Dolar (USD)
31.36
Euro (EUR)
33.97
Gram Altın
2099.86
BIST 100
9097.15
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

12 Şubat 2024

​Ekonomik veriler ne anlatıyor?

Merkez Bankasının Enflasyon Raporu'nun perdesini araladığımızda, Türkiye ekonomisinin nabzını tutan bir manzara ile karşılaşıyoruz. 2023 yılının sonunda %64,8 gibi göz kamaştıran bir tüketici enflasyonu oranıyla yüzleşirken, bu oranın önceden yapılan tahminlerle kusursuz bir uyum içinde olduğunu görmekteyiz. Ancak gözlerimizi geleceğe çevirdiğimizde, sahnenin değiştiğini ve 2024'ün sonunda enflasyonun %36'ya, 2025'in sonunda ise %14 seviyesine inmiş olacağını öngören bir tablo karşımıza çıkıyor. Bu iyimser senaryonun arkasında, Merkez Bankası'nın demir yumruk politikaları ve miktarsal sıkılaştırma adımları yatıyor.

Küresel ekonomik rüzgârların yönü, iç talebin nabzı, finansal koşulların sıcaklığı ve iktisadi faaliyetin ritmi gibi çeşitli faktörler bu büyük tabloda yerini alıyor. Merkez Bankası'nın enflasyon karşısında aldığı sıkı duruş ve parasal sıkılaştırma hamleleri, enflasyon beklentilerindeki iyileşme ve fiyatlama davranışlarındaki sınırlı düzelme gibi önemli gelişmeleri beraberinde getiriyor. 2023'ün üçüncü çeyreğinde iktisadi faaliyetin sınırlı bir büyüme sergilemesi, GSYİH'nin yıllık bazda %5,9 artışı ve çeyreklik bazda %0,3'lük bir büyüme ile bu tabloyu daha da renklendiriyor.

Enflasyonist baskıların dizginlenmesi ve dezenflasyon sürecinin hız kazanması için Merkez Bankası'nın kasım-ocak döneminde politika faizini %35'ten %45'e çekmesi, finansal koşullar üzerinde olumlu bir etki yaratıyor ve iç talebin beklenen bir şekilde dengelenmesini sağlıyor. Kredi piyasasında istikrarı sağlama ve finansal koşulları sıkılaştırma yönündeki kararlarının altını çizen Banka, toplam kredilerin yıllık büyüme oranının dördüncü çeyrekte %34,4'e gerilediğini aktarıyor.

Merkez Bankası'nın, parasal sıkılaştırmayı daha da pekiştirmek için aldığı miktarsal sıkılaştırma kararları, seçici kredi politikaları ve makro finansal istikrarı destekleyecek adımlar, ekonominin dengesini sağlama yolundaki kararlı adımlar olarak öne çıkıyor. Banka'nın fonlaması, gecelik faizler, zorunlu karşılık düzenlemeleri ve TL likidite yönetimi gibi önemli konular, bu geniş çaplı stratejinin temel taşlarını oluşturuyor.

Diğer taraftan 2024'ün henüz ilk ayında, Türkiye ekonomisinin vitrini, bir dizi renkli ve çarpıcı veriyle süslenmiş durumda. TÜFE Ocak ayında aylık %6,70, yıllık ise %64,86 artış göstererek, ekonominin enflasyonist baskılarla nasıl boğuştuğunu gözler önüne seriyor. Bu veriler, TÜFE'deki on iki aylık ortalamanın %54,72 olduğunu ve enflasyonun hâlâ yüksek seyrettiğini işaret ediyor. Giyim ve ayakkabı gibi bazı sektörlerde fiyat artışları sezon değişimine bağlı olarak nispeten düşük kalırken, lokanta ve otellerdeki %92,27'lik artış, vatandaşların günlük yaşam maliyetlerinde ciddi yükselişlerle karşı karşıya olduğunu anlatıyor.

Aralık ayında, sanayi üretimi endeksi, yıllık %1,6 artışla, ekonominin üretim cephesinde ılımlı bir iyimserlik sunuyor. İmalat sanayi ve enerji sektörlerindeki artışlar, ekonomik faaliyetin devam ettiğinin ve belirli alanlarda canlılık kazandığının göstergesi. Ancak madencilik ve taş ocakçılığı sektöründeki küçülme, bazı zorlukların hala mevcut olduğunu hatırlatıyor.

Tüketici güven endeksi ise Ocak ayında %3,9 artarak 80,4'e yükselmiş. Bu artış, tüketicilerin ekonomiye dair umutlarının tamamen söndüğünü söylemek için henüz erken olduğunu gösteriyor. Ancak bu endeks, hala 100'ün altında olduğu için, genel tüketici morali ve geleceğe dair beklentilerin ihtiyatlı bir iyimserlik içerdiğini ifade ediyor.

Bu veriler, Türkiye ekonomisinin, yüksek enflasyon, değişken sanayi üretimi ve tüketici güvenindeki dalgalanmalarla karmaşık bir dönemden geçtiğini ortaya koyuyor. 2024'ün ilerleyen aylarında, özellikle Şubat ayından itibaren, bu üç önemli gösterge arasındaki ilişkiyi daha da yakından incelemek gerekiyor. TÜFE'deki yüksek artış oranları, tüketici harcamaları üzerinde baskı yaratmaya devam edecektir. Bu durum, özellikle lokanta ve oteller gibi hizmet sektörlerinde fiyat hassasiyetini artırabilir ve tüketici harcamalarını daha temkinli hale getirebilir.

Sanayi üretimindeki artış, ekonominin üretim kapasitesinin ve rekabet gücünün korunmasında kritik bir rol oynayacaktır. İmalat sanayi ve enerji sektörlerindeki büyüme, iç ve dış talebi karşılayacak üretimi destekleyerek ekonomik büyümeye katkıda bulunabilir. Ancak, bu artışın sürdürülebilir olması için hammadde maliyetleri, enerji fiyatları ve küresel ekonomik koşullardaki dalgalanmalara karşı dayanıklılık göstermesi gerekecek.