Vakif_Katilim

12 Ocak 2021

Dijital İki Yüzlülüğe Ceza Kesilmeli

Sosyal medya mecralarının Türkiye’den kazandığı paraların milyar dolarları geçtiği şeklinde hesaplamalar yapılıyor.

Tabii bu rakamları net olarak bilebilmemiz şu aşamada pek mümkün değil.

Çünkü sosyal medya şirketleri ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları arasındaki alışveriş maalesef vergiye konu olunmasını gerektirecek bir fatura üzerinden yürümüyor.

Google, Facebook, Twitter, Instagram, TikTok, YouTube ve daha niceleri Türkiye’den para kazanmalarına rağmen Türkiye’ye vergi vermiyorlar.

Sosyal medya platformlarının Türkiye’ye karşı ortaya koyduğu maddi sorumsuzluk yetmezmiş gibi şimdi bir de hukukî sorumsuzluk ortaya çıktı.

Bu platformların defalarca kez terör örgütlerinin Türkiye’ye karşı yalana dayalı propagandalarını “ifade özgürlüğü” adı altında serbest bıraktıklarına şahit olmuştuk.

Halbuki geçtiğimiz hafta ABD’de Trump’ın kışkırtıcılığı ile ABD Kongresi’ne giren Cumhuriyetçi Partili Trump sempatizanlarının yaptıklarını aynı ifade özgürlüğü ile karşılamamıştı bu sosyal medya platformları.

Başkanlığı boyunca geleneksel medyayı kullanmayacağını açıklamış olan Trump’ın parlattığı twitter başta olmak üzere facebook venstagram platformları bir çırpıda Trump’ın hesabını askıya almakta tereddüt etmediler.

Trump yanlış mı yaptı?

Evet, kesinlikle yanlış yaptı.

Ama o yanlış yapan kişi şu an isterse bir kararname ile bu şirketleri kapatabilir.

Bu platformlar, sosyal medya platformlarındaki yayınların sorumluluğunu da ilgili platformlara yükleyen yasayı geçirmeyi vaat eden ABD’nin yeni Başkanı Biden’ın tarafında değiller!

Sadece Trump’ın “Demokrasi” ve “toplumsal barışı” hedef alan tavrından dolayı değil kamuoyunun "doğru" bilgilendirilmesini sağlamayı da amaç edinmiş bu platformlar!

Yani Biden’ın 20 Ocak’ta koltuğa oturduktan sonra çıkarmayı planladığı sosyal medya yasası ile konunun hiç mi hiç alakası yok!

Yersen tabii!..

Neyse...

Hadi “yok” diyelim!

O zaman, tam da orada başlıyor bu sosyal medya platformlarının hukukî sorumsuzluğu...

Trump’ın yaşadığı bu “fecaat(!)” olaydan sonra Türkiye’de de benzer bir olay yaşandı.

Esasında 2020’den bir an önce kurtulmak isteyen dünyanın 2021’e kavuşma sevincinin sarhoşluğuyla 4 gün sonra başlayan bir olay bu...

Facebook’un 2014 yılında satın aldığı ve "ücretsiz" bir şekilde kullanıma sunduğu WhatsApp, kullanıcıların tüm bilgilerini reklam amacıyla Facebook tarafından kullanımına izin veren bir onay sözleşmesi dayattı Türk halkına...

“Ya sev ya terk et” gibi bir durumla üstelik...

8 Şubat’a kadar onaylamayanların hesapları kapatılacakmış.

Öyle diyor Mark Zuckerberg efendi...

2016 yılında bazı verilerin kullanımının iznini almıştı WhatsApp...

Ama bu defa mesajlar, videolar, ses dosyaları gibi "mahrem içerikleri" de işin içine kattı.

Uzmanlara sordum.

Dünyanın giderek dijitalleştiği bir zamanda ödeme yönetmelerinde kullanılan ses ve görüntü özelliklerini kopya edebilecek veriler kötü niyetli kişilerce hırsızlık amacıyla kullanılabilir, dediler.

Facebook’a hırsız demiyoruz, hâşâ...

Ama mahremiyete saygı diyoruz.

Tüm Türkiye’de böyle diyor olacak ki...

Cumartesi gününden bu yana “WhatsAppSiliyoruz” diye büyük bir kampanya başladı.

Telegram, Signal, BIP, Kontak, Dedi vs. gibi birçok anlık mesajlaşma uygulamasına büyük bir “kavimler göçü”nün startı verildi.

Başarılı olur ya da olmaz.

Orası ayrı mesele...

Ama kitlesel olarak böyle bir refleksin ortaya koyulmuş olması çok önemli.

Kadın cinayetleri ve hayvan eziyetlerinin duyulmasında etkili olan sosyal medyanın etki alanını uluslararası bir ölçeğe taşıdığının göstergesi bu yaşadıklarımız.

Sosyal medya, “Klavye delikanlılığı” denilen bir gazlamayla oluşturulan sunî gündemlerle reel sistemi değiştirmeye çalışan birçok başarısız girişim ile ün saldı.

Ama bu "WhatsApp’a ortak tepki gösterilmesi ve platform değiştirilmesi" olayı bence Trump’ın hesabının kapatılmasından çok daha büyük bir şey...

Ama mücadelede bir eksiklik var.

Türkiye’ye dayattığı bu anlaşmayı Avrupa’da gündeme getiremeyen WhatsApp’ın bu tavrı Türkiye açısından kabul edilemez.

Bizim mahremiyetimiz Avrupalılardan daha mı değersiz?

Bu eşitsizliği giderecek yasal veya yargısal bir adım atılmalı.