Gündem

Çocukları artık ekranlar yetiştiriyor!

Çocukların artık yalnızca ailesinin ve çevresinin değil, ekranın da yetiştirdiği bir varlık hâline geldiğini ifade eden Yazar Cemile Şık: “Aile bir şey öğretirken medya çoğu zaman başka bir şey öğretiyor. Değerler bilgiye dönüşüyor ama karaktere dönüşemiyor. En çok endişelenmemiz gereken de açık kötülük değil; normalleştirilen anlam kaymalarıdır" dedi.

İnsanın karakter inşası çocuklukta başlar; ancak bugünün dünyasında bu inşa süreci artık sadece anne ve babanın elinde değil! Dijital platformlar, kitaplar ve müzikler, çocukların dünyasına eğlence maskesiyle girerek yeni ve karanlık bir kimlik tasarımı sunuyor. Sorumsuz bir özgürlük anlayışı, köksüz bir aidiyet hissi ve LGBT gibi sapkın akımlar modern çocuk edebiyatının ve dijital mecraların en büyük açmazı haline gelmiş durumda. İllüstrasyonist ve çocuk kitabı yazarı, çizer Cemile Şık’la çocuk dünyasında oluşturulan anlam kaymalarını konuştuk.

Yazar-Çizer Cemile Şık, Milat Gazetesi Ankara Temsilcisi Özlem Doğan'a konuştu

Aile başka medya başka konuşuyor

Günümüzde çocukların kültürel dünyasının büyük ölçüde küresel medya tarafından şekillendirildiğini görüyoruz. Bu durum dini ve ahlaki eğitim açısından ne gibi sonuçlar doğuruyor?

Çocuk artık yalnızca ailesinin ve çevresinin değil, ekranın da yetiştirdiği bir varlık hâline geldi. Bu da değer aktarımında kırılmalara sebep oldu. Aile bir şeyi öğretirken medya çoğu zaman başka bir şey öğretiyor. Sonuçta çocukta tutarsızlık oluşuyor; doğru ve yanlışı henüz ayırt edebilecek durumda olmayan çocuk, çok tekrar edileni gerçek kabul ediyor. Dini ve ahlaki eğitim tekrar ve süreklilik ister. Fakat günümüz ebeveynleri koşturmaca içinde buna yeterince vakit ayıramayabiliyor. En azından medya kadar etkili olamayabiliyor. Süreklilik sağlanamadığında ise değerler bilgiye dönüşüyor ama karaktere dönüşemiyor.

Çocukların maruz kaldığı kitap, çizgi film ve müzik içeriklerinde sizi en çok endişelendiren unsurlar nelerdir?

Beni en çok endişelendiren açık kötülük değil; normalleştirilen anlam kaymaları. Otoritenin sürekli alaya alınması, fedakârlığın zayıflık gibi gösterilmesi, sabırsızlığın cesaret gibi sunulması, dini hassasiyetlerin çağdışı olarak gösterilmesi, kaba sözlerin söyleyeni güçlü kıldığını düşündürtmesi, ahlak dışı eylemlerin “normal” kabul edilmesi, herkesin sınırsız bir özgürlüğe sahip olduğu yanılgısı, istersen her şeyi yapabilirsin kandırmacası… Bunlar çocuk tarafından fark edilmeden içselleştiriliyor.

Keyfiyet değil zorunluk

Bir çocuk kitabı yazarı ve çizer olarak, çocukların değer dünyasını koruma sorumluluğunu nasıl tanımlarsınız?

İnsan, birey olarak yaşayamaz. Herkesin birbirini gözettiği, eksiklerini tamamladığı bir toplumun içinde ancak sağlıklı şekilde var olabiliriz. Çocuklar da toplumun en çok korunması, gözetilmesi gereken bireyleri. Onları her anlamda desteklemeliyiz. Bunu yapmak da keyfiyet değil zorunluluktur.

Küresel popüler kültürün çocukların kimlik oluşumuna etkisini nasıl gözlemliyorsunuz?

Kimlik artık miras alınan değil, seçilen bir şey gibi sunuluyor. Bu yetişkin için bile zor bir yükken çocuk için daha da ağır. Çocuk kim olduğunu keşfetmeden “kim olmak istediğine” karar vermeye zorlanıyor. Bu da köksüzlük ve aidiyet zayıflığı doğuruyor.

Telafisiz hasar veriyorlar

Günümüzde birçok çizgi film eğlenceli görünse de LGBT gibi sapkın akımlara yönelik alt mesajlar içeriyor. Sizce çocuklar bu mesajlardan ne şekilde etkileniyor?

