Söyleşi: Yusuf Girayalp Atan

Sıfır Atık Forumu 2026 için İstanbul’a gelen Ürdün Prensesi Dana Firas, Orta Doğu'daki çatışmaların gölgesinde çevre ve kültür mirası için tarihi bir çağrıda bulundu: "Akademik forumlarda konuşulanları sahaya indirin. Yeniden inşa sadece bina yapmak değildir; doğayı, insan onurunu ve hafızayı aynı ahlaki çerçevede savunmaktır."

Ürdün Prensesi Dana Firas, teorik tartışmaların ötesine geçerek savaşların gölgesindeki Orta Doğu'nun çevresel ve kültürel yıkımına karşı somut bir manifesto sundu.

İstanbul, 5-7 Haziran 2026 tarihlerinde çevre politikaları, iklim krizi, sürdürülebilir kalkınma ve döngüsel ekonomi başlıklarını aynı zeminde buluşturan önemli bir uluslararası istişare platformuna ev sahipliği yaptı.

Sıfır Atık Forumu 2026. Kamu kurumlarından akademisyenlere, sivil toplum temsilcilerinden uluslararası kuruluşlara kadar geniş bir katılımın sağlandığı forumun en dikkat çeken konuklarından biri de Ürdün Prensesi Dana Firas oldu. Forumda, atık yönetiminin yerel hizmetlerle sınırlı görülemeyecek kadar geniş bir sorumluluk alanı taşıdığı vurgulanırken; Ürdün Prensesi Dana Firas, bölgemizin insanları, şehirleri, toprağı ve hafızası için kaygı duyan bir lider olarak bu konudaki sorularımızı yanıtladı.

Resim Yedek

AKADEMİK KÜRSÜLERDEN SAHADAKİ GERÇEKLİĞE GEÇİŞ

Soru: Sıfır Atık Forumu gibi uluslararası organizasyonların akademik masa toplantılarından aktif saha uygulamalarına geçişi konusunda hükümet yetkililerine düşen en önemli görevler nelerdir?

Dana Firas: Bu soruya, bölgemizin insanları, şehirleri, toprağı ve hafızası için kaygı duyan biri olarak cevap vermek isterim. Uluslararası forumların akademik tartışma alanı olarak kalma lüksü artık yoktur. Bilgi değerlidir. Fakat bilgi, sahada insan hayatını, kültürel mirası, doğal çevreyi ve yerel toplulukları koruyan politikalara dönüşmediği sürece eksik kalır. Hükümet yetkililerine düşen en önemli görev, forumlarda ortaya çıkan fikirleri somut, ölçülebilir ve finanse edilmiş eylem planlarına çevirmektir.

Bugün ihtiyacımız olan şey daha fazla deklarasyon değildir. Yerel topluluklarla birlikte çalışan, bilimsel veriye dayanan, kültürel ve doğal mirası birlikte koruyan uygulamalara ihtiyacımız var. Kültürel miras geçmişin taşları, anıtları ve yapılarından ibaret değildir. Miras; insanların kimliği, hafızası, dili, gelenekleri, üretim biçimleri, toprağıyla kurduğu ilişki ve kriz zamanlarında ayakta kalma kapasitesidir. Bu nedenle sahaya geçiş; uzmanların, yerel halkın, kadınların, gençlerin, belediyelerin, sivil toplumun ve kamu kurumlarının birlikte hareket etmesini gerektirir.

Hükümetler öncelikle kültürel ve doğal mirası kalkınma, iklim, afet yönetimi, turizm, eğitim ve güvenlik politikalarının merkezine yerleştirmelidir. Mirası korumak nostaljik bir tercih değildir; sürdürülebilir kalkınmanın, toplumsal dayanışmanın ve barışın temelidir. Bir ülke geçmişini tanımazsa geleceğini sağlıklı biçimde kuramaz.

SAVAŞIN GÖRÜNMEYEN YÜZÜ

GAZZE VE LÜBNAN’DAKİ ÇEVRESEL YIKIM

Soru: Bölgemizde sıcak çatışmaların sürdüğü bir dönemden geçiyoruz. İsrail’in Gazze ve Lübnan'a yönelik saldırılarının insan hayatının yanında, bölgesel çevre ve şehir hafızası üzerindeki etkileri hakkında neler söylemek istersiniz?

Dana Firas: Gazze ve Lübnan bağlamında yaşananlar bize çok acı bir gerçeği hatırlatıyor. Savaş insanları öldürür. Aynı zamanda suyu, toprağı, havayı, tarım alanlarını, şehir hafızasını ve gelecek kuşakların yaşam koşullarını da tahrip eder.

Gazze’de yıkılan binalar fiziksel enkazdan ibaret değildir. Bu enkazın içinde ailelerin hayatları, mahallelerin hafızası, toplulukların kültürel sürekliliği ve ciddi çevresel riskler vardır. Kirlenmiş su kaynakları, kanalizasyon sistemlerinin çökmesi, ağır metaller, asbest, patlamamış mühimmat ve kontrolsüz atıklar, çatışmalar sona erdikten sonra da insanları tehdit etmeye devam eder.

Lübnan’da tarım alanlarının, köylerin ve yerleşimlerin ateşe maruz kalması, beyaz fosfor gibi mühimmatların kullanımı, zeytinliklerin, ormanların ve kırsal yaşamın zarar görmesi çevresel bir kayıptır. Aynı zamanda kültürel bir kayıptır. Çünkü bir zeytin ağacı bir ağaçtan ibaret değildir. Kuşaklar arası hafızadır, geçim kaynağıdır, yerel kimliktir, toprağa bağlılıktır.

Resim3 (2)-2

SINIR TANIMAYAN TEHDİT

Erdoğan, edebiyatın üç büyük çınarını andı
Erdoğan, edebiyatın üç büyük çınarını andı
İçeriği Görüntüle

NÜKLEER VE ENDÜSTRİYEL RİSKLER

Soru: Bölgedeki gerilimin İran aksına kayması ve olası yeniden bir ABD/İsrail-İran savaşı senaryoları, çevre güvenliği açısından ne tür riskler barındırıyor?

Dana Firas: İran çevresinde nükleer tesisler, petrol ve gaz altyapısı, askeri sanayi alanları ve deniz taşımacılığı üzerindeki riskler bölgesel çevre güvenliği açısından son derece ciddidir. Nükleer tesislere yönelik saldırılar, hedef alınan ülkeyi ve bütün bölgeyi ilgilendirir. Petrol yangınları, kimyasal salımlar, deniz kirliliği ve hava kirliliği sınır tanımaz. Rüzgâr, su ve toprak siyasi sınırları bilmez.

Bu nedenle çevresel hasarı savaş sonrası ikincil bir gündem gibi görmek büyük bir hatadır. Su güvenliği, gıda güvenliği, kültürel mirasın korunması, yerinden edilmiş toplulukların geri dönüş hakkı ve çevresel iyileştirme birlikte düşünülmelidir. Yeniden inşa bina yapmakla sınırlı değildir. Yeniden inşa; güvenli suya erişimi sağlamak, kirlenmiş alanları temizlemek, enkazı bilimsel biçimde yönetmek, yerel ekonomileri canlandırmak, toplulukların hafızasını korumak ve insanların onurunu yeniden tesis etmektir.

Resim2 (3)-2

"HÜKÜMETLERE ÇAĞRIM AÇIKTIR

BARIŞ SADECE SİLAHLARIN SUSMASI DEĞİLDİR"

Soru: Peki, bu karamsar tabloyu değiştirmek adına karar vericilere ve uluslararası topluma son çağrınız ne olurdu?

Dana Firas: Hükümet yetkililerine çağrım açıktır: Akademik forumlarda konuşulanları sahada uygulanabilir politikalara dönüştürün. Çevresel etki değerlendirmelerini savaş ve çatışma sonrası yeniden imarın zorunlu parçası yapın. Kültürel mirası iklim ve afet politikalarına dâhil edin. Yerel toplulukları karar verici ortaklar olarak görün. Kadınların, gençlerin ve yerel uzmanların bilgisini merkeze alın. Uluslararası finansmanı büyük altyapı projeleriyle sınırlamayın; su, toprak, tarım, miras, eğitim ve toplumsal dirençlilik alanlarına da yönlendirin.

Bugün bölgemizde en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, insan hayatını, doğayı ve hafızayı aynı ahlaki çerçevede savunan bir yaklaşımdır. Çünkü kültürel miras ve doğal çevre lüks değildir. Bunlar toplumların iyileşme kapasitesinin temelidir.

Barış, silahların susmasıyla tamamlanmaz. Barış; insanların temiz su içebildiği, toprağını yeniden işleyebildiği, çocuklarına hikâyelerini aktarabildiği, şehirlerini onurlu biçimde yeniden kurabildiği ve geçmişiyle bağını koparmadan geleceğe yürüyebildiği bir düzendir.

BÖLGESEL ÇEVRESEL İZLEME SİSTEMİ VE VERİ ŞEFFAFLIĞI

“Savaşların çevre ve kültürel miras üzerindeki etkileri karşısında, hükümetler forum kararlarını sahada nasıl somut adımlara dönüştürmeli?”

Bu noktada özellikle vurgulamak isterim ki, bölgemizin ihtiyacı geçici yardım mekanizmalarıyla sınırlı kalamaz. Ortak, bağımsız ve bilimsel bir bölgesel çevresel izleme sistemi kurulmalıdır. Su kaynakları, tarım alanları, kıyılar, hava kalitesi, toksik enkaz, patlamamış mühimmat ve zarar gören kültürel alanlar düzenli biçimde belgelenmelidir. Bu veriler kamuoyuna açık olmalı, yeniden imar kararlarına yön vermeli ve uluslararası sorumluluk süreçlerinde kullanılmalıdır.

Aynı zamanda çevresel iyileştirme ile kültürel mirasın korunması birlikte yürütülmelidir. Bir zeytinlik, bir tarihi mahalle, bir su yolu ya da bir köy zarar gördüğünde toplumun hafızası da zarar görür. Bu nedenle sahadaki her onarım çalışması, insan onurunu, yerel kimliği, geçim kaynaklarını ve doğayla kurulan bağı birlikte korumalıdır.

Hükümetlerin görevi, yerel toplulukları kararların dışında tutmak değil, onları sürecin merkezine almaktır. Kadınların, gençlerin, çiftçilerin, öğretmenlerin, yerel uzmanların ve kültürel miras taşıyıcılarının bilgisi sahadaki en değerli kaynaklardan biridir. Bilimsel ölçüm ile yerel bilgi birleştiğinde, iyileşme daha adil, daha kalıcı ve daha insani hale gelir.

Muhabir: Haber Merkezi