02 Ağustos 2021

Zin Nureyn Osman (32)

Gelen şikayet ve uyarılar üzerine Hz. Osman, vilayetlerdeki yönetimler hakkında yapılan dedikoduları ve bunların sebeplerini yerinde incelemek üzere müfettişler tayin etti. Muhammed b. Mesleme'yi Kufe'ye; Usame b. Zeyd'i Basra'ya; Abdullah b. Ömer'i Şam'a ve Ammar b. Yasir'i de Mısır’a gönderdi. (Rıdvanullahi aleyhim ecmeîn) Ammar b. Yasir hariç, diğerleri görevlerini tamamlayarak geri dönmüşlerdi. Osman (ra) haksızlıkları gidermek, filizlenmeye başlayan ve ümmet için büyük sakıncalara sebep olacak olan fitnenin yatıştırılması için yoğun bir gayretin içine girmişti.

O, gelen şikâyetleri dikkatle inceliyor, basta Hz. Ali (ra) olmak üzere Ashabın ileri gelenleri ile istişarelerde bulunuyordu. Ancak, Mısır’dan Medine'ye gelip, Abdullah b. Sa'd b. Ebi Serh'in gayr-i meşru uygulamalarını şikâyet eden bir heyetin, dönüşlerinde İbn Ebi Serh'in takibatına uğramaları ve bazılarının öldürülmesi, olayların tırmanmasına sebep olmuştu. Bunun üzerine Mısır’dan altı yüz kişilik bir topluluk Medine'ye gelerek Mescid-i Nebi'de, namaz vakitlerinde Ebi Serh'in İslediklerini sahabelere şikâyet ediyorlardı. Talha İbn Ubeydullah, Hz. Aişe (r.anha) ve Hz. Ali (ra), Hz. Osman'a giderek, bu insanların haklı isteklerini yerine getirmesini ve Abdullah b. Sa'd b. Ebi Serh'i azlederek yargılamasını istediler.

Dersler ibretler:

·         Tebânın sorunları geciktirilmeden çözülmese, sorunlar büyüyüp sosyal, siyasal, ekonomik vs. felaketlere dönüşür. Bu tüm sistemlerde olduğu gibi, en adil olan İslami sistem için de geçerlidir. Nitekim Osman (ra) döneminden başlayıp sonra büyüyerek devam eden dönemlerin birçok aşamalarında bunun birçok delilleri vardır. Ali (ra) dönemi ve sonraki, Emevi dönem, Abbasi dönemi vd. dönemler…

·         Teftiş kurulları, ehil ve adil kimselerden olmalı ki, sorunların çözülmesi başarıyla sonlandırılsın. Bura teftişle görevlendirilen insanların her biri, Resulullah'ın (sav) eğitim ve terbiyesinden geçmiş olan sahabelerdir. Ashabı kiramın her biri, adalet timsalidirler. Allah (cc) şöyle buyurur: “İşte böylece sizi mu’tedil (adaletli ve dengeli) bir ümmet kıldık ki, insanların üzerine şâhidler olasınız, peygamber de sizin üzerinize şâhid olsun.” (Bakara 2/143) “Sâbikun’un, (İslâm’a olan hizmetleriyle öne geçenlerin) birincileri olan Muhâcirler ve Ensâr ile onlara güzelce tâbi› olanlar var ya, Allah onlardan râzı olmuştur ve (onlar da) O’ndan râzı olmuşlardır ve (Allah) onlar için, altlarından ırmaklar akan Cennetler hazırlamıştır; orada ebedî olarak devamlı kalıcıdırlar. İşte büyük kurtuluş budur.” (Tevbe, 9/100)

·         Sorunların çözülmesi ve tüm idari konularda istişare önemlidir. Daha önce istişarenin önemi, delilleriyle anlattığımız için, burada detaylara girmeyelim. Ancak şunu bilelim ki, İslami idarelerin her birisinde istişare çok önemli bir yer tutar. Hiçbir İslami idare, despot ve diktatöryal değildir. Hepsinde de istişare ve katılımcılık, çok önemli bir yer tutar.

·         Diktatörlük vs. karalamalarla ötekileştirilen İslami yönetimler, aslında insanlık tarihinin gördüğü en adil, en müşfik ve çoğulcu yönetimleridir. Ömer (ra) tam yerinde bir tespitle adalet timsali olarak bilinir. Ebu Bekr’in (ra) bir hutbesindeki şu ifadesi, adaletin en güzel tanımıdır: “Şunu iyi biliniz ki, sizin en kuvvetliniz, benim yanımda mazlumun hakkını kendisinden alıncaya kadar en zayıfınızdır. En zayıfınız da hakkını zalimden alıncaya kadar benim yanımda en kuvvetlinizdir.” Aslında bu düstur, Kur'an ve Sünnetle sabit olan İslam’ın temel prensibidir. Her bir sahabede bu prensibi hayatlarıyla ortaya koymuşlardır.

·         İslami yönetimlerde, çoğu kere teb’a, yanlış yönetimlere karşı, serbestçe sesini yükseltmiş ve karşılığını da almıştır. Yıl 2021 ve insanlık güya en modern, ne çağdaş ve özgürlükçü yönetimlerle yönetiliyor. Allı pullu demokrasi ve liberalizmin en cici sloganları gırla giriyor. Ama zulmün, adaletsizliği, kayırımcılık, torpil ve istismarın en çirkinleri de devam ediyor. Güya çağdaş, ilerici ve medeni olan yönetimler, İslam hilafetini bertaraf etmek için ne büyük yalan ve iftiralar üretmişlerdi. Yıllarca, hilafetin temsilcisi, ola padişahları; “dediği dedik, astığı astık, kestiği kestik” şeklinde nesillere lanse ettiler. Padişahlığı bertaraf ederlerse, özgürlükçü, demokrat ve en hümanist bir sistem inşa edeceklerdi. Hem de “muasır medeniyet” seviyesini hedefleyen bir sistem. Ama gele gele, yarım asır boyunca “insanların enselerinde boza pişiren” insanların asırlardır özgürce giyindikleri giyim kuşamlarını yasaklayan, inanç ve ibadetlerini yasaklayan, tüm mukaddes değerlere savaş açan ve İslam’ı öcü gibi gösteren; despot, zorba ve zalim bir düzen getirdiler. Hala da, o getirdikleri zorba kanunların oluşturduğu kargaşa devam etmektedir.

 

 
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement