0

"Sizlerin şahsında ülkemin bütün gençlerine ve kadınlarına sevgilerimi gönderiyorum.
Yüreğinde barışa bir yer açan, sesimize kulak veren herkesi, tüm Türkiye'yi asırların dayanışma ruhuyla bir olmaya çağırıyorum.

Sevgili Türkiye Halkı;

Tarih bize göstermiştir ki eğer kararlı bir barış önderliği sergilenmezse tarihsel sorunlar bildiğini okur ve genellikle çok kayıplı dönüşümlerle cevaplarını üretirler.
Önümüzde en yakıcı bir şekilde cevap bekleyen şey, birbirini tekrarlayan darbelerle mi yoksa tam ve radikal bir demokrasiyle mi yola devam edeceğimiz sorusudur.

Son Newroz'dan bugüne yaşadığımız güncel somut durum tam da çatallaşmaya başlayan bu yol ayrımını ifade etmektedir. Ya son 200 yıllık kapitalist moderniteye dayalı komplocu-darbeci rejim kendini yeniden restore ederek sürdürecektir ya da tarihsel rotasına oturtulmuş Türk-Kürt ilişkileri en kapsamlı demokratik reformlardan geçerek demokratik anayasal bir rejimle komplocu-darbeci mekanizmaları parçalayarak çözümlenecektir. Bütün ara yollar ve geçici biçimler artık miyadını doldurmuştur.

Irkçı, ayrımcı, üsttenci ve kan kokan nefret söylemlerine karşı, bin yıllık kardeşlik serüvenimizle Türkiye halkları en etkili cevap olacaktır.

Bütün inançların, halkların, kültürlerin ve emeğin kendisini özgür hissedeceği bir özgür ve tam demokratik ülkeye olan inancımla ve en devrimci duygularımla hepinizi selamlıyorum.

Kendini çağına ve insanlığa karşı sorumlu sayan herkesi büyük barışımızın yapı taşı olmaya çağırıyorum.

Selam olsun halkların kardeşliği için sorumluluk üstlenenlere.

Yaşasın Newroz

Yaşasın halkların kardeşliği!"

Bu sözleri Bülent Arınç dün Diyarbakır'da sarf etti" desem veya "Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan söyledi" desem galiba çok fazla şaşırmazsınız.

Fakat bu sözler Öcalan'a ait. Sırrı Süreyya Önder'in Türkçesini okuduğu mektupta Öcalan; 19 defa "barış", 6 defa "kardeş-lik" 5 defa "demokrasi" demiş. Mektubunu Türkiye halkı, diyalog, müzakere, demokrasi ve özgürlük vurguları üzerine inşa etmiş.

Hiç şüphe yok ki dün, emekliliği geçmiş liberaller, kerameti kendinden menkul tatlı su solcuları ve sürecin bozulması için yağmur duasına çıkar gibi dua seanslarına çıkan robot lobisi için kötü bir gündü. Mektup okunmaya başladığında sürecin bozulacağına dair bir söz, Öcalan'ın süre tanıyacağına dair bir beklenti içerisindeydiler. Ancak Öcalan, oportünist savaş lobisine beklendiklerini vermedi, heveslerini kursaklarında bıraktı.

Muhtemelen bu zevat için "geçti Amed pazarı, sür eşşeği Kandil'e" dönemi başladı.

Ancak ne yapsalar boş.

Çünkü;

Bu süreci başından beri ayakta tutan 3 sacayağı var.

1-Başbakan Recep Tayyip Erdoğan

2-Abdullah Öcalan

3-Halk

Tam 13 aydır, bütün tahrik, manipülasyon, dezenformasyon, kaset ve şantajlara rağmen süreç bozulmadı, gençlerimizin cenazesi soğuk musalla taşlarına konulmadı, annelerimizin ciğerimizi paramparça eden ağıtları kulaklarımızda yankılanmadı.

Ak Parti Genel Merkezi'ne lav silahı atıldı, Emniyet Müdürlüğü'ne saldırı yapıldı, Hatay'a bombaatıldı, Hakkari'de 3 sivil vatandaş öldürüldü, Diyarbakır'da asker kaçırıldı, Gezi Parkı'nda Kürtler sokağa çağrıldı, emekliliği geçmiş liberaller aylarca barışı bozmak için Kürtleri ikna turları düzenledi. 7 Şubat, 17 ve 25 Aralık darbe girişimlerinde bulunuldu, Öcalan'ın yıllar önceki kasedi servis edildi.

Sürecin bozulması için yapılan bütün "bu suikastların" hemen ertesinde sürecin her 2 aktörü de soğukkanlı açıklamalarda bulundu, kararlılık mesajı verdi, sürece aynen devam edeceklerini açıkladı. Geldiğimiz noktada kamuoyu araştırma sonuçlarına göre halkın çözüm sürecine desteği %70 civarında.Halk da bu suikast girişimlerine prim vermedi.

Şunu bilmemiz gerekiyor. Kürt meselesi bugüne kadar vesayetçilerin ve statükocuların yaşam kaynağı oldu. Bu mesele sürdü(rüldü)kçe derin devlet de varlığını sürdürdü. Ancak bugün aynı mesele Türkiye'nin demokratikleşmesi, sivilleşmesi ve özgürleşmesinin kaynağı haline geldi.

Türkiye'nin demokratikleşmesinin tamamlandığı gün Kürt meselesi de bitmiş olacak.

O gün Türkiye, kadim geleneği, tarihsel derinliği ve demokratik yapısı iledünyada küresel aktör olacak, sözü dinlenecek. "Yenilenen Ortadoğu'da" Müslümanların lehine olacak bir tarafta duracak.

İşte böyle bir Türkiye çok-uluslu toplum mühendislerinin bütün dengeleri alt-üst ediyor.

7 Şubat'tan bu yana yaşadığımız her şeyin asıl nedeni de Türkiye'nin aktörleşmesini engellemektir.

Ama nafile.

Çünkü bu 3'lü sacayağı var oldukça, hiçbir güç çözüm sürecini bozamayacak.

@bayramzilan