Şiir yazmak ayrı bir mesele, şiir hakkında yazmak ve konuşmak çok daha farklı bir mesele. Hepsini birlikte yürütmek de var, şiirini yazıp bir kenara çekilmek de. Bunda bir beis yok. Necip Fazıl peotikasında bunu şu şekilde ifade ediyor:

"Arı bal yapar fakat balı izah edemez. Ağaçtan düşen elma da arz cazibesi kanunundan habersizdir."

Ben şiir yazmak kadar şiir hakkında yazılanları okumaktan ve şiir üzerine konuşmaktan büyük keyif alıyorum. Şiir üzerine düşünmek ufuk açıcı bir mecrayı da armağan ediyor bana.

Geçen hafta Tügva İstanbul Temsilciliği'nin davetlisi olarak gençlerle 1950 sonrası şiirimizi konuşmak için İstanbul'daydım. Şiire ilgili, okuyan, araştıran gençlerle konuşmak da ayrı bir güzellikti.

Bu programdan bir gün önce değerli ağabeyim şair Şakir Kurtulmuş ile Abbara'da şiirde kelimelerin yolculuğu üzerine bir söyleşi yaptık. Yani İstanbul yine şiir gibi vakitler sundu bana.

Şunu belirtmekte fayda var. Şiiri hayatının merkezine almak isteyen herkesin; edebiyat dünyasında neler olup bittiğinden haberdar olma zorunluluğu var. Sadece kendine bakarak yol yürümek isteyenler ne yazık ki bir ömür tek başına yürümeye devam ediyorlar.

Filiz Geç'ten Alışılmadık Deniz

Karabatak dergisini, Şule Yayınları'nı ve elbette Ali Ural'ı kutlamak gerek. Karabatak dergisi bir mektep dergi işlevi ile yeni isimleri edebiyat dünyamıza kazandırmaya devam ediyor. Bu isimlerin Ali Ural gözetiminde olması da bizleri daha bir dikkatli olmaya itiyor. Çünkü Ali Ural işini titizlikle yürüten bir şair ve hoca.

Şule Yayınları hiç ara vermeden yeni kitapları ardı ardına okuyucu ile buluşturuyor. Çıkan kitapların çoğu da "ilk kitap."

Elime ulaşan yeni kitaplardan Filiz Geç'in Alışılmadık Deniz kitabına değineceğim bu hafta.

Karabatak'ta şiirlerini beğenerek okuduğum bir isim Filiz Geç. Günümüz şiiri adına umut dolu cümleler kuracağım bir kitapla karşı karşıyayım. Alışılmadık Deniz Filiz Geç'in ilk kitabı. Yirmi beş şiir var kitapta.

Coğrafyası sınır tanımayan bir şiiri var Filiz Geç'in. Anadolu'dan başlayıp Endülüs'e, Afrika'ya, uzağa, yakına şiirinin sesini iletiyor. Şairin ruhu evrensele açıksa sesi de mesafesi belli olmayan bir yolculuğa çıkar. Ben Alışılmadık Deniz'i okurken zihnimdeki atlasla birlikte kıtalar arasında dolaşıp durdum. En çok da mazlum coğrafyalarda.

Bir annenin dualı nefesi var şiirlerin üstünde. Daha ilk şiirden hissettiriyor şair bunu bize.

"ısınmıyor evimizin duvarları annem güneş kadar sıcak / neden ısınmıyor evin duvarları / ve annem kalın hırkasıyla üşüyor / güneş kadar sıcak olan annem / evin küçük kızıyım diye / gözyaşımı siliyorlar ağlatıp"

Güçlü bir sesleniş var Filiz Geç'in şiirlerinde. İlla epik ya da neoepik gibi bir adlandırmaya girmeye gerek yok. Ben buna şairin mümin duyarlılığı diyorum.

"emperyalizme karşı dedelerimiz / sakallarını sıvazlayarak karşı emperyalizme / ihtiyar bir akşamda karşı / karşı sıcak nefesimizle / uyumak dursun / çok uyumuşuz"

"yiğitler kaburgamdan sızıyor / sendelesem kırılır / şükredelim yürüyecek halimiz var"

Arakan, Mehmetçik ve Halep için de şiirleri var Filiz Geç'in. Şiirin sesinin dünyayı nasıl kuşattığına şahit tutuyor şair hepimizi.

Şiirleri çok uzun da ya da kısa değil; sözü yormayan şairlerden Filiz Geç. Dizeleri yerli yerinde. Gündelik dilin bütün imkanlarını şiirlerde görebiliyoruz. Çok kısa şiirler de var kitapta. Kısa şiirlerde bazen bir yarım kalmışlık hissi olsa da Filiz Geç'in kısa şiirleri de sözü nihayete erdiren bir rahatlıkla bitiyor. Ben kitaptan "Oda" adlı kısa şiiri paylaşarak yazımı bitirirken Filiz Geç'e şiir yolculuğunda nice bereketli dizeler kurmasını diliyorum.

"başakların sararmasını beklerken/ büyük sarı odalarda / ıslak saçlarıyla terbiye eder geceyi uykusuzlar / biri oyun oynar mavi odada / göğü yere sermiş / yüzünde milyon çizik"