0

Şehrin eceli insan gibi ruhun terkiyle gerçekleşir.

İnsan ve ilah merkezli şehrin canına kıyan 'Aydınlanma' mantığıdır. Pozitivist akım ruha dayalı mutluluğun dolaylı bir yol olduğunu telkin etmişti. Bu yüzden Batı şehirlerinde hortlayan Hedonizm insanı ruhtan yalıtmaya başladı.

Zihinlerde yaşanan dönüşümü hızlandıran bir gelişme oldu. Sanayi devrimi ile cin şişeden çıkarak şehri büyüledi. Teknoloji şehir insanına kolaylığı getirdi. Bedel olarak ruhunu alacaktı. İki yüzyıllık, ruhtan cisme yolculuk seyrinin son çeyreğinde büyük kırılmalar yaşandı. Bu dönemde şehrin ruhunu kabzeden bir yeniliğe tanık olduk. Şehrin omurgasındaki makine ve enerji, insan kas ve kemiği ile aynı çarkın parçalarına dönüştü.

  1. yüzyılda insan için modern şehrin büyüsü kalmamıştır. Fanon der ki; Amerika'da olduğu gibi Asya'da ikinci bir Avrupa yapmaya çalışmamalıyız. Yapılacak olan kalbi ve zihni birlikte aydınlatmaktır. İlham kaynağı ilk insandan beri yeryüzünde hep vardı.

Yeryüzünün kır alanları ve şehir arasında medeniyet bakımından bir fark kalmamıştır. Şehir medeniyet temsilini yitirmiştir. Yeni iletişim teknolojisi ile şehir enformasyon üstünlüğünü kaybetmiştir.

İletişimin görünmeyen sinyalleri tabiatın her köşesine en son verileri aktarır. Şehirden tabiatta göç eden insan şehrini birlikte götürür. Bu yeni tabiat kalbin arzuladığı bir yer olabilir mi? X-Ray cihazlarıyla tütsülenen insanın manyetik macerası kır alanda da devam eder. Ab-ı hayata kanar gibi insan metal hücrelere saldırır. Halbuki, ruh ilaha ve irfana yönelmesiyle açılmaya başlar. Arzulanan şehir, irfan edindiğiniz bir insandır bazen.

Tabiatın koynunda kuş sesleri ile mobil telefonun mesaj zilinin birbirine karışması bir ahengi çağrıştır mı? Halbuki insan tabiat içinde dijital iletiler dışında bir ileti arar. Kalbini tatmin edecek bir dokunuş ister.

İrfan yani hadiselerin sebeplerine vakıf olmak ve ilim, insanın kalp yaralarını tamir eder. Metalik konforla sağlanan mutluluğun ulaşamadığı bir yer var. Dijital yüzeyde dürülen dünyaya hükmeden bir komutan gibidir insan. Kıvrak ve becerikli işler yapar. Parmak ucunu ekranda gezdirince dünya dile gelir. Peki, bu kuşatma sadra şifa olabilir mi?

Birer dijital entegre görünümü kazanan şehirlerde yaşayan ve bu yapıya zihni eklemlenen insan. Çift kutuplu bu mekanik bütünleşme bir krizin habercisidir. Ahlak krizi. Kalkınma ya da teknik ilerleme ile ahlak arasında hayra yorulan bir bağ yok. Ticaret ahlakı, sosyal ilişki ahlakı, aileler arası kurbiyet ahlakında teknoloji hilafına gerileme var. Dostluklara damgasını vuran menfaat beklentisi, ebeveyn ve çocuk arasında rol tanımında yaşanan karmaşa ve karı koca arasında fıtrat ötesi yeni rol tanımları ile ruhun kabzolduğu bir yola girildi.

Her bir şehirlinin sözbirliği ettiği şey ahlakın önemli olduğudur. Yeni kural ise, önemli şeyleri erteleyen şehir alışkanlıklarıdır. Şehirden ahlak uzaklaştığında o şehrin ruhunu kaybetme vakti gelmiştir.

Ruhunu yitiren şehirde insanın ilk işi kendini beğendirme çabasına girişmektir. Birbirine hor bakan bir toplumda bundan başkası beklenemezdi. Donanımsız kalan insan kendine değer atfetmeye başladı. Narsisizm, bu gidişatta ifrat edenleri tanımlıyor. Değer ve iyi anılma açlığı çeken bir yüzyılda şehirlinin sessiz çığlığıdır bu. Kalbin sükun bulacağı 'adem' arayışı yön değiştirerek. sanal ağlarda beğeni dileme yarışına giriyor.

Henüz birinci hayattayız. Ruhla beden ayrılmadan önce yaşanılan şehirlerde insana olup bitenin anlamını anlatacak bir soluk olmalı. Yüzyılın aramızdaki bilgelerini keşfetmeliyiz. Arifler çıkarmalıyız içimizden. Ve insan şehirden önce insanla buluşmalıdır.