Dünya

Krizler Çağında Yeni Diplomasi Aktörleri: Devletler ve ‘Track II’ Yükselişi

Orta Doğu’da kalıcı istikrar, yalnızca devletlerarası diplomasiyle değil; düşünce kuruluşları, arka kanal temasları ve kapsayıcı bölgesel diyalog mekanizmalarıyla mümkün. Yeni dönemde diplomasi, merkezî güç rekabetinin ötesinde; esneklik, çok katmanlı işbirliği ve ilkesel duruş gerektiriyor.

Küresel güç dengelerinin hızla değiştiği, Orta Doğu’da ise çatışmaların kalıcı çözüme ulaşmakta zorlandığı bir dönemde diplomasi de biçim değiştiriyor. Artık yalnızca devletler değil; düşünce kuruluşları, sivil ağlar ve gayri resmî diyalog kanalları da müzakere süreçlerinin önemli aktörleri arasında. Bölgedeki bu dönüşümü, karar alıcıları, uzmanları ve farklı siyasi aktörleri bir araya getirerek politika diyaloğu ve araştırma üreten bölgesel platformlardan biri olan Al Sharq Forum’dan Dr. Mohammad Affan ile kapsamlı bir söyleşide ele aldık.

‘’THİNK TANK’’ VE ARKA KAPI DİPLOMASİSİ

Resmî diplomasi, düşünce kuruluşları(Think tank), entelektüel platformlar tarafından yürütülen sözde “Track II diplomasisi” arasındaki ilişkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Geleneksel olarak düşünce kuruluşlarının en önemli rollerinden biri, görevdeki yetkililer, eski yetkililer ve uzmanlar arasında gayriresmî fikir alışverişi zemini sağlamaktır. Bu rol, özellikle kriz dönemlerinde ayrı önem kazanır; zira bu zamanlarda devletlerarası resmî görüşmeler zor, hassas, siyaseten karmaşıktır. Böyle durumlarda düşünce kuruluşları çoğu zaman karşıt taraflar arasındaki boşlukları doldurmak üzere devreye girer, resmî taahhütler olmaksızın olası çözüm yollarının tartışılıp test edilebileceği güvenli ortam sunar. Bu faaliyetler genellikle “ikinci kanal diplomasisi” (second-track diplomacy), “arka kapı diplomasisi” (back-channel diplomacy) olarak adlandırılarak bölgemizde önemli roller oynamıştır. Örneğin, 2015 yılında Ortak Kapsamlı Eylem Planı’na (JCPOA) giden müzakerelerde Viyana’daki resmî görüşmelerden önce çeşitli düşünce kuruluşları kritik işlevler üstlenmiştir. Yine Chatham House gibi bazı kuruluşlar, İranlı-Amerikalı diplomatlar ile uzmanlar arasında gayriresmî diyaloglara ev sahipliği yapmıştır. Carnegie Uluslararası Barış Vakfı ve Arms Control Association gibi diğer kurumlar, karmaşık teknik meselelerin ele alınmasına yardımcı olan politika önerileri sunmuştur. Benzer roller, 1993 Oslo Anlaşmaları sürecinde, 2018–2024 yılları arasında Suriye ayaklanması sırasında muhalefet temsilcileri ile Esad rejimi arasındaki gayriresmî temaslarda da gözlemlenmiştir. Etkileri bakımından değerlendirildiğinde, düşünce kuruluşları üstlendikleri önemli rollere rağmen günümüzde politika yapım süreçlerini şekillendirme konusunda ciddi zorluklarla karşı karşıyadır. Siyasi rejimler daha otoriter, popülist hâle geldikçe, karar alma süreçleri daha merkezî, kapalı yapıya bürünmektedir. Bu durum, dış uzmanlığın politika üzerindeki etkisini sınırlandırmaktadır. Bununla birlikte artan jeopolitik ve ekonomik baskılar, devlet ve devlet dışı birçok aktörün politika rehberliği ve karar destek mekanizmalarında düşünce kuruluşlarına daha etkin bir rol verilmesi gerektiğini vurgulamaktalar.

‘’GÖRÜŞ AYRILIKLARININ TARTIŞILABİLECEĞİ YAPICI BİR ZEMİN’’

Al Sharq Forum gibi platformların Orta Doğu’da çatışma çözümüne, resmî politikalara somut etkisi var mı?

Al Sharq Forum, 14 yıl önceki kuruluşundan bu yana, karar alıcılar, kanaat önderleri, politika uzmanları ve akademisyenler için bölgesel merkez olma misyonunu sürdürmektedir. Forum, aktörlerin bir araya gelerek görüş ayrılıklarını yapıcı-destekleyici ortamda açık biçimde tartışabilecekleri zemin sunmaktadır. Temel yaklaşımımız bölgede barış, istikrar ve refahın; Al Sharq bölgesindeki tüm ulusların hayati çıkarlarını gözeten kapsayıcı bir bölgesel düzen olmadan sağlanamayacağı yönündedir. Vizyonumuz doğrultusunda Forum, konferanslarına sürekli rakip siyasi aktörleri davetiyle onları ciddi-içerikli diyaloglara dâhil etmiştir. Örneğin çeşitli toplantılarda Suriyeli, İranlı ve Türk uzmanlar buluşturularak Suriye krizinden çıkış yolları ele alınmıştır. Yine bölgesel güvenlik konulu konferansta Forum, Yemen’deki tüm tarafların temsilcilerini tek panelde buluşturarak; farklı pozisyonlar dengeli şekilde ortaya konmuş, tartışılmıştır. Etkinlik düzenlemenin ötesinde Forum, bölgenin güvenlik sorunlarına yönelik temellendirilmiş, politika yapım süreçleriyle bağlantılı öneriler üretmeye güçlü vurgular yapmıştır. Çok sayıda araştırma projesi; parçalanmış bölgesel düzen, silahlı devlet dışı aktörler, Filistin meselesi gibi geleneksel güvenlik başlıklarını incelemiştir. Ayrıca MENA bölgesinde su güvenliğine odaklanan özel bir araştırma projesi yürütülmüş; bu konu giderek önem kazanan geleneksel olmayan güvenlik tehdidi olarak belirlenmiştir. Forum’un çalışmalarının etkisi, niteliksel ve niceliksel göstergelerin birlikte kullanılmasıyla değerlendirilmektedir. Özellikle, üst düzey toplantılara ev sahipliği yapabilme kapasitesi, politika önerilerinin karar alma çevrelerine ulaşmasını sağlayabilmesi üzerinden ölçülmektedir. Düzenlenen etkinlik, faaliyetlere katılanların sayısındaki artış Forum’un etki alanının genişlediğini göstermektedir.

‘’ORTA DOĞU’DA SORUNLARIN ÇOK KATMANLI YAPISI BULUNUYOR’’

Orta Doğu’daki uzayan çatışmalara baktığınızda, temel tıkanıklığı nerede görüyorsunuz?

Orta Doğu’nun kronik sorunlarının arkasında sabit nedenler kümesini işaret etmek zordur. Geleneksel olarak sorunlar iki geniş perspektif üzerinden açıklanır: içten dışa (inside-out) ve dıştan içe (outside-in). İlk yaklaşım; zayıf liderlik, kötü yönetişim, kökleşmiş otoriterlik, mezhepçilik-kırılgan toplumsal yapılar gibi iç dinamiklere odaklanır. İkincisi ise sömürge mirasının etkisini, küresel güçlerin bölgedeki uzun süreli çatışmalar üzerindeki devam eden nüfuzunu, müdahalelerini vurgular. Bu meselelerin karmaşıklığı göz önüne alındığında, bölgenin sorunlarını anlamak için daha incelikli, çok boyutlu yaklaşıma ihtiyaçtır. Tek tip çözümler üreten genellemelerden kaçınılmalıdır. Ayrıca bölgesel siyasete yönelik dış müdahalelerin kapsamı, biçimi ülkeden ülkeye önemli ölçüde farklılık göstermektedir. Tüm farklılıklara rağmen son yirmi yıllık deneyimimiz, bölgenin jeopolitik, güvenlik, ekonomik sorunlarının derin biçimde birbirilerine bağlantılı olduğunu göstermektedir. Ülkeler, bölgesel yansımaları dikkate almadan iç sorunlarını etkili biçimde çözememekte, siyasi ve ekonomik entegrasyonu sağlayacak etkili kurumların tesis edilmesi yoluyla bölgesel düzenin yeniden inşası, acil ve hayati görev hâline gelmiştir.

TÜRKİYE BÖLGEDE VAZGEÇİLMEZ MUHATTAP KONUMUNDA

Arabuluculuk-bölgesel diplomasi alanında görünür aktör Türkiye’nin, Orta Doğu diplomasisindeki mevcut rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Son dönemde düşünce kuruluşlarının yayın-etkinliklerinde başlıca tema; sarsılmış dünya düzeninde “orta ölçekli güçler”in (middle powers) rolüdür. Nitekim bu yıl ki Davos Forumu’nda Kanada Başbakanı Mark Carney, orta ölçekli güçlerin, dar ulusal çıkarların ötesinde küresel siyasette daha büyük- iddialı rol üstlenmeleri gerektiğini ifade etmiştir. Bu çerçevede Türkiye’nin artan diplomatik ağırlığı kuramsal olarak anlamlandırılabilir. Türkiye son on yılda arabuluculuk girişimleri, kriz ve mekik diplomasisi yoluyla kendisini vazgeçilmez bölgesel muhatap olarak konumlandırmıştır. Diplomatik angajmanı yalnızca Suriye, Ermenistan-Azerbaycan çatışması, Doğu Akdeniz gibi doğrudan çıkar alanlarıyla sınırlı kalmayarak, Gazze ateşkes anlaşmasının garantörlerindendir. Rusya-Ukrayna müzakerelerine ev sahipliği, esir takası, Karadeniz güvenlik düzenlemeleri, tahıl koridoru anlaşmalarına katkı sağlamıştır. Ayrıca Sudan ve Afrika Boynuzu’ndaki diplomatik girişimlerini yoğunlaştırmaktadır. Türk diplomasisinin dikkat çekici genişlemesi, dış temsilcilikleri, diplomatik misyonların sayısındaki artış, küresel ölçekte yaygınlaşmasıyla somutlaşmaktadır. 2021’de başlatılan Antalya Diplomasi Forumu, Türkiye’nin ‘’amiral gemisi’’ niteliğindeki diplomatik platformu hâline gelmiştir. Binlerce dünya lideri, uzmanı toparlayan ADF, arabuluculuk-insani diplomasinin geliştirilmesi açısından önemli zemin.

ORTADOĞU’DA AKTÖRLERİN TAMALAYICI DİPLOMASİ RÖLÜ OLDUKÇA ÖNEMLİ

Orta Doğu diplomasisi gelecekte devletler tarafından yâda düşünce kuruluşları, sivil-toplum, gayri resmî ağlar (devlet dışı aktörler) tarafından mı şekillendirilecek?

Orta Doğu diplomasisinin geleceği, devlet-devlet dışı aktörler arasında yapılacak ikili tercihe dayanmamaktadır; aksine, resmî kurumlar- gayri resmî aktörlerin birbirini tamamlayıcı rolüne bağlıdır. Devletler, dış politika üzerinde egemenlik sahibi olmaları, yetkiyi ellerinde bulundurmalarıyla sürecin merkezî aktörleri olmaya devam etmektedir. Düşünce kuruluşları, akademik uzmanlar, eski diplomatlar (gayri resmî ağlar), politika önerileri üretme, arka kanal iletişimini mümkün kılarak resmî kanalların tıkandığında diyaloğu sürdürmede rolleri hayati- destekleyicidir. Bölgenin çok katmanlı güvenlik sorunları, derinleşen siyasi kutuplaşmalara bakıldığında, mevcut jeopolitik ortamda kompleks yaklaşım zorunludur. Ancak pratikte bu ciddi sınırlamalarıyla karşılaşıyor. Çeşitli devletler, parçalı yönetişim yapıları, zayıf bürokratik kapasite sebebiyle politika üretme-uygulama konusunda zorlanmaktadır. Orta Doğu’daki birçok düşünce kuruluşu sınırlı finansman, insan kaynağı eksikliği karar alma çevrelerine erişimde kısıtlılık gibi engellerle karşılaşmakta. Tamamlayıcı diplomasi anlayışının teorik bir ideal olmaktan çıkıp işleyen bir gerçekliğe dönüşmesinde boşlukların giderilmesi oldukça önemlidir.

ESNEKLİK-UYUM VE İLKESEL DURUŞ ALANIMIZIN KÖŞETAŞI

Klasik diplomasinin ötesine, uluslararası diyaloğun yeni biçimlerine dâhil olmak isteyen alanımız çalışanlarına tavsiyeleriniz nelerdir?

Uluslararası ilişkilerde normların, dinamiklerin, küresel siyasetin derin dönüşümler geçirdiği dönemde akademisyen, uygulayıcı, diplomasiyle ilgilenenlere temel tavsiyemiz esneklik ve uyum yeteneğini öncelemeleridir. Esneklik, geleneksel analiz çerçevelerinin ötesine geçerek daha isabetli değerlendirmeler, sağlıklı karar alma süreçlerine imkân tanıyacak alternatif yaklaşımları dikkate alabilme kapasitesidir. Uyum yeteneği; hızla değişen gelişmelere yüksek düzeyde tepki verebilmeyi, çağdaş dünya siyasetini tanımlayan belirsizlik ortamında yön bulabilmedir. Bölgesel jeopolitik meselelerin artarak birbirine bağlanması, ulusal- bölgesel sorunların geniş, küresel perspektifle ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Böylece “küresel düşün, yerel hareket et” yaklaşımının benimsenmesi önemlidir. Bölgesel ve uluslararası platformlara aktif katılım, genç diplomatların ufkunu genişletmelerine, çok katmanlı, bağlama duyarlı politika önerileri geliştirmelerine imkân sağlar. Son olarak, etik aşınmanın belirginleştiği dünyada ‘’ilkesel duruşu’’ korumak hayati önemdedir. Eşitlik, adalet, çok taraflılık değerlerini savunmak, daha istikrarlı-güvenilir uluslararası düzenin inşasında vazgeçilmezdir.