29 Temmuz 2021

Yasa ve cezalar adil olmalı

Yeryüzünde iyiliklerin çeşidi, kötülüklerin çeşidinden fazladır. Bu durum, dün de böyleydi bugün de böyle. Basit bir tebessüm bile oluş itibariyle birçok iyilik barındırır. İnanıyorsanız sadaka hükmünde, biliyorsanız yüz kaslarınızı dinç tutmaktadır.

Ancak yeryüzünde işler, tebessüm edebilmek kadar basit ve iyi değil. Öyle insanlar var ki nefsine hâkim olmayıp her türlü kötüyü yapmakta, her türlü kötülüğü ayakta tutmaktalar. Sanırsınız ki dünyaya sadece kötülük yapmaya ve üretmeye gelmişler.

Bunlardan bazıları yeryüzünde fitneye çarptırılmış olarak yaşar. Bunlar, öyle kötüdürler ki yaptıklarıyla kalplerinin temiz kalacağına dair bir umut dahi yoktur. Kendilerine ne denilse, ne tavsiye edilse yine de bildikleri yanlışı, kötülüğü söyleyecek ve yapacaklar demektir. Buna binaen de hiçbir kimse bunları doğru yola getiremeyecek demektir.

Ülkede hırsızlık, uyuşturucu, tecavüz, terör ve cinayetlerden dolayı derdest edilen ve hapiste olanların sayısı bazı küçük ülkelerin nüfusundan, bazı büyük ülkelerin ise ordularından maalesef daha kalabalık. Ve bunlara verilen cezalar misliyle değil. Üstelik adil de değil. Yasalar, kötüler, kötülükler ve hiç iflah olmazları azaltmayıp arttırıyorsa sorun büyük demektir.

Bir yerde iyi ahlak noksan yaşanıyor ve bundan dolayı iyilik yerine kötülük, iyiler yerine kötüler artıyorsa ahlakı anlayış ve kavrayışta, ahlakı anlatanlarda özellikle cezaların adaleti anlamında yasalarda büyük bir sorun, büyük bir boşluk var demektir. İster bireysel olsun ister kurumsal olsun kurduğunuz sistem, yasa ve cezalar, dengeli ve misli bir adalet üzerine kurulmamış demektir.

Bu, ne demektir? Şu demektir:

Her şeye, gereken değeri gerektiği kadarı ile vermek bir adalettir, orta yoldur. İhmalkârlık, duyarsızlık ve aşırılık burada olamaz. Dengeli bir adalet, orta yol; bir insanın, bir kurumun, bir devletin ihmal ve duyarsızlığa meydan vermeksizin, hiçbir aşırılığa düşmeksizin muhatap kişilerin ve yapıların kendisine, yaptıkları iyiliğin ve kötülüğün karşılığı olarak misliyle vererek olur. Ne bir eksik ne bir fazla. Hak edene, hak ettiği neyse onun kadar karşılık vermektir. Bunun kurumsal adı adalet, kavramsal adı cezadır. Bu durum da adil, makul ve vicdani yasalar olmadan asla başarılamaz.

İman olmayınca ibadet ve muamelat olmaz. Hükmü de olamaz. Adalet olmadan, kendi nefsine, devletin nefsine adaleti hâkim kılmadan da geri kalan şeyler olmaz. Hiçbir hükmü de olamaz. Önce adalet gereklidir.

İnsanlık tarihi boyunca bizzat insan eli ve aklıyla yazılmış tam, ideal yasa ve uygulamalar yoktur. Çünkü her daim nefs vardır ve nefs, ideal olanı mutlaka bozmaya çalışır ve bozar. İnsanlık, ideale en yakın olan yasayı; nefsten arındırarak, insanlarca gayret edilerek, daima zaman ve mekânın ihtiyaçlarına uygun, daima vicdanlarda herkesçe hakkaniyetli bulunan bir adalet ve orta yol anlayışı ile bulabilir.

Kurumlar ve en büyük kurum devlet, hem yasa hazırlamada hem de uygulamada her daim ideale en yakın adil olmalıdır. Yasalar, hem ödül hem de müeyyide açısından adil olmalı, vicdanları ve insanlığı yaralamamalıdır. Bunu sağlamanın yolu da yasaların dengeli olanını, orta yol olanını, yapılan ve söylenenin misline göre ceza müeyyidelerini yürürlüğe koymaktır. Bunu yapacak olanlar, siyasilerdir.

İster iktidar olsun ister muhalefet olsun bir siyasetçinin asıl görevi; insan, millet ve ülkesini en ideal/ideale en yakın yasalarla dünyanın en iyi ahlaklı ülkesi, en yaşanabilir ülkesi yapabilmektir. Eğer yasa çıkarmıyor, yasaları zaman ve mekâna göre yaptırmıyor ve hatta yasa çıkarmaktan geri duruyorlarsa siyasetçiler başka ne işe yarayacaktır ki?

 

 
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement