Allah'a borç verenler...

Allah'a borç verenler...

05 Nisan 2013 00:00:00

HAZIRLAYAN: SABRİ GÜLTEKİN

YEMEN hükümdarı, oldukça cömert idi. İhsanları her yere yayılmasına rağmen, Hatim-i Tai'nin cömertliğinden bahsedilmesine tahammül edemez. Sarayında herkese büyük bir ziyafet verir. Zengin fakir herkes yer. Halkın, (Hükümdarın ziyafeti ne kadar muhteşem oldu, neredeyse Hatim'e yaklaştı) dediğini duyunca, Hatim sağ kaldıkça, cömertlikte birinci olmasına imkan olmadığını anlar, onu öldürtmeye karar verir. Çok güçlü bir genç bulup eline yirmi altın verir. İşi bitirince de, yirmi altın daha vereceğini söyler.

Genç, sora sora Tay kabilesine kadar gelir. Güler yüzlü, kendisi gibi yiğit bir gençle karşılaşır. Bu sevimli genç (Hoş geldin yiğit. Çok yorgun olduğunu anlaşılıyor. Bu gece misafirim ol!) diyerek evine götürür. Gece, misafirine çok ikram ve ihsanda bulunur. Sabah olunca, misafir gitmek isteyince, birkaç gün daha kalmasını ısrar eder. Misafir der ki:

- Çok önemli bir işim var. Bir an önce gitmem gerekir.

İyilik ve hizmet etmekten zevk duyduğu anlaşılan ev sahibi der ki:

- İşin nedir, sana acaba bir yardımım dokunabilir mi?

- Ey asil kişi, sen çok cömertsin, iyilik seversin, senden sır çıkmayacağı belli. Hatim isimli birini arıyorum. Acaba tanıyor musun?

- Hatim ile ne işin var?

Misafir, niçin geldiğini anlatıp der ki:

- Bu işte bana yardımcı olman mümkün mü?

- Elbette mümkündür. Yalnız bu iş pek kolay olmaz. Dediklerime uyarsan tereyağından kıl çekmiş gibi zahmetsiz olur.

- Ne yapmam gerekir?

- Hatim de senin gibi yiğit biridir. Belki öldüremezsin. Ben sana onun yerini tarif edeyim. Ancak öldüremez de iş meydana çıkarsa, yerini söylediğim için beni öldürebilir. Bu bakımdan benim ellerimi, ayaklarımı bağla. Zorla söylettiğin anlaşılsın.

Misafir, ev sahibinin elini, kolunu, ayaklarını iyice bağladıktan sonra sorar:

- Hatim nerede?

- Hatim denilen kimse benim. Madem benim başım senin işine yarayacak, ne diye onu vermeyeyim? Misafirin arzusunu yerine getirmek, gönlünü etmek benim en büyük arzumdur. Hemen öldür, kimse duymadan buradan git!

Genç, neye uğradığını şaşırır. Hemen Hatim'in ayaklarına kapanıp der ki:

- Sana gül yaprağı ile vuran kalleştir. N'olur beni bağışla!..

Genç, helalleşip oradan ayrılıp hükümdarın huzuruna çıkar. Olanları anlatır. Hükümdar da, iyiliksever, cömert olduğu için hatasını anlayıp (Taşıma su ile değirmen dönmez. Cömertlik mal ile değilmiş. Hatim'in cömertliği yaratılışından, fıtratından, güzel huyundan ileri geliyormuş. Sen verilen görevi fazlasıyla yerine getirdin) diyerek yirmi yerine kırk altın verir.

***

BİR AYET

Şüphesiz ki, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar ve Allah'a güzel bir borç verenler var ya, (verdikleri) onlara kat kat ödenir. Ayrıca onlara çok değerli bir mükafat da vardır.

(Hadid, 18)

***

BİR HADİS

"Yalnız iki kişiye gıpta edilir: Biri, Allah'ın mal verip Hak yolunda harcamaya muvaffak kıldığı kimsedir. Diğeri de Allah kendisine ilim verip de onunla amel eden ve bunları başkasına öğreten kimsedir."

(Buhari, İlim, 15)

***

Hz. Aişe ile Esma'nın Hayırhahlığı

Abdullah b. Zübeyr şöyle anlatıyor: "Aişe ile kız kardeşi Esma'dan daha cömert kadın görmedim. Ancak bunların cömertlikleri birbirinden farklıydı. Şöyle ki; Aişe biriktirir ondan sonra dağıtırdı, Esma ise elinde bulunanı ertesi güne bırakmazdı."

(Buhari)

***

Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol

Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol.

Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.

Başkalarının kusurlarını örtmede gece gibi ol.

Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.

Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.

Hoşgörülülükte deniz gibi ol

Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.

(Mevlana Celaleddin-i Ru00fbmu00ee )

***

CÖMERTLİK

'Aileme, Allah'ı ve O'nun Rasulünü bıraktım'

Hz. Ömer (ra) şöyle anlatıyor: "Hz. Peygamber bir gün bizlere sadaka vermemizi emretti. O sıralarda mal bakımından oldukça zengindim. Kendi kendime, 'Eğer Hz. Ebu Bekir'i geçebilmem mukadderse ancak bugün olabilir' dedim ve malımın yarısını getirdim. Hz. Peygamber, 'Aile efradına bir şey bıraktın mı?' diye sordular. 'Evet, onlara da bir şeyler bıraktım' dedim. Ne kadar bıraktığımı sorduklarında da, 'Bunun kadar da onlara bıraktım' cevabını verdim. Biraz sonra da Ebu Bekir geldi. Hz. Peygamber ona da, 'Ey Eba Bekir! Sen aile efradına ne bıraktın?' o da, 'Onlara Allah'ı ve O'nun Resulünü bıraktım' dedi. Bunun üzerine onu hiçbir zaman geçemeyeceğimi anladım." (Ebu Davud, Tirmizi)

***

DAĞARCIK

Kelime-i Tevhid; birleştirme, birleme, Allah'ın bir olduğunu kabul etme, Allah'tan başka ilah olmadığına iman etme ve "Allah birdir, Muhammed onun Rasulüdür" cümlelerini samimiyetle söylemektir. Tevhid inancının esasını teşkil eden dinlerin hepsinin de ortak noktası, semavi din oluşlarıdır. Bu sebeple Kelime- i Tevhid, yeryüzüne indirilmiş bütün hak dinlerin temelini oluşturur. Dolayısı ile tevhid inancından yoksun olan bir dinin Allah katında hiçbir değeri yoktur. Bu hususta Kur'an;"İşte sizin Rabbiniz Allah. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır. Öyle ise O'na kulluk edin. O, her şeye vekildir" buyuruyor. (En'am, 6/102) Yüce Allah'ın en son ve mükemmel olarak gönderdiği ve semavi dinler arasında en şerefli kıldığı İslam dinidir. Bu seçkin dinin esasını ise felah ve kurtuluşumuza vesile olan "Lailahe İllallah, Muhammedün Rasulüllah" Kelime-i Tevhidi teşkil etmektedir. Tevhid Kelimesini, samimi bir şekilde dilimizle ikrar, Kalbimizle de tasdik ederek hayatımızın her safhasında yaşattığımız takdirde, şirkin her çeşidinden arınmış ve insanları sapıklığa sevk eden şeyleri terk edip sadece Allah'ın emirlerine boyun eğmiş oluruz.

***

HZ. EDHEM'İN DUu00c2SI

"Allahım!.. Ben hatalarla doluyum, affet beni!"

"Sen fazilet sahibisin. İnsanlara sınırsız verensin. Ben hatalarla doluyum, affet beni! Senin hakkında şöyle düşünürüm: Derim ki; Rabbim beni bağışla. Bu duam gerçek olsun. Bağışla beni, ne olur ! Bana azap etme. Ben kabul ediyorum. Evet, nefsime ilan ettim günahlarımı. İnsanlar beni iyi birisi sanıyor. Halbuki sen beni affetmezsen insanların en kötüsüyüm Ya Rabbi! Senin isyankar kulun sana geldi işte. Günahlarını da kabul ediyor. Bütün bu günahlarıma rağmen Sen beni affedersen senin şanındandır. Bunu beklerim. Beni kovarsan peki kime sığınırım? Bütün günahlarım için dua ediyorum. Eğer ihlasım varsa, iyi niyetle yaptığım bütün tövbeleri kabul et, kurtar beni! Ey yardım isteyenlerin sığınağı! Sana sığındım. O zor günde, herkesin alnından tutulduğu o günde sen beni bağışla. Beni terk etme."

Yorumlar

 
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement