İncire ve zeytine andolsun. Sina Dağına andolsun, Bu güvenli şehre (Mekke'ye) andolsun ki, Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık (Tin 1, 2, 3, 4)

İnsan idrak itibariyle donanımlı ve kudretli olduğu halde icat yönünden zaif ve donanımsızdır. Bütün varlık bunu haykırırken insan bunu anlamaz veya anlayamaz. Bundandır ki daima ıstırap içindedir. İnsanın varlık içindeki seçkinliği ise buradadır. Hazinenin içindedir ama hazineyi bilmez. Yaratılış harikası insan maatteessüf bunu tam idrak edemez.

Hayat sahibi bütün mahluklar bakarlar fakat neye neden baktıklarını anlamadan yollarını devam ederler. Kendilerine verilen vazifeyi hakkıyla yerine getirirler. Lakin insan da bakar. Ancak neye neden baktığını sorgular. Sorguladığını görmek, gördüğünü anlamak ister. Bakıp da görmeyen ve anlamayanlar görülmek ve anlaşılmak isterler insan tarafından. İncire, zeytine, Turi Sinaya ve Mekke'ye yemin edilirken ve insanın en güzel surette yaratıldığı belirtilirken sanki tam da bu ikilem bize anlatılır.

Önce; incirdeki yaratılış harikasına bakılması emredilir. Bir noktada programlanan kudret harikasının görülmesini ister Rabbimiz. Ardından da icat cihetiyle insanın mutlak bir acizde olduğunun anlaşılması istenir. Bu nedenle de haddini aşarak ocağına incir dikme denilir. Zerreden o mertebelere gelen incirin sadece mütehayyir ve muallim bir bakıcısı tarif ve teftiş edici bir tadıcısı olduğunu anla ve afiyetle ye denilir.

Sonra; zeytin insanın karşısına çıkar ve faydalarını anlatır bir diğer kudret mucizesi olarak. İnsanın onun hayat seyrine bakmasını ister. Senden uzak, Rabbime yakın iken güneş dahi bana zarar vermiyordu. Seninle tanış olduktan sonra önce rengimden oldum. Yeşil idim siyaha döndürüldüm. Durmadın. Rengimle beraber bedenimi de değiştirdin. Türlü türlü hallere getirdin. Ab-ı hayat suyumu kendine rızık edindin. Sürekli bana bakıp beni anlamamada da ısrar ettin. Bendeki harikalık sendeki acizliği ortaya çıkardığı gibi cahilliğini de gösteriverdi. Halbuki Rabbim bana bakıp onu anlamanı istiyor der gibidir.

Evet, incir çok küçüktü. İnsan denen aciz mahluk ona baktı ancak gördü. Zeytin biraz büyüktü, insan gördü ancak anlayamadı. Bu nankörlüğe Rabbi hiddet etti ve üzerinde yaşadığı en büyük şeye bakmasını istedi. Dağı karşısına dikiverdi. Dağ bu defa insana biraz insaf, biraz da ihtiramla kendisine bakmasını istedi. Sürekli üzerimde gezersin Ferhat gibi bağrımı delersin ama anlamak için biraz da olsa gayret etmezsin. Ben bütün bu büyüklüğümle beraber neden bu kadar büyük olduğumu bilmem ve anlamam ama sen bu küçüklüğünle beraber bunu anlarsın diye Rabbim incir ve zeytinden sonra bana bakmanı görüp anlamanı istedi. Senin en güzel şekilde yaratılmanın ve cennetten gönderilmenin yegane gayesinin belki bakıp görmen ve anlayıp iman etmendir ikazında bulunur gibiydi.

İnsanın bakıp da göremediğini, anlamada yetersiz kaldığını bilen Rabbi, son bir şans daha verdi. Mekke'ye bak dedi. Çünkü burada ne incir ne zeytin ne de üstünde tenezzüh edilecek ve bağrından istifade edilecek maddi nimetlerin olduğu bir dağ vardı. Ama insanın bütün acizlik ve iktidarsızlığıyla beraber en güzel surette yaratılmasını ispat eden abitliğinin tevhid-i kıblesi vardı. İnsan Bekke'ye baktı. İncirden daha itibarlı, zeytinden daha faydalı ve dağdan daha donanımlısı, yaratılanların en güzel suret ve mahiyetlisi olduğunu KÂBE'de anladı. Bundan sonra her tesadüf ettiği nesneye sadece bakmadı, bilakis onu görmeyi ve ondan görmeyi anladı. Rabbine şükrederek acizliği içinde nihayetsiz kudreti, fakirliği içinde nihayetsiz nimeti, cehaleti içinde mutlak marifeti biraz anlamaya ve neden bu kadar güzel yaratıldığını idrak etmeye çalıştı.

Döndü incir; zeytin, dağ ve şehre şöyle nida etti. Güzelliği daima surette aradım. Bu nedenle hep baktım belki gördüm ama çoğu zaman anlamadım. Said Nursi'nin dediği gibi "demek, ahsen-i takvîm sûretinde yaratılan insan, hayat-ı dünyeviyeye hasr-ı fikr etse, yüz derece, sermayece hayvandan yüksek olduğu halde, yüz derece, serçe kuşu gibi bir hayvandan aşağı düşer."

Bu mülahazalardan sonra İNSAN, tekrar Rabbine döndü ve niyaz etti: Beni kudret ve hikmet dairelerinin en küçüğünden en büyüğüne ve en hakirinden en harikasına muhatap ve müfettiş eden Rabbim! Varlıklarına yaratılışın en anlamlı tarafı için baktığım zaman görmeyi, anlamayı ve dahi iman etmeyi bana nasip eyle. Aklımı imanımın önüne geçirme dedi.

İncire, zeytine, Sina dağına ve Mekke'ye bir daha baktı. Niçin yaratıldığını bütün çıplaklığıyla anladı. Bakmanın anlamak için perdeleri kaldırarak sırlara vakıf olmak olduğunu gördü. Heyecanından yerinde duramıyordu. Sakinleşmek için yeniden okumaya başladı ve sonsuz ufuklara yelken açtı.