Dolar (USD)
32.73
Euro (EUR)
35.03
Gram Altın
2439.40
BIST 100
10471.32
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

12 Mart 2023

​Bir dosta sığınmak.

Depremin üzerinden bir aydan daha uzun bir süre geçti. Derimiz gerilmeye, yaralarımız kabuk bağlamaya başladı. Çektiğimiz acının, içimizden hemen çıkmayacak kadar vefalı, yaşadığımız mutlulukların ise bizi hayırsızlıkla itham edecek kadar celal ve efkâr sahibi olduğunu görüyoruz. Buna rağmen, insan olarak her neye düçar olursak olalım, önceki yazılarımızda belirttiğimiz üzere; “Neyse ki hayat, her şeye rağmen devam edecek şekilde yaratılmış.” diyerek bir kolaylığın sıcaklığına sığınıveriyoruz.

Dünya, müdahale edemediklerimizle mücadele etmeyi bırakıp onlarla zorunlu bir dostluk kurmamız gerektiğini kulağımıza fısıldayalı çok olmadı. Bu nedenle deprem hususunda, Efendimiz (SAV); "Ya öğreten, ya öğrenen, ya dinleyen ya da ilmi seven ol. Fakat sakın beşincisi olma; (bunların dışında kalırsan) helâk olursun." Hadis-i Şerif’inden hareketle önce konunun uzmanı ilim adamlarına kulak verip tedbirler almak ve sonra kader dairesinde olayları yorumlamak, insan için ‘en makul yol’ gibi görünüyor.

Makul olanın çok taraftarı olmasının insanı rahatlatan yanı şöyle dursun, biz depremle ilgili kelimeleri aklımızdan çıkarmadan, bugünlerde en çok ihtiyacımız olanla; ‘dostlukla’ ilgili bazı cümleler kurmak niyetindeyiz.

***

Bir işin doğruluğu, o işin temelinin sağlamlığıyla doğru orantılıdır. Sonradan yapılan hiçbir müdahale, ilk anda yapılması gerekenlerin yerini asla tutmaz. Tıpkı binalarda sonradan yapılan güçlendirmelerin hiç birinin, doğru ve sağlam bir şekilde yapılmış bir bina kadar sağlam olamayacağı gibi... Onun için ki dostluklar, daha ilk anında sağlam temeller üzerine inşa edilmeli. Çıkar amaçlı, gizli defteri olan, malzemeden çalınarak ucuza mal edilmiş, sadece iyi gün için ya da seyyar bir merdiven ihtiyacını gidermek için dostluk kurulmamalı. Dostluk, menzili ahiret kardeşliği olan, meşakkatli fakat sevincinden de hüznünden de bal süzülebilen bir yolculuk olarak görülmeli.

Dostluğa atfedilen bu kutsiyet, evlerimizi bile isteye fay hattı üzerine inşa etmediğimiz gibi dostluğumuzu da fay hatları üzerinde inşa etmememiz gerektiğine işaret ediyor. O zaman dostluğumuzu ayakta tutan kolon ve kirişlere ömrümüz boyunca zarar vermemeli, zaman zaman yaşanması muhtemel sarsıntılarda dosta sığınarak ve dostu sığınak bilerek dostluğumuzu daha da güçlendirmeliyiz.

Bununla beraber bir ev satın alırken en çok dışına önem veriyor, ‘güzel binada oturuyor’ desinler diye bu mimaride inşa edilmiş binalara meylediyorsak ve içtimai ilişkilerimiz bu temayülümüzün çevresinde şekilleniyorsa etrafımızdaki dostları yeniden gözden geçirmek, değerlendirmek durumundayız. Çünkü ev, yalnızca betonerme bir yapının iki harfli bir adı değil; nerede olduğu, nasıl yapıldığı fark etmeksizin içine huzur’un sığabildiği mekânın adıdır. Bu manada dostluk da evden farklı değildir; çünkü huzurlu bir ruh halinin sığabileceği büyüklükte bir mekâna ev sahipliği yapar.

Bu nedenle “sadece şehirler değil, gönüller de inşa etmeliyiz”. İşte bu noktada müteahhitlere ihtiyaç duyuyoruz. Müteahhit, işi ya da projeyi belirli yöntemlerle yapmayı taahhüt eden, kendisinden talep edilen işi yüklenici olarak yapan, anlamlarına gelir. Müteahhitten ne talep edildiği, talep edilen işi yapacak kişi olması nedeniyle oldukça önemlidir. Dostluk ve gönül inşa etmek de bir nevi müteahhitlik işidir ve müteahhidi olmaya talip olduğumuz dostluklar, inşa edilme biçimleri bakımından oldukça ehemmiyetlidir. Hülasa bize düşen, bu ehemmiyetin gereklerini yerine getirmek; Bezm-i Elest’te verilmiş sözle başlayan ve ahiret kardeşliğine kadar uzanan kadim dostluğun dürüst birer müteahhidi olabilmektir.