04 Nisan 2021

İstiklal Marşı'nı anlamak

Bu yıl İstiklal Marşı’nın kabulünün yüzüncü yıldönümü olunca çeşitli kurumlar tarafından Mehmet Akif ve İstiklal Marşı ile ilgili etkinlikler, anma ve hatırlama programları yapılıyor. Bu tür etkinlikler, tarihsel hafızamızı güçlendirme gibi önemli bir rol oynadığından yapılan her çalışmayı oldukça anlamlı ve önemli buluyorum.

Birinci Dünya Savaşı, Mondros Mütarekesi, Milli Mücadele dönemi üzerine konuşurken eskiye çok çok eskilere ait, bizlere hayli uzak bir zamandan bahseder gibi hissediyoruz. Oysa “yüz yıl” dediğimiz zaman diliminin ucuna dedemiz ile bağını eklemlediğimizde bunun öyle hiç de düşündüğümüz kadar geride kalmadığını anlarız.

Dedelerimizin, ninelerimizin hayatlarının bir yerinde belki yaşanmışlık belki anne-babalarının tanıklığı ile eşleşen bu zaman belirteci, eski zannettiğimizin esasında çok da geri olmadığını hatırlatır.

Yine bu hatırlatmaların içerisine savaşlar, isyanlar, yokluklar, şehitler, gaziler dâhil olur. Dedelerimizden, ninelerimizden kaç-göç, muhacirler, savaşa gidip gelmeyenlere dair hikâye gibi dinlediklerimiz aslında İstiklal Marşı’nın yazıldığı döneme dair izler taşır.

İstiklal Marşı’nı anlamak için öncelikle bu marşın nasıl bir dönemde neden yazıldığını bilme ihtiyacımız bulunur. Hangi haleti ruhiyyenin millete böyle bir marşı emanet etmeyi zorunlu kıldığını öğrenmemiz gerekir.

Sadece bilmek de yeterli gelmez. Gençlerimize İstiklal Marşı ruhunu anlatabilmek, bağımsız vatanı devralıp bağımsız bir şekilde yeni nesle bırakma sorumluluk ve zorunluluğumuz da bulunur.

İşte bu anlayış, bu bilme nasıl gerçekleşecektir? İstiklal Marşı ruhu nedir? Nasıl öğrenilir, öğretilir?

Bir milletin bağımsızlık manifestosu neden, “Korkma!” diyerek kişiyi sarsarak, ürperterek başlar? Milletin korktuğu nedir? Bu korku nasıl büyüktür ki her ferde korkmaması, ümitsizliğe, ye’se düşmemesi haykırılır?

Dört bir yandan kuşatılmış, iç ve dış bedhahlarla çepeçevre işgale, tacize, ihanete uğramış bir vatanın evlatlarını korkutan ne zulüm ne eza ne de kayıplarıdır!

Milletin korktuğu malını mülkünü değil bağımsızlığını, vatanının bütünlüğünü, istiklalini, dinini, değerlerini, bayrağını, kutsalını kaybetmekten başkası değildir!

“Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak!” diye peşine eklemlenen kelimeler, bayrak üzerinden işte tüm bu kutsalını, bağımsızlığını kaybetme korkusu içerisindeki milletin ruhuna ilaç gibi serpilmiştir!

Bayrak, içerdiği sembolik anlamlarla milletin değerlerini, istiklalini cisimleştiren bir öğe olurken şehit kanlarımızdan rengini alan bayrağımızın ilelebet sönmeyeceğini muştulamaktadır!

Korku ve muştu yan yana, peş peşe yer alır İstiklal Marşı’nda! Kızıl, şafak, şehit, vatan, toprak ve bayrak… 

Mehmet Akif, bu mısralarında milletin en büyük korkusunun bağımsızlığını kaybetme olduğunu hatırlatırken ayakta kalan, bu topraklarda ocağı tüten tek bir bile kalsa şanlı bayrağımızın gökyüzünde dalgalanacağını, yani bağımsızlığımızın süreceğini anlatır, hatırlatır!

Yüz yıl sonra yine dâhili ve harici bedhahlarla kuşatılmış bir durumda İstiklal Marşı’nı aynı ruh ve heyecanla okuyoruz. Coğrafyanın hediye ettiği bir kader içerisinde ihanet ve hıyanetle hep muhatap olmuş bir vatanın evlatları olarak İstiklal Marşı’nın doğumunun yüzüncü yılında yine haykıralım; korkma!

Twitter.com/sabihadogan

 
Advertisement
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement