İstanbul sözleşmesi çözüm yerine şiddeti artırdı!

İstanbul sözleşmesi çözüm yerine şiddeti artırdı!

Sözleşmenin aile yapısına zarar verdiğini vurgulayan Av. Muharrem Balcı, "Aile ve şiddete ilişkin hiçbir eğitim çalışması yapmadan, şiddetin kaynaklarına eğilmeden yapılan resepsiyon elbette şiddeti artıracaktı ve öyle de oldu. İstanbul Sözleşmesi'nden sonra şiddet arttı" dedi.

11 Ağustos 2020 22:31:20

Sözleşmenin aile yapısına zarar verdiğini vurgulayan Av. Muharrem Balcı, "Aile ve şiddete ilişkin hiçbir eğitim çalışması yapmadan, şiddetin kaynaklarına eğilmeden yapılan resepsiyon elbette şiddeti artıracaktı ve öyle de oldu. İstanbul Sözleşmesi'nden sonra şiddet arttı" dedi.

Haber: ÖZLEM DOĞAN

İstanbul Sözleşmesini tek başına değerlendirmenin eksiklik olacağını ifade eden Avukat Muharrem Balcı, “İstanbul Sözleşmesi’nin öncesinde CEDAW (BM Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi) var ve bu iki sözleşme birbirini tamamlıyor. CEDAW, kadına karşı ayrımcılığı, İstanbul Sözleşmesi kadına şiddeti önleme amacıyla düzenlendiği iddiasındalar. Ancak ayrımcılık ve şiddet, işin görünen yanı. İkisinde de “toplumsal cinsiyet eşitliği” ve “kalıplaşmış rollere dayalı önyargıların, geleneksel ve diğer tüm uygulamaların “kökünün kazınması/ortadan kaldırılması”nı sağlamak, kadın ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarını değiştirmek” amacı var” dedi.

DEĞERLERİMİZİN KÖKÜNÜ KAZIMAK İSTİYORLAR

Sözleşmede toplumsal cinsiyet eşitliğinin yanı sıra “cinsel tercih”, “ev içi şiddet”, “sözde namus”, “partner ilişkilerinin güvenceye alınması” gibi sorunlu düzenlemeler olduğuna dikkat çeken Balcı, “Kadın ve erkek için kalıp rollere dayanan önyargılar, örf ve âdetler, gelenekleri, namus anlayışları ve tüm diğer (ucu açık) uygulamalar”, kökü kazınacak değerler olarak öne çıkıyor. Muhafazakâr kesim bunları “toplum ve aileyi bozma planı” olarak görmedi, aksine Tanzimat’tan bu yana yaptığı gibi, bir resepsiyon hareketi olarak benimsedi ve içselleştirdi. Zira ne olduğunu kavramak istemedi. Bir avuç Müslüman’ın bilinçlendirme çabasıyla farkındalık oluştu” şeklinde konuştu.

Balcı, “İstanbul Sözleşmesi’ni savunanlar, sözleşme yürürlükte olduğu ve sözleşmenin öngördüğü tüm önlemler alındığı ve yasal düzenlemeler yapıldığı halde şiddetin, cinayetlerin artmasını izah edemiyorlar, daha doğrusu izah etmek istemiyorlar. Zira onlar da biliyor ve istiyorlar ki, İstanbul Sözleşmesi feminist ve eşcinsel ideolojinin etkinleştirilmesi ve aktivitelerin önünün açılması için yapılmıştı. Bugün bu daha bir görünür hal almıştır” ifadelerini kullandı.

18 YAŞ ALTI ‘KADIN’ OLAMAZ

Sözleşmede 18 yaş altı kızların da kadın sayıldığını kaydeden Balcı sözlerine şöyle devam etti: “Sözleşmede kadına her tür cinsel tercih/yönelim özgürlüğü sağlanması ve güvenceye alınması, yasal olarak çocuk sayılan kızların(yasalara göre 18 yaşına kadar herkes çocuktur) da bu özgürlükten yararlanmasını sağlıyor ve güvenceye alıyor. Çocuk yaştaki kızların, kadınlar gibi,  kadın yerine konarak cinsel tercihlerinin güvenceye alınması demek, ergen veya yetişkinlerin bu çocuklarla her türlü cinsel aktivitelerine güvence ve teşvik etmek anlamına gelir. Bu da pedofilinin önünü açmaktır. Burada “Lanzarote Sözleşmesi”nin önemi ve sunduğu felaketi de anlamak gerekir ki, İstanbul Sözleşmesi’nin dayanaklarından biri de “Avrupa Konseyi Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması” (Lanzarote) Sözleşmesi’dir. Hem çocuk deyip, hem cinsel rıza yaşı belirleyerek 18 yaş altında cinsel tercih özgürlüğü tanımanın başka bir anlamı olabilir mi?”

KÜRESEL SERMAYENİN TÜRKİYE ACENTALARI

Türkiye’de, sermayenin İstanbul Sözleşmesini savunmasının nedeninin küresel sermayenin Türkiye acentası olmalarından kaynaklandığını söyleyen Balcı sözlerini şu şekilde noktaladı: “Batı’nın evrensellik anlayışı ile kültürel rölativizm çatışması bize bu acentalar eliyle, aralarında kavga yokmuş gibi tek bir ideoloji olarak yansıtılıyor. Nitekim feminist ve eşcinsel ideoloji, Batı’da evrensel değerlerle, kültürel çeşitlilik ve görecelilik olarak savaşırken, Müslüman ve Hıristiyan topluluklara ortak değerler, ortak sloganlar, ortak sembollerle saldırıyor. Sermaye bunu görmezden geliyor, zira maddi varlıkları ve gelecekleri, bu hareketleri besleyen küresel kapitalistlerin patronajındadır.”

HEDEF TEK CİNSİYETLİ AİLE

LGBT’yi savunanların bu sözleşmeye sahip çıkmasının bir tesadüf olmadığının altını çizen Balcı, “Sözleşme LGBT haklarıyla birlikte, LGBT aktivizmini meşrulaştırmak, güvenceye almak, tek cinsiyetli ailelerin oluşumunu kolaylaştırmak için düzenlenmiştir. Nitekim Sözleşmeyi en çok savunanların feministler ve LGBT bileşenleri ve + ları olduğu açıktır.  Bu artıların da pedofili, nekrofili, zoofili, ensest vb. olduğu da bilinen bir gerçektir” dedi.

PEDOFİLİNİN ÖNÜNÜ AÇIYOR

Birçok uzman, ‘toplumsal cinsiyet’ ve ‘cinsel yönelim’ gibi kavramsallaştırmalar üzerinden sözleşmede açıkça LGBT propagandası yapıldığını, kadını koruma adı altında aile kurumuna zarar verildiğini ve sözleşmede 18 yaş altı kız çocuklarına da ‘kadın’ denilerek pedofilinin önünü açacağını öne sürüyor.


Yorumlar

 
Advertisement
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement