Kamuoyunda gecekondulara verilen tapu tahsisi belgesinin icadı olan "İmar Affı Kanunu" olarak bilinen 1984 yılında yürürlüğe giren "2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatı" nı yürürlükten kaldırıyor. Bu tarihi gelişmeye kayıtsız kalmayıp birkaç kelam etmek boynumuzun borcudur. Zira bugünkü "çarpık kentleşme" dediğimiz mevcut haldeki şehirleşmenin temelini oluşturan payandalardan biridir bu kanun. Bu kanunla yani imar affıyla birlikte, gecekondu sahipleri tapu tahsisi belgeleri alarak mevcut evlerinin yerine bugünkü o çirkin apartmanları yaparak gecekondulardan daha beter olan ve uğraşılması ıslah edilmesi daha zor olan bir yapılaşma kültürünün ortaya çıkmasına sebep olmuştur.
Hali hazırda "Kentsel Dönüşüm Yasası" olarak bilinen Kentsel dönüşüm projelerine dayanak oluşturan ve 2012 yılında yürürlüğe giren 6306 sayılı "Afet Riskli Altındaki Alanların Dönüştürülmesi" hakkındaki kanunun 23. Maddesi gereği olarak "İmar Affı Yasası" yürürlükten kaldırılması hayırlı olacaktır kanımca. Şöyleki; dönemin Başbakanı Turgut Özal tarafından hayata geçirilen 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatı daha sonraki hükümetler tarafından oy toplama aracına dönüştürüldü. Belediyeler kanunu kullanarak kaçak yapılaşmanın önünü açtı. Her yeni hükümetle gecekondulaşma arttı, şehirler varoşlaştı. 1984 yılında bu yana İstanbul'da gecekondulardan oluşan yeni semtler kuruldu. İlk gecekondu semti olan Zeytinburnu ilçesi böyle oluşmuştur. Bugün Kentsel Dönüşüm Projeleriyle ıslah edilmeye çalışılmaktadır.
Bu bağlamda gecekondu şehirleri kentsel dönüşümle ortadan kaldırmayı amaçlayan hükümet ise haklı olarak mevzuatı kaldırıyor. Çünkü önü alınmayan gecekondulaşmayı ancak yasalarla önlemek mümkün bizim ülkemizde. Tabi ki yasaların sadece çıkarılması değil uygulanması da bir o kadar da önemli yoksa kağıt üzerinde yasanın durmasının bir önemi yok. Peki bu duruma nasıl gelindi geçmişe bir göz atalım…
1979 yılında Başbakanlık Müsteşarlığı'na getirilen Turgut Özal'a Süleyman Demirel tarafından yeni bir ekonomik istikrar programı hazırlama görevi verilmiş ve bu program kısa sürede hazırlanmıştı. Tarihe "24 Ocak Kararları" diye geçen gelecekteki ekonomik ve sosyal yapıyı etkileyecek olan bu program 1980'de kamuoyuna açıklandı.
24 Ocak Kararları'nın ana hatlarını sıralarsak; %32,7 oranında devalüasyon yapılarak günlük kur ilanı uygulamasına gidilmiş, devletin ekonomideki payını küçülten önlemler alınmış, KİT'lerdeki uygulamaya paralel olarak tarım ürünleri destekleme alımları sınırlandırılmış, gübre, enerji ve ulaştırma dışında sübvansiyonlar kaldırılmış, dışticaret serbestleştirilmiş, yabancı sermaye yatırımları teşvik edilmiş, kar transferlerine kolaylık sağlanmış, yurtdışı müteahhitlik hizmetleri desteklenmiştir, ithalat kademeli olarak liberalize edilmiş, ihracat, vergi iadesi, düşük faizli kredi, imalatçı ihracatçılara ithal girdide gümrük muafiyeti, sektörlere göre farklılaşan teşvik sistemi ile teşvik edilmiştir.
Buradan anlayacağımız üzere, o güne kadar devlet eliyle desteklenen ve devlete zarar verdiği düşünülen uygulamalara son verilmeye karar verilmiş, yurt dışına açılmaya, tarıma verilen geniş destek yerine endüstri, dış-iç ticaret, inşaat-yapılaşma işlerine ağırlık verilmiş. Bunun sonucu olarak toplumun en görünen yüzü olan inşaat sektörünün günümüze kadar artarak devam etmekte olan iştahı fena halde kabartılmıştır. Çünkü o güne kadar ne olacağı belli olmayan kaçak hükmündeki gecekondular hem legalleşmiş olup hem sahiplerine kar sağlama yolunu sonuna kadar açmış bulunmaktaydı.
İyi niyetlerle başlayan bu kararlar kısa sürede uygulanmaya başlanmış, dış ticaret artmış, ülkede bulunmayan ve o güne kadar herkesin ulaşmakta zorluk çektiği mallar yurt içinde satışa sunulmuş, ekonomide büyüme sağlanmış, refah düzeyi artmış, yağ, şeker, benzin kuyrukları artık son bulmuştu. Gecekondu sahipleri evlerini müteahhhitlere verip yeni apartmanlara yerleşiyor yeni kiracıları sayesinde gelir sahibi oluyorlardı. İnşaat sektörü diğer yan sektörleri de etkilediğinden –mobilya, tekstil, inşaat işçisi, teknik eleman- toplumun gelirinde artış meydana getiriyordu. Gelelim madalyonun diğer yüzüne…
Tapu tahsis belgesini alan vatandaşlar gerçek tapu sahibi gibi görülmemekle birlikte bir büyük muallak taşı olarak ortada halen durmaktadır. Ayrıca mevcut parselin tamamına yakınının inşaat yapılmasına izin veren zamanın belediyeleri yeşil alanların yok olmasına sebep olmuştur. Kendi doğup büyüdüğüm Kağıthane İlçesi'ne bağlı Sanayi Mahallesi zamanında % 90'ı gecekondudan oluşan bir mahalleydi ve her evin geniş bir bahçesi vardı. Bu bahçelerde her çeşit meyve ağaçları bulunur, çocuklar o bahçelerde oyun oynardı. Salıncak kurup sallanırdı. Çocuk parkı gibi kavramların olmadığı o yıllarda bu bahçeler bizim parklarımızdı. Sonra gecekondu sahiplerinin ellerine verilen tapu tahsis belgeleriyle o gecekondular yıkılıp parselin tamamına yerleşen çirkin apartmanlar yapıldı, ne ağaç kaldı ne hayal çocuk parkları.
Tamam gecekondular yıkılsın, toprak yollar asfaltlansın, yalıtımlı evler yapılıp insanlar üşümesin, kömür taşımasın insanlar, temiz hava solusun da ne diye zamanında hiçbir plan yapmadan o aç gözlü müteahhitlerin eline teslim ettiniz mahalleleri diye sormak istiyorum. Bir imar planı yapıp deseydiniz ki "kardeşim sen bu evi yık ama yerine ancak şu kadar yükseklikte ve şu kadar taban alanına sahip apartman veya ev yapabilirsin bunun dışına çıkamazsın". Ama bu yapılmadı, birbirine 1-1,5 m. mesafede yakın evler yapılıp "Vizontele" filmindeki Şafak Sezer'in demesi gibi "hem duvarı yıktılar hem pirketleri". İşte biz bugün o çirkin apartmanların oluşturduğu mahalleleri ıslah etmek için kentsel dönüşüm projeleri uygulamaya çalışıyoruz. Bu da bir 20 yıl süre daha geçecek demektir.
O yüzden diyorum ki bu başa bela olan "İmar Affı Yasası" nın kalkması hayırlı olmuştur. Tabi burada yasanın mevcut tapu tahsis sahibi kişileri mağdur etmemesi umudunu ve temennisini taşıyarak…