0

Kafalar oldukça karışık… Kimin kimle, ne tür ittifaklara giriştiği sorusuna cevap aramaya başladığınız noktada şoke oluyorsunuz. Evet, siyaset "en yüksek beşeri faaliyet"tir ama ilkesizlik değildir. Peki, siyaset neden ilkesizce yapılıyor, bu topraklarda? Bir araya gelmesi asla mümkün görünmeyen hareketler "nedensiz" dostluklarda buluşabiliyor.

Siyasette karşıtlıklar ne kadar kaçınılmazsa düşmanlıklar o derece saçmadır. Zaten siyasetin dost-düşman dikotomisinde yapılmaması gerekir. Bu süreç, "altı kere gidip yedi kere gelen" Süleyman Demirel'i, doğruluyor, maalesef; "dün dündür, bugün bugündür." Anlaşılan, politika denilen bu oyun, kimlik taşımayı unuttu. Hüviyetsiz. Hükümsüz...

Peki, tüm bunları neden söylüyorum? Şöyle ki, Türk siyasetinin en orijinal, nevi şahsına münhasır hareketi Milli Görüş… Yine Türkiye'de nevi şahsına münhasır diğer bir hareket ise Gülen cemaati. Milli Görüş ile Gülen Hareketinin doku uyuşmazlığı öteden beri biliniyor. Bu iki hareket, tarihleri boyunca bir araya gelmedi. Hatta hep birbirinin rakibi oldular; siyasi arenada birbirini tasfiye etmeye çalıştılar. Ancak 28 Şubat Post-modern Darbesi ile beraber bu savaş, Gülen Hareketi lehine sonuçlandı. Böylece, Gülen hareketine tüm dünyanın ve Amerika'nın kapıları açıldı. Milli Görüş ise siyasetten tasfiye edildi.

Gömlek kavgası; nereden nereye...

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Milli Görüş hareketinin rahle-i tedrisatından geçmiş bir lider. AK Parti'nin kuruluşu ile birlikte Erdoğan, Milli Görüş çizgisinde siyaset üretmeyi bırakmış; Milli Görüş gömleğini çıkarmıştır. Erdoğan siyasetinin parametrelerini belirleyen temel ideoloji, artık, muhafazakar demokrasidir.

Buna rağmen, Başbakan Erdoğan'a sıklıkla yapılan eleştirilerden birisi, Milli Görüş gömleğini yeniden giydiği veya hiç çıkarmadığıdır. Özellikle Cemaatin AK Parti ve lideri Erdoğan'ı sık sık bu argümanla eleştirdiği biliniyor. Dershane ve 17 Aralık'la birlikte Cemaat bu argümanı daha sık kullanır oldu. Söylenmek istenen şudur: AK Parti ve Erdoğan siyasal İslamcılık yapıyor. Radikal. Batı karşıtı. İrrasyonel. Yüzünü Ortadoğu'ya dönmüş bir lider…

Bu söylemin amacı, AK Parti'nin siyasal meşruiyetini zedelemek; ılımlı, demokrat, muhafazakar ve dünyaya açık Erdoğan algısını yok etmektir. Kısacası algı mühendisliğidir. Bu, demokratik prosedüre uygun olarak yok edilemeyen Erdoğan'ın, imajını zedeleyerek zayıflatma stratejisinin bir ürünüdür. İşin ilginç bir yanı da şu; Erdoğan'ı, Milli Görüş gömleğini giydiği için eleştiren Cemaat, Milli Görüş hareketinin temsilcisi olan Saadet Partisi ile oldukça sıkı fıkı ilişki kurmaya çalışıyor. Saadet Partisi de bu çabayı karşılıksız bırakmıyor. Ortaya tuhaf bir ilişki biçimi çıkıyor. Bir dostumun ifadesiyle, "aynı yatağa girmekten imtina etmiyorlar."

Bu tuhaf ilişkinin görünen yüzünde Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak'ı sıklıkla Cemaat medyasında boy göstermesi var. On beş dakikalık da olsa ekranlarda görünme şansını yakalayan Kamalak, AK Parti'nin kalemini kırma derdinde; cemaatin kılıcını sallıyor, hoyratça. Böylece her iki taraf da ilkesizlikte sınır tanımıyor.

Saadet Parti'sinin lideri, Fethullah Gülen'in 28 Şubat döneminde Erbakan'a neler söylediğini unutmuşa benziyor. Rahmetli Erbakan'a "Beceremediniz, bırakın artık" diyen zat, bu dönemin demokrasi havarisi Gülen'in kendisi değil miydi?

Kamalak'a çağrı: Siyasetin yanında durun!

Sayın Kamalak; Cemaat'in oylarını hayal bile etmeyin, kabusa uyanırsınız. Gülen Cemaatinden size oy çıkmaz. Çünkü bu hareket, Milli Görüş'ün yanında olmaz; kaybedenlerin ve zayıfların yanında olmadığı gibi. Lütfen, biraz basiretli ve ilkeli olun. Nerede durduğunuzu, kimlerle aşık attığınızı ve geçmişin bilgeliğini unutmayın. Çünkü siyasette, kendi geçmişini unutan mankurtlara yer yoktur.

Sayın Kamalak, Türk siyasetinde yer almak istiyorsanız, tam tersi bir siyasi duruşu benimsemelisiniz. Paralel yapının karşısında olduğunuzu, açıkça deklare etme cesaretini göstermelisiniz. Türk siyasetinin geleceğinde yer almanız buna bağlıdır. Üçüncü yol yok.