Dolar (USD)
32.59
Euro (EUR)
34.78
Gram Altın
2497.44
BIST 100
9446.19
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

28 Ocak 2024

​Edebî mahfillerden arda kalanlar

Ahmet Uysal’ın Ben de Çay Parası Ödüyorum isimli eserinde, Türkiye’nin son 40 yılının ilim, fikir ve sanat dünyasına ışık tutuluyor.

Edebî mahfiller, yani ilim, kültür ve sanat meselelerinin konuşulduğu mekânlar ne kadar güzeldir. Bunu en iyi, ancak bu ocakların takipçileri, tiryakileri bilir. Eski edebî mahfiller hakkında edebiyat araştırmacıları ve kültür tarihçileri, önemli incelemeleri yapıyor, mazide yaşananları âdeta günümüze aktarıyorlar. Esasen eski mahfilleri, birçok şair ve yazarın hatıralarında, kitaplarında veya kendilerine yöneltilen sorulara verdikleri cevaplarda bulabiliyoruz.

Şair ve Yazarların Mekanları

Edebî mahfiller dün vardı, bugün de İstanbul’un muhtelif semtlerinde ve bazı şehirlerimizde devam ediyor. Edebiyat Fakültesi’nde okurken hocalarımız, Beyazıt Camii’nin bitişiğindeki “Küllük”ten bahsediyor, müdavimi olan şair ve yazarlardan söz ediyorlardı. 1950’li yıllarda devrin meşhur kalem erbabı, âlimleri ve sanatkârları burada bir araya gelip sohbet ediyormuş. Romancı Tarık Buğra da yazılarında da Küllük’ten bahsetmeyi ihmal etmez. Zira buranın sıkı müdavimlerindendir. Küllük’ten sonra “Marmara Kıraathanesi”nin adı geçer hep. Bilhassa Mehmed Niyazi, Üstün İnanç, Reşat Şen, Ahmet Nuri Yüksel ve diğer büyüklerimiz burayı yıllarca bize anlattılar. Beyazıt’taki Marmara Kıraathanesi’ne 100’den fazla “Marmaratör”ün devam ettiğini öğreniyoruz. Bu meşhur kahve ve diğerleri hakkında rahmetli Mehmed Niyazi ve Ahmet Güner Elgin eserler yazdılar. Cem Sökmen ve Turgay Anar da devamını getirdiler.

İstanbul’da ki Edebiyat Mahvilleri

Edebiyat mahfilleri genelde merkezi semtlerde kurulmuştur. İstanbul Suriçi’nde daha ziyade Fatih, Vezneciler, Beyazıt, Divanyolu ve Bâbıâli’de tesis edilmiştir. Vezneciler’de “Yavrunun Kahvesi”, Beyazıt’ta “Küllük” ve “Marmara Kahvesi”, Yeniçeriler Caddesi’nde “Erenler” veya namı diğer Çorlulu Ali Paşa Medresesi, yanı başında İLESAM (Sinanpaşa Medresesi), daha sonra Kızlarağası Medresesi, Türkocağı ve Süleymaniye… Tabii bunların yanı sıra, Fatih muhitinin dışında Üsküdar, Kadıköy, Beşiktaş gibi ilçelerde de farklı grupların edebiyat ve sanat mahfilleri kurulmuştur.

Biz de Bir Mahfil Kurduk

Herkes kurar da biz geri kalır mıyız? Biz de 4 Mart 2008 tarihinde İstanbul Cağaloğlu’nda bir edebiyat mahfili oluşturduk. Arkadaşlarla Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği’ni (ESKADER) kurduğumuzda gayelerimizden biri ‘edebiyat mahfili’ne sahip olmaktı. İlk olarak, kültür sanat camiası için “Bâbıâli Sohbetleri”ni ihdas ettik. Yaklaşık on beş yıl boyunca Cağaloğlu’nda sohbetlerde bulunduk. Yaz kış devam eden bu buluşmalara toplumun her kesiminden insanlar geldi. Gençler, orta yaşlılar, olgun kişiler, hanımlar, erkekler, hatta lise öğrencileri. 500’den fazla toplantıda çok farklı konuları ele aldık. Uzman kişileri, ‘konuk’ olarak davet edip dinledik.

Kimler Geldi, Kimler Geçti?

