12 Nisan 2021

Divan şairlerinin zarif mirası: Ramazannâme

 Açıldı yine mısra-ı dervâze-i gufrân

Hak’tan taleb-i mağfirete vakt ü zamandır (Vâsıf)

 

Doğası gereği içerisinde anlam katmanları barındıran divan şiirinde “Ramazannâmeler”, eski Ramazanları şiirin penceresinden seyretmemize vesile kılan canlı tablolardır. Ramazannâmelerde, ecdadımızın Ramazan sevinci ve hazırlıkları, şiir sohbetleri, sahurlar, iftarlar, mukabeleler ve teravih namazlarına dair pek çok dinî, sosyal ve kültürel ize rastlarız. Bu kültürel faaliyetler çerçevesinde atasözleri ve deyimler üretilmiş, hatıratlar kaleme alınmış ve halk tarafından söylenen Ramazan manileri ve ilâhileri sayesinde edebiyatımız, bu aya mahsus bir Ramazan Edebiyatı kimliğine bürünmüştür. Bir ramazan manisinde “Bu mâh aylar yücesidir / zevk u safâ gecesidir” denilerek Ramazanın bir neşe kaynağı kılındığı, yolu gözlenir bir hâle getirildiği, külfet değil büyük bir nimet olarak bilindiği görülür. Süheyl Ünver hocamızın da ifade ettiği gibi Ramazan ayında mahya, temizlik, ahlak tasfiyesi, günah ve zararlı şeylerden çekinme, yerinde eğlenebilme, dinlenebilme, cömertlik ve herkesi düşünmek terbiyesini bir araya getirerek bir ‘Ramazan Medeniyeti’inin oluştuğunu ve bu medeniyetin tezahürlerinin Ramazannâmelerin mana tabloları içerisinde seyredilebileceğini görürüz.

Genellikle kaside, nazım şekli ile yazılan Ramazannâmeler/Ramazaniyeler; terkib-bend, gazel, murabba, tuyuğ, ilahi ve rubai nazım şekli ile de kaleme alınmıştır. Enderunlu Fâzıl, Şeyh Gâlip, Sabit, Nazım, Nadîm, Enderunlu Vâsıf, Sümbülzâde Vehbî ve Koca Râgıp Paşa gibi şairlerin Ramazannâmeleri özlediğimiz ramazanların tasvirleri ile doludur.

Ramazan ayına birkaç ay kala evlerde sevinç ışıkları yanmaya, köylerden şehirlere memleketin her köşesinde Ramazan hazırlıkları ve tedarikleri yapılmaya başlar. Halk sair günlerdeki erzak ve ev ihtiyaçlarına ek olarak imkânları nispetinde reçeller, pastırmalar, zeytinler, peynirler, şerbetlik şekerler, hoşaflıklar, güllaç, çorbalıklar alır; ayrıca evlerde bulunan sini, sahan ve tencere gibi bakır kapların hepsini kalaylar. Çifte minareli camilerin minareleri arasına mahyalar kurulur, hatta tek minareliler bile “saçak” adı verilen mahyalarla süslenir ve böylece bir Ramazan medeniyeti teşekkül etmeye başlar.

 

Ramazan öncesi hazırlıkların en önemlilerinden biri de hâli vakti yerinde olanların Kuran kurslarına, ilim öğrenen talebelere “Ramazaniye” adı verilen yiyecek ve erzak göndermeleridir. Aynı şekilde yoksullara, akrabalara, komşulara, dul ve yetimlere de nevale paketleri gönderilir. İnsan ruhuna ferahlık, fakir fukaraya ümit bahşeden bu heyecanı Enderunlu Fâzıl şu beyiti ile terennüm eder:

 

Şehre geldi berekâtıyla mübârek ramazân

Oldı şeh-bender-i kâlâ-yı sevâb u gufrân

 

İşte bu coşkuya divan şairlerimiz de eşlik etmişlerdir. Kadim şiir tarihimizi anlatan kaynaklar, divan şairlerinin Ramazan aylarında özel şiir sohbetleri yaptıklarını haber verirler. Mevsimine göre kıraathanelerde, konaklarda, yalılarda veya devlet büyüklerinin köşklerinde, iftar bahanesiyle bir araya gelen bu şairler, sahur vakitlerine kadar şiirin ruhlara verdiği bediî zevki teneffüs etmekten büyük haz duymuşlardır. Bursalı İsmail Hakkı Bey’in Ramazan ayının gelmesi ile ruhunda hissettiği sürurun aşağıdaki mısralar vasıtasıyla bize de aksettiği görülür.


Sâye saldı ehl-i imân üstüne

Hamdülillah geldi mâh-ı ramazan

Doğdu ol nur ehl-i irfan üstüne

Hamd ü lillah geldi mâh-ı Ramazan

 

Şair Sürûrî ise minarelerdeki kandilleri, karanlık gecede halka doğru yolu gösteren meşalelere benzetir:

 

Her minâre ise kandîl ile bir meş‘aledir

İtmege togrı yola halkı hidâyet ramazân

 

Ramazannâmelerde, Ramazan gelmeden yapılan hazırlıklardan başlanarak Ramazan ayının sonuna kadarki süreç her şairin dilinde farklı bir hissiyatla dile getirilir. İlk sahurdan sonra oruçla mükellef Müslümanları en çok ilgilendiren vakit iftar vaktidir. Bu sebeple her aile gücü oranında oruçlu kimseleri memnun edecek zenginlikte bir sofra hazırlamaya gayret eder. Surûrî Efendi iftar vakti erişince çeşit çeşit nimetlerin sıralandığını, oruçlu olan kimselere Ramazanın bir ziyafet sunduğunu şu mısralarla dile getirir. Vakt-i iftâr irişüp yine dizildükçe ni’am / Ya‘nî sâ’imlere kıldukça ziyâfet ramazân.

Zenginin de fakirin de huzur ve mutlulukla geçirdiği iftarın ardından müminleri kaynaştıran bir sevinçli vakit daha erişmektedir: Teravih namazı... Müminler, iftar sonrası yanlarına çocuklarını da alarak teravih namazını kılmak üzere camilere akın ederler. Çünkü sohbet-i yaran ve münacat-ı Rahman, Müslümanlara rahatlık ve zevk vermektedir. Bu zevki Seyyid Vehbî şu şekilde terennüm eder:

 

Çık terâvîha da gör râhatı seyr it zevki

Bak ne hengâmeler olur gice hengâmında

Pandeminin gölgesinde ifa etmeye çalışacağımız bu Ramazanda, ecdadımızın Ramazan coşkusunu yeniden derhatır etme adına divan şairlerinin naif bir mirası olan “Ramazannâme” okumak, gönlümüze sürur vereceği gibi “Ramazan Medeniyeti”nin yeniden inşa ve ihyası üzerine bir kez daha düşünmemize vesile olacaktır.

(Doç. Dr. Mustafa Uğurlu ARSLAN / Dicle Üniversitesi)

 
Advertisement
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement