Yönetmenliğini ve senaristliğini Mahzun Kırmızıgül'ün yaptığı 2015 yılının ilk filmi olan 'Mucize' bu sezonun en büyük gişesini yaparak ulaşılması zor bir rekora imza attı. Vizyona girdiği ilk günden itibaren 2.5 milyon seyirci gişesi yapan film bu anlamda bir yerli sinema filmi mucizesi gerçekleştirdiğini söylesek abartmış olmayız. Yerli filmlerin yabancı filmleri geride bıraktığı durumlar azdır çünkü ülkemizde. Hatta aynı tarihlerde vizyona giren Russell Crowe'un 'Son Umut' filminin hasılatını da geride bıraktı. Mahsun Kırmızıgül tam dört sene sonra sinemaya geri dönmekle birlikte arabesk geçmişini "Newyork'da Beş Minare" filmi hariç, "Beyaz Melek", "Güneşi Gördüm" filmlerinde olduğu gibi yine "Mucize" filmine aktarmış.
Gerçek bir hikayeden alındığı söylenen film bir doğu köyünde geçmektedir. Aklıma "Yol" filmi gelir bir doğu köyü filmi izlediğimde. Gidilemeyen köylerin, törelerin, yokluğun, çaresizliğin ve en son olarak da terörle isimleri yan yana gelen köylerin filmleri...Gerçek bir hikayeden alınsa da yer yer dram yer yer komedi yapılmaya çalışılan "Mucize" filminde, dram fazla komedi ise zorlama olmuş. Halbuki iki malzemede bölgede bol bol mevcuttur. İki sümüklü, üstü başı yırtık çocuk, iki tane yöre ağzı konuşan köy insanıyla mizah ve dram olmaz. Bunları yerinde ve zamanında kullanmazsanız ortaya mucize değil beklenen bir son çıkar.
Yılmaz Erdoğan," Vizontele" filmiyle hem mizah hem dramı bir arada kullanarak geri bırakılmış doğu bölgesini, 70'lerden 80'lere alıp götüren, aynı zamanda Türkiye'nin darbe geçmişine fena halde vurgu yaparak çok güzel işleyen bugüne kadar ki en iyi yönetmen kanımca. "Hükümet Kadını" film serisiyle bunu başarmak isteyen Sermiyan Midyat ise Vizontele'nin yanından bile geçmemiştir. Mahzun Kırmızgül'e gelirsek Kürt insanın sorunlarını anlatan hayli mesaj yüklü "Güneşi Gördüm" filminden sonra "Mucize" filminde Kürt sorununa fazla değinmeyip sevginin, merhametin imkanları son derece kısıtlı olan bir dağ köyünde sakat bir insanı bile nasıl iyileştirebileceğini göstermek istemiş. Film konusunun "yok artık" dedirtmemek için gerçek bir hikayeye dayandığını ve hikayenin gerçek kahramanlarının bugünkü hallerini gösteren fotoğraflara da yer verilmiş film sonunda.
Filmin zamanı 1960 lı yıllarda Menderes'in asıldığı darbe zamanlarıdır. Doğu iyice kaderine terk edilmiştir. Egeli bir köy öğretmeni okulu bile olmayan bir dağ köyüne tayin edilmiştir. Bu muallim o kadar azimli çıkar ki okulu bile olmayan bu köyden gitmez gidemez. O zamanlarda "dağların prensi!" normalde ise eşkıya denilen kişilerin yardımıyla bir okul bile yaptırır. Köyün gariban çocukları için bir umut sakat olan Aziz için ise bir mucize olur. Bir öğretmenin bu kadar güzel anlamlı olaylara sebep olması muhtemel olabilir. Yalnız doğuyu bilmeyen insanlar için bir fantezi niteliği taşıyan sahneler yoğun filmde. Mesela adaleti devletin sağlayamadığı veya geç kaldığı ulaşamadığı yerlerde eşkıyaların dağa çıkarak düzeni sağlama ve devletten kaçma işlemi filmdeki kadar masum olmasa gerek. Tabi ki bu eşkıyalar PKK militanı değil ki bu konuda yapılan eleştiriler yanlış çünkü 1960'larda PKK yok. Ama eşkıyaların köyde bir okul yapacak kadar eğitim sevdalısı olmaları bana garip geldi. Neyse...
Köy erkeklerinin sürekli saç sakalı birbirine karışmış bıyıkları ağzının içine giren Stalin bıyıklı halleri ise bölge halkının kullanmadığı bir bıyık şekli. Bir kere bu çok itici durmuş. Ayrıca sanki bütün Kürt veya Zazaları "kaptan mağara adamları" gibi göstermiş Mahzun ki bu da hiç olmamış. Bu kadar pejmürde bir görüntü göstermeye gerek olmadığı kanaatindeyim çünkü abartı gerçeğin üstünü örtüyor. Kız isteme düğün ritüelleri desen yine öyle.
Film müzikleri insana hüzün veriyor ama dozajında olmamış. En fazla bir final sahnesinde kullanılması gereken bir çıkış müziği, neredeyse her sosyal mesaj arkasından izleyicinin kulağını rahatsız edecek derecede fazla verilmiş. Eleştiri yapmayacağım tek nokta ise görsellik. Doğa ve köy manzaraları çok güzel işlenmiş. Renkler yerinde ve açıları geniş ayarlandığı için belgesel tadı vermiş.
Filmin başından beri sonunun ne olacağını tahmin etseniz de her an bir şey olsa da bizi şaşırtsa diye beklemeden edemiyorsunuz film boyunca. Şahsen ben öyle izledim. Madem konu doğuda bir Kürt köyünde geçiyor ve madem bölge halkı çok cahil ve ekonomik açıdan geri bırakılmış o zaman şimdiki sorunların baş aktörleri olan darbe aktörlerine biraz yer verilseydi diye bekledim. Zira Menderes'in asılması, askerin saldığı müthiş korku bir cümleyle anlatılmayacak kadar vahim o dönemde ve Kürt sorununun nasılda hasır edilmeye başladığının miladı o yıllar. O yüzden bekledim de bekledim... Bir mucize bekledim!. Meğer mucize başkaymış, sakat bir insanın müthiş bir dönüşümüymüş. Tabi ki bu da bir mucize olabilir. Yalnız o yıllar o kadar vahim o kadar korkunç yıllardı ki hangisini anlatsak bir dram çıkar. O engelli Aziz'in dönüşümü gibi tarihten bugüne mucizevi bir değişim yaşadık son yıllarda öyle değil mi? O yüzden 1960'lı yıllardan günümüze bir tarih sıçraması yapıp Türkiye'nin nasıl bugünkü müreffeh haline gelerek bir mucize gerçekleştirdiğini görmemiz bir sahneyle dahi olsa sağlanabilirdi. Bu da benim bir ütopyam olsun. Belki Mahzun Kırmızıgül başka sosyal mesajı bol olan bir filmde bunu yapar ne dersiniz.?