Çocuk mesajı ideolojik düzeyde değil, duygusal düzeyde alıyor. Dikkat edin hemen her zaman sapık düşüncelere sahip olanlar en sevilen karakterlerdir. Çocuk sevdiği karakterle duygusal bir bağ kuruyor ve onun davranışını doğal kabul eder hale geliyor. Buradaki etkilenme tartışma yoluyla değil sessiz sedasız alışma yoluyla gerçekleşiyor maalesef. O nedenle de telafisi zor hasarlara sebep olabiliyor.

LGBT misyonerlerinin hemen hemen hepsi neden illüstrasyon yapıyor?

İllüstrasyon çocukla doğrudan tesir eden bir dildir; savunma mekanizması oluşturmaz. Yazı aklı iknaya yönelir, görsel ise duyguyu ikna eder. Bu yüzden görsel üretim, fikir aktarımında en etkili alanlardan biridir. Bu yalnızca belli bir görüşe ait değil; tüm ideolojiler çocukla temas kurarken görsel dili tercih eder. Her ne kadar illüstrasyonun kendi içinde ayrı bir hikayesi olsa da esas amaç metnin anlamını güçlendirmektir. Özellikle dini içerikli kitaplarda dini hassasiyetler her zaman ön planda tutuyorum. Fıkhî ya da itikadi anlamda dikkat edilmesi gereken hususları gözetiyorum. Çizimlerimin genelinde soft renkleri kullanıp nefes alma alanı niye nitelediğim beyaz alan bırakmaya zaten özen göstersem de dini içerikli kitaplarda sanırım bunu daha çok yapıyorum. Bir başka husus da kaotik kompozisyonlar ve agresif mimiklerden kaçınmak diyebilirim.

Sınırsız özgürlük problemdir

Günümüzde çocuk kitaplarında hangi temaların problemli olduğunu düşünüyorsunuz?

Sınır tanımayan özgürlük anlatısı problemli. Çünkü sorumluluk olmadan özgürlük, çocuk için yönsüzlük demektir. Ayrıca her otoriteyi baskı gibi gösteren hikâyeler de çocuğun güven ihtiyacını zedeliyor. Çocukları ve gençleri “her şeyi yapabilirsin, her güçlüğü aşabilirsin, sen muhteşemsin” şeklinde abartılı ve çok da doğru olmayan şekilde yönlendiren kitaplar da bence problemli. Gerçek dünya böyle bir yer değil.

Hikâyelerde verilen örtük mesajlar mı çocukları doğrudan etkiliyor yoksa direkt hikaye mi?

Örtük mesajlar çok daha etkili. Çocuk öğüt dinlemez ama arka plandaki mesajı hisseder. Hatta çoğu zaman öğüt, itici gelir.

Risk almak gerekiyor

Batı merkezli çocuk edebiyatının yerel ve dini değerleri gölgede bıraktığını düşünüyor musunuz?

Başarılı yerli üretimler son yıllarda azımsanmayacak kadar arttı. Artık çok güzel işler var fakat maalesef ki ülkemizde özellikle dini içerikli yayın üreten markaların risk almamaları, maliyeti düşürmek için kaliteli malzeme ve işçilikten kaçınmaları sıklıkla yapılan projelerin gözle görünür bir kalitesizlikle sonuçlanmasına sebep oluyor.

Küresel medya çocukların değer dünyasını nasıl dönüştürüyor?

Değerleri bilgi olmaktan çıkarıp tercihe dönüştürüyor. “Doğru olan” yerine “benim seçtiğim” anlayışı öne çıkıyor. Ve bu o kadar güçlü bir baskı ki karşısında direnmek bir hayli zor, çocuklar için daha da zor.

Hız artıkça derinlik azalır

Dijital platformların çocukların inanç ve ahlak gelişimine yönelik olumsuz etkileri nelerdir?

Evet, çünkü dijital dünya eşittir hız demektir ama bir şeyin karaktere dönüşebilmesi için tekrar ve sürekliliğe ihtiyaç vardır. Hız arttıkça derinlik azalır. Çocuk düşünmeden tepki vermeye alışır. Bu da iç muhasebe becerisini zayıflatır. Geleneksel ahlak ve inanç eğitimiyle karşılaştığında da uyum sağlamakta ve benimsemekte zorlanır.

Aileler çocuklarını zararlı içeriklerden korumak için ne yapmalı?

Sadece yasaklamak yeterli değil; alternatif üretmek gerekir. Hayat boşluk kabul etmez. Bizim bıraktığımız boşluğu bir başkası doldurur. Aile kendi kültürünü yaşatırsa ekranın etkisi zaten sınırlı kalır. Paylaşılan vakit, paylaşılan ekrandan daha güçlüdür. Batı’nın sinsi ve cezbedici tuzaklarına karşı bizim çocuklarımız için bizden olan alternatifler üretmeliyiz.