23 Eylül 2021

Dil yarası

İnsan, yaşadığı hayatta kendi kararlarını kendisi verdiği için iradesi ile hareket eden bir varlıktır. Bu irade insana bahşedilen en önemli nimetlerden biridir. İnsan hayatında aldığı kararları, doğruları, yanlışları kendi iradesi ile belirler. Bu yüzden yaptıklarından, yapması gerekip de yapmadıklarından sorumludur. Bu sorumluluk reddedildiği zaman kurtulabildiğimiz bir sorumluluk değildir. İrademizle ile tayin ettiğimiz bütün eylemlerimizin yükümlülüğü bize aittir. Bu aidiyet beraberinde yaptığımız eylemler için daha dikkatli olmamız gerektiği sonucunu doğurur.

İrademizin yanında nefis de taşıyan bir varlığız. Nefis, insanın iradesine hükmetmeye başladığı zaman hataya düşmemiz kaçınılmaz olacaktır. İrade sahibi bir varlık olarak insanın aldığı her kararda, ortaya koyduğu her eylemde doğru yapıyor diye konuşmak maalesef mümkün olmuyor. Ki zaten mümkün olsaydı imtihanın bir gereği kalmazdı ve bütün öğrencilerin bir sınavda tam not almış olmaları gibi herkes başarılı olurdu ve o zaman da başarının değerlendirileceği bir ölçüt olmazdı. Unutmamalıyız ki, çalışkanı değerli kılan tembelin varlığıdır. Bu açıdan baktığımızda da hayatta her şey zıddı ile kaimdir.

Yaşadığımız hayatta irade ile nefsi aynı ruhta ve bedende taşıyan varlıklar olarak hata yapmaya da meyilliyiz. Burada üzerinde durulması gereken olgu hatanın yapılmış olmasından ziyade o hatanın öncelikle gizli kalmasını sağlayabilmektir. Ancak bunun mümkün olmadığı ve hatanın duyulduğu zamanlarda ise bize düşen görev bu hatanın düzeltilmesini sağlamak ve hakikati ortaya koyabilmektir. Bu anlamda da Bilal b. Sa’d isimli sahabenin “Hatalar gizli kaldıkça zararı yalnız sahibinedir, fakat açığa çıkıp düzeltilmediği takdirde belası bütün insanları etkiler.” sözünü kulağımıza küpe yapmalıyız. Gizli kalmayıp topluma mal olan hataları görmezden gelip onu halının altına süpürmek çözüm değil, bilakis hatanın büyümesine sebeptir.

“Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın.” sözünün toplum nezdinde karşılığı olamaz. Çünkü ortada bir sorun var ise buna gözünü kapatıp onu görmezden gelmeye çalışan insanlar bir zaman gelip de aynı sorundan muzdarip olabilirler. Bireyselliğin ön plana çıktığı çağımızda kendimizi ne kadar bireysel ve özgürlükçü olarak görürsek görelim ev, iş veya okul hayatımızda bir şekilde insanlarla iletişim ve diyalog halindeyiz. Bu da ne kadar bireysel davransak bile sosyolojik bir varlık olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor.

Biz de yapmış olsak, başkası da yapmış olsa hata hatadır ve bu hata açığa çıkmış ve topluma mal olmuşsa bunun çözümünde insanların görüş ve tavsiyelerini almak gibi bir zorunluluğumuz vardır. Ancak burada dikkat etmemiz gereken temel nokta bir hatayı düzeltmeye çalışırken başka bir hataya kapı aralamamış olmalıyız. Hatayı, hatayla örtmeye çalışmak karanlıktan ürküp güneşe hakaret etmek gibi bir çelişkili durumun ortaya çıkmasına neden olur.

İşte tam da bu noktada gençliğimizde birçoğumuzun dinlediği ve hala radyolarda çalmaya devam eden Orhan Gencebay’ın ‘Dil Yarası’ şarkısı kulaklarımızda çınlamaya başlıyor: “Dil yarası dil yarası en acı yara imiş, Dudaktan kalbe bir yol var ki sevgi ve şefkattenmiş, Belki de çok mutlu olacaktık tutsaydık dilimizi…” Derdimizi ne de güzel, özlü ve sade bir şekilde anlatmış Orhan Gencebay.

Mutluluğun resmini belki çizemeyiz ama bir formülünü gayet sade ve net bir şekilde bize bir şarkı anlatabilir. “Belki de çok mutlu olacaktık tutsaydık dilimizi…” Kim bilir en büyük hatayı insanı düzeltmeye çalışırken kendimiz yapıyoruz. İnsanların fikrî, siyasî, vs dünya görüşlerinden dolayı birbirilerinden farklı düşünmeleri ve davranmaları doğaldır. Burada bize düşen görev ortada bir yanlış var ise ve bu yanlış temel anlamda topluma mal olmuşsa bunun düzeltilmesi için gerekli çabayı göstermek, bu çabayı gösterirken de yeni bir hataya mahal vermeden kullanacağımız lisana dikkat etmektir. Çünkü fiziki yaralar iyileşir ancak dilin açtığı gönül yarası zor iyileşir. Bir insanı kazanmak için bir ömür çabalasan dahi o insanı belki kazanamayabilirsin fakat aynı insanı bir söz ile kaybedebilirsin. O söz ile o kişinin yüreğinde açacağın yarayı da bir ömür geçse de tedavi edemeyebilirsin.

Kırmak kolay, kırılanın tedavisi zordur. Kalbi kırmak için tonlarca bombadan daha tesirli olan bir sözdür, bir bakıştır. Bombaların yıktığı şehirleri yeniden imar edebilirsin lakin bir dilin tarumar ettiği kalbi yeniden inşa edemezsin. O yüzden karşımızdaki insanın hatasını düzeltmek için kullanacağımız ifadelere ziyadesiyle dikkat etmeliyiz. Çünkü “Dil yarası en acı yara imiş…”

 
Advertisement Advertisement Advertisement