Bâbıâli Sohbetleri’mizin adı bir ara “Bâbıâli Enderun Sohbetleri”ne dönüştü, sonra yeniden eski ismiyle yâd edildi. ESKADER ve “Bâbıâli Sohbetleri” âdeta özdeşti. Kültür sanat camiasının hâlâ yokluğunu hissettiği ve bir an önce başlamasını beklediği bu sohbetlere kimler gelmedi ki… Önce rahmet-i rahmana kavuşan bazı isimleri sıralayayım: Ziya Nur Aksun, Mehmed Niyazi, Osman Akkuşak, Orhan Okay, Necdet Yaşar, Nevzat Atlığ, Ali Nar, Safa Önal, Kemal Eraslan, Oktay Aslanapa, Semavi Eyice, Erol Mermer, Hamit Can, Kemal Çiftçi, Yücel Çakmaklı, Recep Seyhan, Aydil Erol, Servet Kabaklı, Yavuz Bahadıroğlu. Bugün aramızda bulunanlardan birkaç ismi hatırlayalım: Belma Aksun, Ebubekir Erdem, Ediz Hun, Engin Köklüçınar, Etem Çalışkan, Fırat Kızıltuğ, Galip Çakır, Üstün İnanç, Gürbüz Azak, Hasan Çelebi, Hüsrev Hatemi, İhsan Süreyya Sırma, İnci Enginün, İzzet Günay, Mehmet Maksudoğlu, Mehmet Zeki Kuşoğlu, Selahattin Alpay, Metin Eriş, Muzaffer Deligöz, Niyazi Sayın, Oğuz Çetinoğlu, Özcan Ergiydiren, Mustafa Tahralı, Özer Revanoğlu, Sabahat Emir, Sadettin Ökten, Salih Tuğ, Servet Armağan, Turan Oflazoğlu, Ünver Oral, Üstün İnanç, Yalçın Tura, Zeynep Kerman, Ünal Sakman, Zihni Göktay. Tabii bahsettiğim bu kıymetli kişilerin bir kısmı ile Bâbıâli’de değil Ali Emiri Efendi Kültür Merkezi’nde buluştuk. Bu mekânda düzenlediğimiz ESKADER Ödülleri vesilesiyle salona gelen ilim, kültür ve sanat dünyasından seçkin simalarla muhabbet, sohbet ettik.

Berekete Vesile

Edebiyat mahfilinin faydaları, katkıları çok. Öncelikle istişare mekanizmasını işletmeye başlıyoruz. Farklı fikir, inanç ve düşüncelere tahammülünüz artıyor. Görebildiğim kadarıyla Bursa, Ankara, İzmir, Konya, Kayseri, Kahramanmaraş ve Erzurum gibi şehirlerimizde bu tür mahfiller var. Mahfillerin olduğu şehirlerimizde dergilerin temeli atılıyor, yayınevleri kuruluyor. Yazar ve şairler güçlerini birleştiriyor, bir araya geliyor. Birlikte hareket etme imkânı doğuyor. Gençler örnek alacakları sanatkâr ve kalem erbabı ağabeylerini yakından tanıyor. Onlara sordukları ve aldıkları cevaplar sayesinde, kafalarındaki istifhamlar dağılıyor. Önlerine yeni ufuklar açılıyor.

Kahve Deyip Geçmeyelim

Fikir, sanat, edebiyat ve kültür çalışmalarına toplu olarak dönüp baktığımızda kolektif hareket etmenin ne kadar önemli olduğunu fark ederiz. Mesela edebiyatta bu mahfiller olmasaydı, edebiyat ve sanat dünyası bugün bu kadar bereketli, canlı, hareketli ve iyi olabilir miydi? Servet-i Fünun, Millî Edebiyat, Dergâhçılar, Beş Hececiler, Yedi Meşaleciler, Garipçiler, Hisarcılar ve bu oluşumların çekirdeğini oluşturan dergiler hep bu buluşmaların ardından vücut bulmadı mı? Haldun Taner bu konuda şöyle diyor: “Kahve deyip geçmeyelim. Orda yalnız kahve içilmez, nargile çekilmez, gazete okunmaz, avarelik edilmez. Kahve bir dayanışma yeridir. Oradakileri tanıyalım ya da tanımayalım, ister konuşkan, ister suskun olalım, kendimizi hiç yalnız hissetmeyiz.”

