ERDAL ŞİMŞEK
İSTANBUL – İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen ve kamuoyunda "Altın Rafinerisi Usulsüzlüğü" olarak bilinen dev soruşturmada iddianame tamamlandı. İstanbul Altın Rafinerisi (İAR) sahibi Özcan Halaç’ın "örgüt lideri" sıfatıyla 839 yıla kadar hapsinin istendiği dosyada, sanıkların devleti milyonlarca dolar zarara uğrattığı iddia ediliyor. Ancak, suçun niteliği ve talep edilen ceza miktarının ağırlığına rağmen sanık Özcan tutuksuz yargılanması, hukuk çevrelerinde "tutuklama tedbirinin uygulanabilirliği" konusunu yeniden gündeme getirdi.
543 MİLYON DOLARLIK "HAYALİ" İHRACAT ÇARKI
Hazırlanan iddianameye göre, şüphelilerin kurduğu sistem şu şekilde işledi:
Yöntem: Yurt dışından ithal edilen altınlar, ocaklarda eritilip asit solüsyonlarıyla karıştırılarak "işlenmiş maden" süsü verildi.
Haksız Kazanç: Merkez Bankası’nın ihracatçılara sağladığı %3’lük döviz dönüşüm desteği suistimal edildi. 27 farklı eylemle, 543 milyon dolarlık ihracat üzerinden devletten 12,5 milyon dolar haksız kazanç sağlandığı saptandı.
Örgüt Yapısı: Özcan Halaç örgüt lideri, eşi Zeynep Başak Halaç ve Genel Müdür Ayşen Esen ise örgüt yöneticisi olarak tanımlandı.
HUKUKÇULAR SORUYOR: "KAÇMA ŞÜPHESİ" NEDEN GÖZ ARDI EDİLDİ?
Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) çerçevesinde, sanık Özcan Halaç ile diğer örgüt yöneticilerinin yargılama sürecini ev hapsinde (adli kontrolle) sürdürecek olması, kanunun emredici maddeleri ışığında tartışmalara yol açtı.
1. CMK MADDE 100 VE "KATALOG SUÇLAR" ETKİSİ:
CMK Madde 100/3 uyarınca, suç işlendiğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması ve "suç gelirlerinin aklanması" gibi katalog suçların varlığı halinde tutuklama nedeni var sayılabilir. İddianamede 839 yıl gibi rekor bir hapis cezası öngörülürken, sanığın sahip olduğu yüksek maddi imkanların "kaçma şüphesini" (CMK m.100/2-a) kuvvetlendirdiği ifade ediliyor.
2. ADALET VE EŞİTLİK İLKESİ:
Hukukçular, benzer suç dosyalarında maddi imkânı kısıtlı vatandaşların "delil karartma" veya "kaçma" şüphesiyle uzun süre tutuklu kaldığını hatırlatıyor. İAR dosyasında ise 9 Ekim’de tutuklanan sanığın, 1 Nisan 2026’da ev hapsi karaı ile tahliye edilmesi, kamuoyunda "zenginlik bir imtiyaz mı sağlıyor?" sorusunun yüksek sesle sorulmasına neden oldu.
3. TCK 220 VE ÖRGÜTLÜ SUÇ FAALİYETİ:
Türk Ceza Kanunu’nun 220. Maddesi kapsamında "suç işlemek amacıyla örgüt kurmak" suçlamasıyla yargılanan ve devleti sistematik olarak zarara uğrattığı iddia edilen bir organizasyonun tepe isminin, davanın en kritik aşamasında serbest kalması yargının caydırıcılığı açısından eleştiriliyor.
MAĞDUR: KAMU VİCDANI
Savcılığın titizlikle tespit ettiği "devleti dolandırmayı bir yaşam biçimi haline getirme" bulgusuna rağmen, davanın bir sonraki duruşmasına kadar sanıkların serbest dolaşacak olması dikkat çekici. Kamuoyu, 543 milyon dolarlık bir operasyonu yönettiği iddia edilen isimlerin, Türk adalet sistemi önünde "her vatandaş gibi" tutuklu yargılanıp yargılanmayacağını takip ediyor.
Hukuk otoriteleri, bu denli yüksek cezai alt ve üst sınıra sahip dosyalarda CMK 100 maddesinin uygulanmamasının, toplumun adalet duygusunda onarılmaz yaralar açabileceği uyarısında bulunuyor.