16 Eylül 2020

Eblehlik Çağı

Eblehlik bir tür yavaş anlamadır. Anadolu’da bu türlü insanlar için biraz da tahfifle ‘aklı kıt’ tabiri kullanılır. Var ama yetersiz, var ama iş görmeyecek kadar, var ama kendine yetmeyecek kadar, var ama sadece işin üstesinden gelemeyecek kadar...

Ebleh geç anlar. Anladığında iş işten geçmiş olur hatta belki. Basit şeyleri anlar, basit bir gramere göre hareket eder. Bu yüzdendir ki karşısına ne vakit çetrefilli bir soru gelir, apışıp kalır, ne vakit iki arada bir derede kalır, bulunduğu yere gömülür, çözüm üretememenin sıkıntısıyla bakışları boşluğa dalar gider. Dar bir iç dünyası vardır bu sebepten de. Dünyayı siyah-beyaz, hayatı sadece ölüm kalım olarak tahayyül eder. Ayrıntıyı görmez. Ayrıntıya dikkat kesilme becerisi bulunmadığı için kaba sabadır da. Hayatını idame ettirmek, belli bir noktadan itibaren de sadece yaşıyor olmak onun için kafidir. Fizyolojik ihtiyaçlarının karşılanması, asgari düzeyde bile olsa kendisine bir hareket alanının bahşedilmesi onun cennetidir. Ruhsal ihtiyaçlarla ilgilenmez, çünkü kavrayışı oraya yetişememektedir. Bulunduğu açının dışını merak etmez, çünkü algılaması onu ileriye taşıyamamaktadır. Başka insanların sorunlarıyla ilgilenmez çünkü ruh miyobudur. Ruh miyopluğu elbette beraberinde akıl darlığı, algılama kısıtlılığı, tahayyül noksanlığı gibi insan doğasına özgü bazı niteliklerden yoksun oluşa yol açar. Empati kurmaz, çünkü karşısındakini görecek kadar bir bakış alanına bile sahip değildir. Başını köyünden, kasabasından, şehrinden, ülkesinden, dünyasından dışarıya çevirmez. Hayat öncesi de görünmezdir onun bakışlarında ölüm sonrası da… Aslında, ebleh bir bakıma yoksul kişidir. Elinden tefekkürü, tefehhümü, tahayyülü alınmış olmaktan öte yoksulluk mu var? Tam bir acziyet abidesi, tam bir yoksulluk tablosudur bütün halleriyle.

Eblehlik içe özgüdür, dışarıya yönelik müdahalelerle izale edilemez. Eblehe makyaj yaparsınız, gözleri kendini ele verir, eblehe harika kıyafetler giydirirsiniz, paçalarından paçozluk akar, eblehe oturmayı, kalkmayı, yürümeyi öğretirsiniz, ezberlenmiş ilk hareket bir tarafa bırakılırsa başa döner. Sayısız formül ezberletirsiniz, hiçbir yerde kullanamaz. Hesap kitap beller, pratiğe geçiremez. Sayısız kitap okutur, bilgi akıtırsınız ruhunun coğrafyasına, bir yerden girer, öteki yerden çıkar. Eblehleri eğitim de iflah edemez. Eblehlik fani değil, bakidir çünkü.

Eğer hayat anlamadan ibaretse eblehler geç kalmış olanlardır. Eğer hayat kavramadan ibaretse eblehler içten, kaba bir sesle hep geç kalarak, hırıltıyla “hıı?” diyenlerdir. Oysa geç kalış geçmişte insana özgü iken şimdilerde nesnenin hızına ayarlanmış gibidir. Her şey o kadar hareket ediyor, o kadar kımıl kımıl, yerinde durmayı öylesine reddediyor ki bütün duygular, değerler, madde ve manaya ait tahkimatlar şaşırıp kalıyor, bir anlamda bulunduğu yere çakılı çakılıveriyor. Bilgiler ışık hızıyla deriden içeri girip aynı hızla dışarı çıkıyor, duygular da öyle, düşünceler, fikirler, ideolojiler, tahatturlar bile zamanın hızına yenik düşüyor… Nesneye takılmış bu kanatlar ne yazık ki dijital çağ kurbanlarını onlara karşı aciz bırakıyor. Yazık ki eblehlik artık doğuştan gelen ve geliştirilmeyen bir özellik olmaktan çıkarak eğitimle elde edilen bir davranışa tekabül ediyor. Ne yazık ki kurgulanmak istenen dünya bir eblehlik çağı şarkısı eşliğinde nesillerin anlamasını, algılamasını, hayatı okumasını ve öğrendiklerini pratiğe aktarmasını zayıflatarak hayatın her alanında eblehlik çentikleri açıyor. Siyaset basitleşiyor ve kitlesel bir eblehliğe doğru gidiyor, bilim basitleşiyor ve kurumsal bir eblehliğe doğru ilerliyor, sanat ve edebiyat basitleşiyor ve ürettikleri birer eblehliği anlama kılavuzuna dönüşüyor. Eğitim basitleşiyor ve hızlı anlamayı önleme yöntemlerinin uygulama alanına dönüşüyor. Bütün bunlar sabahtan akşama insan ruhuna eblehliği aşılıyor ve insanlar gittikçe derinliğini yitiriyor, eblehlik simgesi olan ‘robotlara’ dönüşüyorlar. Zaten geleceğin teorisin kuranlar, yakın bir zamanda işyerlerinde insan yerine robotların çalışacağı gerçeğini dışa vurarak bir eblehlik çağına vurgu yapmıyorlar mı?

Son günlerde, özellikle okulların uzaktan eğitime mahkum kalışına bağlı olarak çocukların ve gençlerin yüzündeki anlamsız ifadeler beni bir hayli kaygılandırdı. Robotlara özgü ağır hareketler, robotlara özgü geç kavrayışlar, robotlara özgü düz bakışlar, robotlara özgü tekil görüşler, robotlara özgü duygusal kuruluklar, robotlara özgü metalik kımıldanışlar, robotlara özgü mekanik işleyişler, eyleyişler ile birkaç nesil önceki insan figürlerini karşılaştırınca insan sadece dünyanın nereden nereye doğru gittiğini değil, anlayışın da kavrayışın da nereden nereye doğru savrulduğunu net biçimde görüyor. Dijital çağın teorisi çoktan kendine bir karşılık buldu ve kolektif hale geldi ve bundan sonraki çağı artık tahmin etmeye bile gerek yok. Etrafınıza bir bakın,  her şeyin eblehliğin kuşatması altında kaldığını, hayatın ve insanın inim inim inlediğini, acı çektiğini, bu eblehlik karşısındaki çaresizlikle çoktan umudunu yitirdiğini göreceksiniz. Koronovirüs sadece hayatı dondurmadı, zihinleri de yavaşlattı. Virüsün en büyük yan etkisinin eblehlik olduğunu şimdi değil belki ya bir vakit mutlaka anlayacağız. Sevenleri için eblehlik hem çekilebilir hem de katlanılabilirdir. Arkadaş için biraz çekilmez ama hoş görülebilirdir. Düşman için ise kullanılabilir sayısız enerji demektir eblehlik. Koronayı icat edenleri dost saymak kabil olmadığına göre geleceğin nesillerini bekleyen akıbetin şimdiden belli olduğu ortada…