan têsîslerinin, Yalman ve ortaklarına, “Mutlak Şef”in tâlimâtıyle ve neredeyse kelepir fiyatına devredildiği vâkıasını es geçmesine dikkat edilmelidir!]

“Fakat bu satın alma işi, Ahmet Emin Yalman’ın foyasını meydana çıkardı. Ahmet Emin, payına düşen sermayeyi yatırmak istemiyordu. Şirkete sermaye koymadan girip ortak olmaya çalışıyordu. O, ilk hamlede toplu bir sermayeye ihtiyaç olmadığını sanmış ve işi böylece idare edeceğini ummuştu. Kendisinden, payına düşen sermayenin bütünü istenince, şaşırdı. Derhal gerekli yerlere başvurdu. Bazı banka müdürlerinden, ne yaptı etti, gerekli sermayeyi buldu. Buldu ama, parayı veren bankalar ve başkaları ona bunu kara gözlerinin hatırı için vermemişlerdi. Daha başlangıçta Ahmet Emin kendi özgürlüğünü satmıştı. Biz de ona göre, tedbirli ve ihtiyatlı bulunmaya karar verdik. Ben bir süre için gazeteye yazı yazmamayı daha uygun buldum. Durum anlaşılıncaya dek ben kendimi ve meslek hayatımı tehlikeye atmak istemiyordum. O vakit Ahmet Emin’i yeteri kadar tanımıyorduk. [???] Karakteri hakkında bir fikrimiz yoktu. [???] Eski bir gazeteciydi. İstiklâl Mahkemesi’nde korkarak Atatürk’e bir daha gazetecilik yapmayacağına söz vermiş ve meslekten uzaklaşmıştı. Uzun bir süre Babâli’ye bile uğramamıştı. Yalnız ilk adımda bankalardan para dile[n]mesi, şüphelerimizi oldukça kuvvetlendirmişti. Onun için gazetenin yazı işlerini yönetmeyi üzerime almakla yetindim, doğrudan doğruya imzalı veya imzasız yazı yazmaktan çekindim.” (Sertel Zekeriya, Hatırladıklarım, 2001: 185-186)

Tan’da Kapitalist – Komünist işbirliği

“Zaten eski Tan gazetesinden miras aldığımız yazı arkadaşlarımız da (Burhan Felek, Fikret Âdil, Eşref Şefik) beraber çalışabileceğim kimseler değildi. Bunlar, İş Bankası için çalışmış, liberalizmi savunmuş yazarlardı. Fikir ve inanç bakımından aramızda hiçbir bağ yoktu. […]

“Ahmet Emin bu iki yazarı (Refii Cevat Ulunay ve Refik Halit Karay) elde etmekle gazetenin iki büyük değer kazanmış olacağı savındaydı. Onun yardımıyla bu iki yazar da aramıza girdi.” (Sertel Zekeriya, Hatırladıklarım, 2001: 186-187)

Tan’daki ortaklık bozuluyor ve Tan, Marksist Kemalizmin nâşiriefk̃ârı oluyor

“Ahmet Emin’in durumu ve gazete adına yaptığı çocukluklar hoşumuza gitmiyordu. Gerekli gereksiz bir sürü yazıları ve çocukça iddiaları yüzünden sık sık gazetenin kapanmasına yol açıyordu. Halil Lütfi ile birlikte Ahmet Emin’den ayrılmaya karar verdik. Kendisine düşen payı verdik, Tan’dan uzaklaştırdık. [Ortaklığın bozulması, Ağustos 1938’de olsa gerek… Şu var ki buna vesîle olan hâdise, Yalman’ın yukarıda naklettiğimiz “Türk Kalb ve Ruhlarını Birleştiren Sevgi Bağları” başlıklı başmakâlesi üzerine, Tan’ın, Hük̃ûmet tarafından üç ay tâtil edilmesiydi…] Böylece Tan gazetesinin birinci dönemi kapanmış oldu.

“Ahmet Emin çekildikten sonra gazetenin fikir yönünü ve başyazarlığını ben üzerime aldım. Halil Lütfi yönetim işleriyle uğraşıyordu. Aramızda öyle bir iş bölümü yapmıştık ki ben yönetim işlerine gerekli gereksiz karışmazdım, Halil Lütfi de yazı işlerine pek burnunu sokmazdı.

“Bağımsızlığıma kavuşmuş gibiydim. İlk işim gazeteyi bu (fikir) anarşisinden kurtarıp ona gerçek kişiliğini vermek ve onu benim fikirlerime uygun bir duruma getirmekti.

“Başyazıları benim yazmış olmam yetmezdi. Gazetede fikirleri arasında az çok benzerlik bulunan bir yazı kurulu kurmak gerekti. Bu da gazeteden Osmanlı dönemi artıklarını uzaklaştırmak ve onların yerine devrimci genç insanlar getirmekle sağlanabilirdi. […]

“Onlar (Burhan Felek, Fikret Âdil, Eşref Şefik, Refik Halit ve Ulunay) ayrıldıktan sonra Sabiha Sertel gazeteye daha sık ve sürekli yazılar vermeye başladı. O vaktin genç ve kabiliyetli yazarlarından Naci Sadullah gazetenin belli başlı yazarlarından biri oldu. Memleketin ilerici ve devrimci yazarları etrafımızı sarmaya başladılar. Yazı kurulumuz her gün yeni arkadaşlar kazanıyordu. Bunlar arasında sonraları ‘Sosyalist Partisi’ni kuran Esat Âdil de [Müstecaplıoğlu] vardı…” (Zekeriya Sertel, Hatırladıklarım, 2001: 187-188) (Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi; Yeni Söz, 1-4.8.2019/311-314)

Bunlar nasıl insanlar?

İnsan, bunların hâllerine böylece vâkıf oluyor ve ibretle düşünüyor: Bunlar nasıl insanlar?

Yine Cemâatten Halide Edip Adıvar’ın tavassutuyle, Amerikalı kapitalistlerden, kocasıyle berâber, dört sene zarfında Amerika’da tahsîl bursu alan ve bilhassa yaptığı mecmûa neşriyâtıyle Milletimize biteviye Amerikan veyâ Frenk hayât tarzını telk̆în eden Sabiha Sertel, Hâtırât’ında, (kendisiyle aynı Cemâate mensûb) Ahmed Emin Yalman’dan “Amerikan emperyalizminin ajanı” diye bahsediyor… Ama Tan’da onunla ortak oluyorlar… Berâberce Nazizm ve Faşizm gibi rejimlere veryansın hücûm ediyor, l̃âkin (on milyonu Türkistanlı olmak üzere, -Rus iktisâdcı, ihsâiyâtçı ve nüfûsiyâtçısı Prof. İ. Kurganof’un 1964’te neşrettiği araştırma ve hesâblarına nazaran- sâdece Rusya’da 110 milyon insanın hayâtına mâl̃ olan) Komünist barbarlığını sük̃ûtla geçiştiriyor, bu meyânda “Sovyetler’in Türkiye’ye karşı dostluktan başka bir emelleri olamıyacağını” iddiâ ediyor ve bir başka totaliter rejim olan Kemalizme harâretle sâhib çıkıyorlar…

Bu meyânda, Kemalist hâricî siyâset îcâbı, matbûâtın bir kesiminin İttifâk, dîğer kesiminin Mihver Devletlerinin tarafdârı görünme oyununda, Zekeriya Sertel’in de müessislerinden olduğu Cumhuriyet’le kapışıyor, Mehmet Zekeriya’nın Selânik’den beri yakın dostu olan, o âna kadar Yalman’la da dostâne münâsebetler içinde bulunan Yunus Nadi ile, (belki daha inandırıcı olmak ve gazetelerinin tirajını arttırmak sâik̆iyle de) bol bol ve en âdî cinsinden şahsıyât yaparak, on gün kadar kıyasıya bir kalem münâkaşasına girişiyor, “Büyük Şef” düdüğü öttürür öttürmez derhâl̃ kavgayı kesiyor ve hiçbir şey olmamış gibi matbûât câmiasında arz-ı endâm etmiye devâm ediyorlar…

İki sene devâm eden Dâvâ arkadaşlığından sonra, menfâat çekişmesi, Tan’daki ortaklığı bozduruyor… O lâhzada, Yalman, artık (Sabiha Hanım’ın tâbiriyle) “Amerikan emperyalizminin ajanı”, (Mehmet Zekeriya’nın tâbiriyle) “bankalara satılmış adam”dır, Sertel’ler de, Yalman’ın gözünde, “kalleşlik”, “kahbelik”le muttasıftırlar… Bununla berâber, 1940’lı senelerde, yine ekip hâlinde, kol kola ve aylarca, İttifâk memleketlerinde seyâhat edip onların lehinde neşriyât yapanlar da onlardır… (Bu seyâhatin İngiltere safhasına âid bir resim ile ABD safhasına âid bir başka resim, Yalman’ın Hâtırât’ının üçüncü cildinin 313 ve 340. sayfalarında mündericdir. Vaşington’da çekilen ikinci resimde, aynı gazeteci ekipi, Büyük Elçi Münir Ertegün ile berâber görülüyor…)