02 Ağustos 2021

Bolu Beyleri

 

Bolu Beyi ve Köroğlu…

Bolu Beyi’nin gözlerine mil çektiği Yusuf’un oğlu Ruşen Ali, namı diğer Köroğlu, zalime düşman, mazluma dost.

Küfür ve hakikat

Bolu Beyi, her devirde, her coğrafyada, her kılıkta, her renkte, her dilde…

Bazen bir şahıs, bazen bir ‘meslek örgütü’, bazen bir devlet, bazen uluslararası teşkilat, ormanları, insanları ateşe veriyor, insanlığı, hayatı kundaklıyor.

Zalim ve mazlum mücadelesi kıyamete kadar devam edecek.

Köroğlu da sembol…

Evlat nöbetindeki aileler de birer Köroğlu…

Köroğlu’nun asıl adının Ruşen Ali olması aslında her şeyi açıklıyor.

Ruşen: İşık saçan, aydınlatan demektir. Ali ise Ehlibeytin büyüğü, ilmin ve cesaretin sembolü Hz. Ali’dir.

Hz Ali, kalem ve kılıç erbabıdır; ilmin ve zalime karşı savaşın adıdır.

Köroğlu da sazın ve kılıcın anlamlandığı bir kişiliktir. Gönül ve cesaretin timsalidir.

“Haksızlık karşısında susmayınız, susarsanız hakkınızla birlikte onurunuzu da kaybedersiniz.” diyen Hz. Ali’nin müntesipleridir, Köroğluları…

Hz Hüseyin, zulme karşı başını bunun için verdi.

Yezit de yaşıyor…

Çağdaş’ bir Bolu Beyi, mazlumlara su vermemeyi büyük bir icraatmış gibi anlatıyordu, icraatını biraz daha artırmış, on kat daha vergi alacakmış. Sığınmacıları kovmaktan bahsediyor ve bunu hukuk adına yaptığından bahsediyor. Sığınmacı çalışmak istiyor, ruhsat vermiyor, abone açtırmak istiyor açtırmıyor. Eğer bunlardan da bir sonuç alamazsa daha başka planları da varmış, şimdi açıklayamazmış. İşin en vahim yanı da bunu alkışlayan azımsanmayacak bir kitle de mevcut.

Yusuf’un gözüne çekilen mil, şimdi akıllara, vicdanlara çekilmeye teşebbüs ediliyor.

Bolu Beyi, fonlanmış medyasıyla, algı yöntemleriyle en masum duyguları iğdiş ediyor.

Bolu Beyi, ülkeler işgal edip milyonları mülteci durumuna düşürüyor, şehirleri bombalıyor, Aylan Bebeklerin sahile vuran minik bedenlerini seyrederek viskisini yudumluyor, tıpkı Hz. Hüseyin’in kesik başına sopasını vurarak yemek yiyen melun Ubeydullah Bin Ziyad gibi…  

Yusuf’un gözüne mil çeken Bolu Beyi, vicdanlara, akıllara mil çekiyor, çocukları dağa kaçırıyor, ormanları ateşe veriyor, insanı, toprağı ve hayatı kavuruyor, her olaydan bölücülüğe malzeme çıkarmaya çalışıyor.

Bolu Beyi, her on yılda cuntalar eliyle icraatına icraat kattı, sermayeyi renklendirdi; kendinden olmayanı yeşille işaretledi, kendi gibi düşünmeyeni, giyinmeyeni hastanelere, adliyelere almadı.

Zalimlikte öyle arsızlaştı ki soruların tamamını doğru cevaplasa bile yanlış kabul etti, birincilikleri yok saydı.

Emperyalistleri dost tutu.

Fonlaştılar…

Teröristlerle koyun koyunalar…

Sığınmacıları / mültecileri bugün nasıl ki on kat vergi koyarak kaçırmaya zorluyorsa geçmişte de buna benzer davranışları olmuştur.

1942’nin Kasım’nda çıkardığı Varlık Vergisi’yle azınlıklara ait sermayeyi yok etmek istedi. Vergisini ödeyemeyen yüzlerce vatandaşı Erzurum Aşkale’deki toplama (çalışma) kamplarına gönderdi. Ödeyemiyordu çünkü vergiler o kadar yüksekti ki sermayesinin tamamını satsa bu vergiyi karşılayamıyordu.

Sermaye ülkeyi terk etti…

Varlık Vergisi’yle ilgili olarak Başbakan Şükrü Saraçoğlu:

"Bu kanun aynı zamanda bir devrim kanunudur. Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız. Piyasamıza egemen olan yabancıları böylece ortadan kaldırarak, Türk piyasasını Türklerin eline vereceğiz…

Bu memleket tarafından gösterilen misafirperverlikten faydalanarak zengin oldukları halde, ona karşı bu nazik anda vazifelerini yapmaktan kaçınacak kimseler hakkında bu kanun, bütün şiddetiyle uygulanacaktır.”

Çağdaş Bolu Beyi de : “Bu misafirlik çok uzadı” diyor.

Bu zihniyet, 6,7 Eylül 1955’te de azınlık mallarını yağma etti.

Değişmedi, tüm melanetini kusmaya devam ediyor. Zalimi alkışlıyor mazluma sövüyor.

Mazlumlar:

“Bizden selam olsun Bolu Beylerine çıkıp hukuka, adalete yaslanmalıdır” diyorlar.

Adalet; en güçlü, en doğru intikamdır…

 

 
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement