19 Nisan 2021

​Bu Ramazan diş kiracınız kim?

Alnımız secdede bulsun bizi her lahza ezan 

Ve hazin ömrümüzün her günü olsun Ramazan

(Faruk Nafiz Çamlıbel)

Topraktan yaratılan bedenler oruçla yoğrulmuştur. Ruhta bir dönüşümdür başlayan. Şimdi oruçlu bedenlerin her biri birer ulvi varlıktır. Oruçlu bir güne, tepelerin ardından yavaş yavaş manevî bir kızıllığın yayıldığı ve iftar saatinin yaklaştığı demlerde mükellef bir sofraya oturmak değildir asıl gaye. Mihmandarlar, cennetten râyihalar getiren bir iftar sofrasını birileriyle bölüşmenin eşsiz heyecanını yaşar ruhunda. İkram eden de ikram edilen de kazançlı... Eskiler, iftara aldıkları kimseler için kendi içlerinde bir mahcubiyet hissederlerdi. Yani iftar veren bir hane sahibi “Bu insanlar ben sevap kazanayım diye çıktılar geldiler. Belki alışkın olmadıkları yemekleri, tanışık olmadıkları insanlarla yediler. Yapılan bu iyiliğin karşılığı olarak misafirlerime bir hediye takdim etmeliyim” derlerdi. Bu da diş kirasıydı işte... Bu bir Ramazan medeniyetiydi... Misafirler, iftardan sonra yemek duaları yaparlar, Kuran’dan bir bölüm okurlar ve teravih namazı için konaktan ayrılmak üzere iken hane sahibi tarafından kadife kâseler içerisinde gümüş tabaklar, kehribar tespihler, gümüş yüzükler veya kâğıt kese içinde altın veya paraları misafirlere “diş kirası” olarak hediye ederlerdi. Bu diş kirasından çocuklar da istifade ederler, tüm misafirler hane sahibini hayır dualarla anarak konaktan ayrılırlardı.

Dünyanın neresinde vardır ki bu incelik?.. Bir havlu hediye eder gibi bir paket uzatılır ve kenarına gönül incinmesin diye para bağlanır. Kaynaklar bize tarihin şanlı sayfalarından dikkatlerimize ilginç diş kiraları verenleri arz eder.

Koca Hüsrev Paşa’nın misafiri olur bir memur. Paşa, iftar sonrası sandığı karıştırır vermek için bir diş kirası... Eline bir fincan zarfı geçer. Osmanlı döneminde kulpsuz kahve fincanlarının el yakmaması için konuldukları kaplardır bunlar. Zarflar genellikle, ağız kısımları fincanınkinden biraz aşağıda olmak üzere, dudak payı bırakılarak tasarlanan; altın, gümüş ve yaldızlı bakır gibi madenlerin yanı sıra, akik, yeşim, firuze, necef, kantaşı, yıldıztaşı fildişi, sedef, kiraz ve hindistan cevizi gibi organik maddelerden yapılırdı. Bu zarflarda sunulurdu kırk yıl hatırı olan kahveler. Koca Hüsrev Paşa işte eline geçirdiği bu kahve zarfını memura uzatıp; “Evladım kusuruma bakma, yok zamanıma denk geldin. Bunu diş kirası olarak kabul eder misin?" diyerek hediye eder. Memur, teşekkür ederek alır ve evinde bir kenara koyar. Gel zaman git zaman onu satmak icap eder. Memur, zarfın kıymetini asıl satınca anlar. Koca Hüsrev Paşa’nın hediye ettiği zarfın parası ile Fatih'te küçük bahçeli bir ev satın alır. Diş kirası, ev sahibi yapar memuru.

        Önce toplumsal bir gelenek olarak başlayan diş kirası adeti, daha sonraları adeta yarı resmî bir nitelik kazanmaya başlamış, çeşitli rütbelerden memurlar; amirleri tarafından verilen yemeğe gitmeyi bir vazife bilmişlerdir. Ramazan ayının ilk 10 gününde padişah; ayan ve mebusan reislerinin yanı sıra heyet-i vükelâyı iftar için saraya davet etmiştir. Harem Ağası, hediyeleri sunarken öpüp başına koymuş ve davetliler de aynı şekilde hediyeyi baş ve göz üzere teslim almışlardır. Toplumun her kesiminden hane sahipleri, bu tür uygulamalarla Ramazan ayının manevi ikliminden bir şekilde istifade etmeye çalışmış, iftar programları ile Allah’ın rızasına nail olmayı amaçlamışlardır.                   

Divan şairleri de bu gelenekten pay almışlar, ileri gelen devlet adamlarına kasideler yazarak caizeler almışlardır. Buna diş kirası da denilmiştir.  Halk şairleri ise atışmalara meclislere katılmış, hoşlama karşılama yapıp, muamma çözmüşler, askı indirip karşılığında ise meclis kuranlardan caizesini ya da diş kirasını almışlardır. Bu nedenle “diş veya deyiş kirası” halk ve divan şiirimizde söz konusu edilen mevzulardan ve deyimlerden biri olmuş ve bazı şairlerimiz şiirlerini bu deyimle süslemişlerdir. 

Vebanın dünyayı esir ettiği, insanî iletişimlerimizin önemli ölçüde azaldığı, tedirginliklerimizin arttığı bugünlerde, hanemizde mümkün olmasa bile hâlâ mutlu edebileceğimiz, hanelerini hanemize dönüştürebileceğimiz, diş kirasını evlerinde takdim edebileceğimiz ihtiyaç sahibi ne çok kimse var. Bu Ramazan diş kirası kime verilmeli? Ülkelerini terk etmek zorunda kalan muhacir kardeşlerimize mi, yetimlere/öksüzlere mi, Ramazan sevinci ile yol gözleyen fakir fukaraya mı, talebelere mi?.. 

Bu Ramazan diş kiracınız kim?

  
(Doç. Dr. Mustafa Uğurlu ARSLAN / Dicle Üniversitesi)
 
Advertisement Advertisement