Ben De Çay Parasını Ödüyorum

Ben de Çay Parası Ödüyorum ismini taşıyan kitabın tanıtım gecesi, bir süre önce Fatih Kültür Sanat Merkezi’nde yapılmıştı. Takip ettiğim toplantı hakikaten muhteşemdi, renkliydi ve hafızalarda unutulmayacak kareleriyle yer aldı. Kültür sanat insanları, o gece salonu ağzına kadar doldurmuşu. Farklı mekânlarda devam eden kahve müdavimi münevverler bir araya gelmiş, kahve ile tanışma hikâyelerini anlatmış, hasret gidermişlerdi. O gece konuşan kahve müdavimleri arasında Mustafa Kutlu, Şaban Abak, Ekrem Ayyıldız, Ahmet Uysal, Alper Kama, Bayram Çiçek, Önder Baran Tunç ve Mehmet Ali Berçin de vardı. Kahve geleneği, on dakikalık videoda gösterilmiş, bu arada müdavimlerden Hakka kavuşan Mehmed Niyazi, Erol Olçok, Hilmi Oflaz, Mevlana İdris, Nusret Özcan, Ali Uğur, Mehmed Şevket Eygi gibi isimler, hayırla ve hürmetle yâd edilmişti. Türkiye’de bir döneme ayna tutan bu sıra dışı eser, altı yıl içinde imece usulüyle kaleme alınmış ve Ötüken Neşriyat arasına yayımlanmıştı. Kitapta 40 yılın birikimi var. Ekrem Ayyıldız ve merhum Mevlâna İdris’in editörlüğünü yaptığı eseri Doç. Dr. Ahmet Uysal hazırladı. Toplantıdan sonra hacimli kitabı okudum. Bir edebiyat mahfilinden, bir kahveden yola çıkarak, tanıklıklar eşliğinde Türkiye’ye sağlam ve sahici bakışları görüyoruz bu kitapta. Daha ziyade milliyetçi, muhafazakâr ve dindar münevverlerin buluştuğu bu kahvede farklı dünya görüşlerine ve mesleklere mensup aydınlar da görünmüşlerdir. Kitapta hikâyesi anlatılan kahve, 1980’den sonra kurulmuştur ve Marmara Kıraathanesi’nin devamı gibidir. Önce Çorlulu Ali Paşa Medresesi’nde bir araya gelen kahve müdavimleri “Erenler” diye tabir ettikleri bu kahveden İLESAM’ın bulunduğu Sinan Paşa Medresesi’ne geçerler. Ardından Yazarlar Birliği’nin hizmet verdiği Kızlarağası Medresesi’ne oradan da Türk Ocağı’na intikal edilir. Müdavimlerin son buluştuğu mekân, Süleymaniye’de bulunan Antik Kafe’dir.

100 Kişiyle Görüşüldü

Orijinal kapağıyla dikkat çeken eser hazırlanırken, kahveye devam eden yaklaşık 100 kişiyle görüşülmüş. Bu zatların hepsi de hatıralarını anlatırken ortamdan çok istifade ettiklerini, kahvenin kendileri için âdeta bir ‘okul’ olduğunu belirtiyorlar. Bugün bir kısmı sonsuzluk âlemine göç eden bu müdavimlerin bir bölümü ise farklı makamlarda bulunuyor. Aralarında siyasete girenler olduğu gibi, iş dünyasına atılanlar da var. Hatıralar şüphesiz her zaman zevkle okunur. Ama bir kahvenin merkezde olduğu kitaptaki hatıralar, çok daha fazla ilgi çekiyor. 512 sayfalık eserde, hain FETÖ 15 Temmuz darbe teşebbüsünde şehit düşen rahmetli Erol Olçok’tan günümüzün kıymetli hikâyecisi Mustafa Kutlu’ya birçok kişinin adı sıklıkla geçiyor. Mesela edebiyata meraklı gençlerin önce kahvede Mustafa Kutlu ile tanıştıkları, sonra da Dergâh dergisine uğrayarak çalışmalarını getirdikleri anlatılıyor. Burada Türkiye’nin siyasi gündeminin de yakından takip edildiği ifade edilen eserde, kahveye devam eden renkli kişilere özellikle yer veriliyor. Beyaz Saray Çarşısı, Sahaflar ve Bâbıâli’den bahsedilen kitapta kahveye devam edenlerden önemli bir kısmının medya sektöründe yer bulduğu, bazı yazarların bu meclislerdeki sohbetleri sütunlarına taşıdıkları anlatılıyor.

Bizler şifahi kültüre sahip olan, sohbet geleneği güçlü bir milletiz. Elbette bu buluşmaların, sohbetlerin irfanımıza, medeniyetimize, kültür ve sanat dünyamıza katkıları büyüktür. Ancak bu sohbetlerin de zapta geçmesi, kayda alınması ve gelecek nesillere aktarılması çok iyi ve hayırlı olur. Bu bakımdan edebî ve ilmî mahfillerde yapılan sohbetlerin kaleme ve kayda alınması, kitaplaşması çok yerinde, hayırlı ve gerekli bir hizmettir. Ben de Çay Parası Ödüyorum isimli kıymetli esere katkıda bulunan bütün dostlara teşekkür ediyorum. İnşallah bu sohbetlerde bulunmuş olan kalem erbabı arkadaşlar, kendi bakış açılarıyla yeni müstakil kitapları da yazmaya başlarlar.