Programa, Cuma namazı sonrası saat 14’te Çemberlitaş’taki Binbirdirek Divan Yolu Caddesi’nde bulunan İkinci Mahmut Han türbesinde davetliler ve dua için gelen kalabalık bir cemaat iştirak etti. Programı yöneten Dr. Mustafa YILMAZ ile ESKADER ve Akıl Fikir Yayınları başkanı Fatma Ersem YARGICI, davetlileri türbe kapısında karşılayarak dua ve anma programının yapılacağı iç mekânda hazır bulundular. Dr. Mustafa YILMAZ, Osmanlı Devleti’nin 34. Padişahı ve İslâm âleminin 113. Halifesini dualarla yâd etmek ve hayırla anmak için burada toplandıklarını belirterek programı başlattı. İlk olarak Üsküdar Hakkı Demir AİHL öğrencileri hafız Muhammed Taha Aykut ve Muhammed Eymen Akbaş, Yasin-i şerifi mikrofonla ve makamla okudular. Duayı ise Beyazıt Camii müezzinlerinden Hasan Törün Hoca yaptı.
Türbedeki programa ESKADER yönetim kurulu üyeleri Ayşenur Aydemir ve Filiz Ertekin, ESKADER üyeleri, Dr. Recep Çelik, Üsküdar Hakkı Demir AİHL Enderun İstanbul ve Tarih kulübü yöneticisi Tarihçi Nezahat Yılmaz ve öğrencileri ile çok sayıda vatandaş katıldı. Duada Filistin ve Gazze vurgusu ile türbe sahibi İkinci Mahmut Han ve türbede metfun Sultan Abdülaziz Han başta olmak üzere ahirete irtihal eden bütün Osmanlı Padişahları, hanedan üyeleri ve Müslümanlar yâd edildi. İlk etkinlik, ikinci bölümün duyurusu ve lokum ikramıyla tamamlandı.
İkinci etkinlik; Alayköşkü Caddesi, Küçük sokak Civan Han’daki (Cağaloğlu Kitapçılar Çarşısı) Akıl Fikir Yayınları’nda gerçekleşti. Bu bölümde Dr. Recep Çelik, İkinci Abdülhamit Han dönemini, kaleme aldığı “SULTAN ABDÜLHAMİD VE İMPARATORLUĞUN İHYASI (1876-1900) TEBRÎKNÂME-İ MİLLΔ adlı eserini merkeze alarak anlattı. Kalabalık ve nitelikli bir dinleyici kitlesi, drama tekniklerini samimi ve akıcı üslubuyla birleştiren Çelik’i can kulağıyla dinledi. Çelik, akademik kimliği yanında uzun yıllar Osmanlı arşivlerinde uzman olarak çalışmış ve Abdülhamit Han dönemine ait sekiz milyon arşivin tamamını görmüş değerli bir araştırmacı. Bilhassa tartışmalı konulardaki evrakları orijinal şekliyle görmüş ve okumuştur. Bu hususlar, konuya ve konuşmaya dikkati en üst noktaya taşıdı. Çelik, koca otuz üç yılı bir saate sığdırdı. Ben de detaya girmemek ve tekrara düşmemek adına bu önemli sohbetten aklımda kalanları maddeler hâlinde sizlerle paylaşmak istiyorum.
İkinci Abdülhamit Han, dedesi İkinci Mahmut Han ve amcası Abdülaziz Han ile bir türbede yatmaktadır. Babası Abdülmecit Han’dır. Abdülmecit Han, dört oğlu sırayla tahta çıkan tek padişahtır.
Fazla kardeşi olması vesilesiyle tahta çıkma ihtimalinin az olması dolayısıyla şehzadeliğinde Galata’da ticaretle uğraşmış, amcası Abdülaziz Han ile saltanatı döneminde iyi bir diyalog kurmuş, onun yurtdışı seyahatinde yanında olmuş ve onun katledilişine şahit olmuştur. Galata bankerleri aracılığıyla Batılı sermaye ve sahiplerini yakından tanımıştır. Bütün bunlar, Abdülhamit Han’ın padişahlığındaki uygulamalara yansımıştır.
Osmanlı tarihinde bir yılda üç padişahın tahtta olması bir istisna olarak Abdülhamit Han’ın 1876’da padişah olmasıyla yaşanmıştır.
Abdülhamit Han, tahta ağabeyi Beşinci Murat’ın rahatsızlığı sonucu zorunlu olarak çıkmıştır. Dönemin emperyal devletleri ve güçleri Osmanlı yönetiminde bazı değişiklikleri istemiş ve bu maksatla amcası Abdülaziz bir darbe girişimiyle şehit edilmiştir. Bu cinayetin azmettiricisi bizzat Mithat Paşa ve arkadaşlarının olduğu arşivde mevcuttur ve bunu Abdülhamit Han da bilmektedir. Bu paşaların ise İngiltere, Fransa ve Rusya ile irtibatlı olduğu aşikardır. Dış baskılar nedeniyle istenilen yargılamalar ve cezalar gerçekleşmemiştir.
Abdülhamit Han, mevcut bürokrasi ve yönetim baskısından kurtulmak için Yıldız Sarayına taşınmış, devleti yeniden yapılandırmıştır. İç ve dış siyaset için Yıldız İstihbarat Teşkilatını kurmuştur.
Abdülhamit Han tahta çıktığında Rusya ile savaşı istemediği halde paşaların oyunlarıyla Osmanlı Rusya savaşı başlamıştır. Bunda en önemli faktör sultanın tahta mevcut bürokrasi ile anlaşmalı çıkması ve devlete henüz hâkim olmayışıdır. Halk arasında 93 Harbi diye bilinen ve 1877’de yapılan bu savaş sonunda Osmanlı büyük toprak, asker ve güç kaybına uğramıştır.
Bu yenilgi sonrası İstanbul’a Balkanlardan çok sayıda göçmen gelmiştir. Darüşşafaka bu dönemin sonucu kurulur. Göç idaresini de yapılandırır ve iskân politikaları oluşturur. Konar göçer halkı yerleşik düzene kavuşturur.
Meşrutiyeti ilan etmek şartıyla tahta çıkan bunu 23 Aralık 1876’da ilan etmiş ve 14 Şubat 1878’de Rus harbi vesilesiyle Meclis-i Mebusanı kapatarak 1.Meşrutiyet dönemini sonlandırmıştır. Bunda azınlıkların meclisteki oranı, isyancılarla ve emperyal devletlerle olan ilişkileri etkili olmuştur.
Abdülhamit Han, devletin bütün il ve ilçelerinden çok detaylı bir rapor almıştır. Bu raporlarda tarımdan hayvancılığa, yer altı madenlerden su havzalarına, yapılardan memur sayısına, aşiret ve boylardan etnik unsurlara, esnaf ve köylü sayısına kadar her şey yer almaktadır. Arşivde bu belgeler var ve hakkında çalışmalar yapıldı. Mesela Sivas’ı Salih Şahin Bey, yayımladı ve ben (Recep Çelik) de okudum.
Abdülhamit Han, döneminde devlet dairelerinin çoğunu yeniden yaptırmıştır. Büyük bir imar çalışması yapmış ve bunların pek çoğu günümüze gelmiştir.
Abdülhamit Han sadece binaları değil; sosyal devlet anlayışını da yeniler. Emekli sandığını kurar.
Abdülhamit Han sağlık alanında da çok büyük atılımlar yapar. Döneminde dünyanın en iyi hastanelerini yaptırır. Mesela; Şişli Etfal Hastanesi Türkiye’nin ilk çocuk hastanesidir ve 1899’da Abdülhamit Han tarafından açılmıştır.
Abdülhamit Han, askerî alanda yenilikler yapmış ve Yunanistan’a karşı kazanılan zaferde bunun faydalarını görmüştür.
Abdülhamit Han, eğitimde son dönemlerin en büyük seferberliğini başlatmış ve ülkeyi yeni okullarla donatmıştır. Bu kapsamda Avrupa’ya çok sayıda burslu öğrenci göndermiştir. Gerekli olan bu proje, denetlenmediği için zararlı sonuçları olmuştur. Bugün bu tecrübenin iyi kullanılmadığı görülmektedir.
Abdülhamit Han, her şeye rağmen dış borçları ödemeyi başarmıştır. Gençliğinde edindiği tecrübeyi iyi kullanmıştır.
Sanayi alanında da yatırımlar yapmış ve üreten bir modeli benimsemiştir.
İngilizlere karşı hilafet makamını etkin kullanmış ve bütün Müslüman merkezlerle iyi iş birliği yapmıştır.
Azınlıklarla yakından ilgilenmiş, şahsi dostluklarını kullanmıştır.
Hicaz Demir yolunu yaptırmıştır.
Dış siyasette denge politikasını başarıyla uygulamıştır. Bu nedenle Alman İmparatorluğu ile anlaşmış, önemli ihaleleri o ülke firmalarına vermiştir. Sultanahmet’teki Alman Çeşmesi bunun bir nişanesidir.
Döneminde çok sayıda dergi ve gazete yayınlanmıştır. Çok sayıda kitap basılmıştır. Buna rağmen basın dünyası aşırı muhalefet etmiş ve onun dönemini “istibdat” olarak adlandırmıştır.
Maalesef, iç kamuoyundaki bazı İslâm âlimlerinin, bazı yazarların ve şairlerin şahsına karşı menfi tavırları onu çok üzmüştür.
Nihayet halk arasında 31 Mart Vakası olarak bilinen olayda kardeş kanı dökülmesin diyerek 1909’da tahttan azledilmesine rıza göstermiştir. Kalan ömrünü Selanik’te bir Yahudi’nin konağında tutsak olarak geçirmiştir. Ölümünden önce İstanbul Beylerbeyi Sarayı’na nakledilmiş ve 10 Şubat 1918’de ahirete irtihal eylemiştir.




